Yetişkinlerin şiddeti arasında çocukların masumiyetini vurgulayan filmlere alışmışızdır. Bu filmde daha farklı bir hikâye izliyoruz. Yetişkinlerin dünyasından merhameti, masumiyeti, çocukların dünyasından da şiddeti görüyoruz. Çocuk dediğimiz varlık genelde duygularını çok uçlarda yaşadığı, bazı zamanlarda yapacaklarının sonuçlarını düşünmediği için öfkelenince şiddetleri…devamıYetişkinlerin şiddeti arasında çocukların masumiyetini vurgulayan filmlere alışmışızdır. Bu filmde daha farklı bir hikâye izliyoruz. Yetişkinlerin dünyasından merhameti, masumiyeti, çocukların dünyasından da şiddeti görüyoruz. Çocuk dediğimiz varlık genelde duygularını çok uçlarda yaşadığı, bazı zamanlarda yapacaklarının sonuçlarını düşünmediği için öfkelenince şiddetleri de uçuk olabiliyor. Bu filmde de bunu izliyoruz.
Aslında Christian ve İlyas (muhtemelen böyle yazılmıyor ama kolayıma geleni kullanacağım) ailevi sorunları olan çocuklar, İlyas'ın anne ve babası boşanma arefesinde bir çift. Christian ise annesini kaybetmiş, annesinin ölümünden sorumlu tuttuğu babasına öfke duyan sorunlu bir çocuk. İlyas daha iyi niyetli, fakat Christian'ın onu manipule etmesiyle yoldan çıkmaktan kendini alıkoyamıyor. Biz de bu iki çocuğun içlerinde büyüyen öfkeye ve intikam hırslarına şahit oluyoruz. İntikamını almak istedikleri mesele de büyük bir mesele değil. Sadece ailelerine duydukları öfke, yaşadıkları akran zorbalıkları derken küçük kar topu büyüyüp çığ oluyor.
İlyas'ın babasının merhamiyeti hoşuma gitmiş olsa da bir zaman sonra merhamette aşırıya kaçtığını gördüm. Şiddet çoğu zaman olayların çözümü değildir. Lâkin ünlü bir Türk büyüğümüz (Ziya Paşa olur kendileri) şöyle demiştir: ''Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.''
2 saatlik süre içinde birbirleri ile bir şekilde bağı olan ve her
karakteri net bir şekilde tanıyabileceğimiz sahneler izliyoruz. Christian'ın babasıyla İlyas'ın annesi daha geri planda kalırken (aslında konuyu okunca İlyas'ın annesinin bu kadar geri planda kalmasını anlamsız buldum, benim konudan beklentim bu şekilde değildi.) İlyas'ın babası ve çocuklar ön planda, hikâyenin ana merkezinde merhametin ve şiddetin başrolü olarak yer buluyorlar.
Ara sahneler bir şekilde ana konuya bağlanıp karakterleri tanıtmış olsa da biraz bölük pörçük bir anlatım olduğunu da söylemeden edemeyeceğim. Ağacın çok fazla dalı vardı. Bi' İlyas'ın anne ve babasının ayrılık meselesini izliyoruz, bi' İlyas'ın babasının çocuklarla ilişkisini izliyoruz, oradan bir anda Christian ve babasına geçiyoruz, babayı bireysel olarak görüyoruz. Hop okula gidip diğer çocuklarla olan kötü ilişkilerini izliyoruz. Çocukların öfkesini ve birbirleri ile olan iyi ilişkilerini izliyoruz. Bir anda bir mülteci kampına gidip oradaki insanları izliyoruz falan derken bu kadar dal biraz yoruyor doğrusu. Aslında karakterleri tanımak ve filmin verdiği mesajı almak ve de hikâyenin güçlü olması açısından gerekli sahnelerdi, fakat bunu bu kadar bölük pörçük vermek yerine daha derli toplu verselerdi daha iyi olabilirdi.
Filmin finaline gelirsek, daha doğrusu son kısmında yaşananlara gelirsek büyüyüp çığ olan kartopunun böyle bir sonuca yol açacağı biraz belli gibiydi. Filmin başlarında bunu anlamak imkansız gibi ama ilerledikçe ve hikâyeye hâkim oldukça nereye gideceğini tahmin edebiliyorsunuz. Gittiği bu nokta ve final beni yanıltmadı.