Kitabı okumamla birlikte Latince öğrenme isteği - oruslar moruslar kafamda şekillendi - oluştu. Mükemmel bir romana benziyor. Gizem romanı da denebilir. Okuyunca burayı güncellerim. Hiçbirşey olmasaydı, Ortaçağ sadece bu roman için bile okunurdu. Ortaçağı inanılmaz iyi betimlemiş usta. Her şeyde…devamıKitabı okumamla birlikte Latince öğrenme isteği - oruslar moruslar kafamda şekillendi - oluştu. Mükemmel bir romana benziyor. Gizem romanı da denebilir. Okuyunca burayı güncellerim.
Hiçbirşey olmasaydı, Ortaçağ sadece bu roman için bile okunurdu. Ortaçağı inanılmaz iyi betimlemiş usta.
Her şeyde erinç aradım, ama hiçbir yerde bulamadım; bir kitapla çekildiğim köşeden başka.
Dili de, tıpkı başkalarının yüzlerinden alınan parçalardan oluşmuş yüzü ya da kimi zaman kutsal nesnelerin artıklarından doğmuş kalıntılar gibiydi.
"ya da gözlerde. Işık olarak, güneş ışınlarında, aynalardaki imgelerde, düzenlenmiş maddeyi oluşturan parçalar üstünde renklerin dağılımında, günün ıslak yapraklar üstündeki yansımalarında duyulan Tanrı... Tanrı'yı, O' nun yaratıklarında, çiçeklerinde, bitkilerinde, suyunda, havasında öven Francesco'nun sevgisine daha yakın değil mi bu sevgi? Böyle bir sevgiden kötülük doğabileceğine inanmıyorum. Ama tenael dokunuşta duyulan ürpertileri en Yüce Varlık'la yapılan konuşmaya aktaran sevgi türünden hoşlanmıyorum... "
.. Ve güzelin görünümü erinç sağladığı ve susuzluğumuzu erinç içinde iyi ya da güzel şeylerle gidermek aynı şey olduğu için de, içimin büyük bir avuntuyla dolduğunu hissettim ve böyle bir yerde çalışmanın ne denli hoş olacağını düşündüm.
Çoğu kez, bilim adamı, büyü değil, sal bilim içeren kitapları saygısız gözlerden korumak için onları büyü gibi göstermelidir.
Maymunlar gülmezler; gülmek insana özgüdür; insan ussallığının belirtisidir.
""..., çünkü aklımızı Tanrı yaratmıştır; bu nedenle de bizim aklımıza hoş gelen, Tanrısal akla da hoş gelir; öte yandan, Tanrısal aklı ancak benzetim yoluyla, çoğu kez de yadsıma yoluyla, aklımızın süreçlerinden çıkarsadıklarımızla bilebiliriz. Böylece, görüyorsunuz ki, bazen gülme, akla aykırı saçma bir görüşün yapay yetkesini ortadan kaldırmak için uygun bir araç olabiliyor. Gülme, kötüleri şaşırtmaya, onların aptallıklarını ortaya çıkarmaya da yarat. Ermiş Maurus'un, kafirler kendisini kaynar suya attıkları zaman, suyun çok soğuk olduğundan yakındığı söylenir; kafir vali de suyun ısısına bakmak için aptal aptal elini suya batırıp yakmış. Ermiş şehidin iman düşmanlarını gülünç duruma düşüren güzel bir davranışı." "
Dışlanmışların toplumla yeniden bütünleştirilmesi, onların ayrıcalıklarının kısıtlanmasını gerektiriyordu; bu nedenle de, dışılandıklarının bilincine varan dışlanmışlar, öğretileri ne olursa olsun, sapkınlıkla damgalanıyorlardı. Dışlanmışlıklarının körleştirdiği bu insanlarsa, kendi adlarına, gerçekte hiçbir öğretiye ilgi duymuyorlardı. Sapkınlığın yanılgısı buradadır. Herkes sapkındır, herkes ortodokstur; bir akımın sunduğu inancın önemi yoktur; önemli olan sunduğu umuttur. Bütün sapkınlar bir dışlama gerçekliğinin bayrağıdır. Sapkınlığı kazı, altında cüzamlıyı bulursun. Sapkınlığa karşı girişilen her savaşın istediği tek şey şudur: cüzamlının olduğu gibi kalması. Cüzamlılara gelince; onlardan ne bekleyebilirsin? Üçleme dogmasının ya da Aşai Rabbani ayininin tanımının ne kadarının doğru, ne kadarının yanlış olduğunu ayırt etmelerini mi? Hadi canım, Adso, bu oyunlar biz okumuş adamlar içindir. Basit insanların başka sorunları vardır. Hem unutma, bunların tümünü de yanlış yoldan çözerler. Bunun için sapkın olurlar.
. Bu tanrıbilim ise doğal felsefe ve pozitif büyüdür.
Bilim önermeler ve onların terimleriyle uğraşır; terimler de tekil nesneler ve onların terimleriyle uğraşır; terimler de tekil nesneleri belirtirler. Anlıyorsun, değil mi, Adso, önermemin doğruluğuna inanmalıyım, çünkü onu deneyle öğrendim; ama ona inanmak için evrensel yasalar olduğunu varsaymalıyım. Ama onlardan söz edemiyorum; çünkü evrensel yasaların ve kurulu bir düzenin var olduğu kavramının kendisi, Tanrı'nın bunların tutsağı olduğunu sezdirir; oysa Tanrı öylesine saltık bir biçimde özgür bir şeydir ki, eğer isterse isteminin tek bir edimiyle dünyayı değiştirebilir.
*Saltık
"Eğer doğru anlıyorsam, bir şey yapıyorsunuz ve niçin yaptığınızı biliyorsunuz, ama ne yaptığınızı, niçin yaptığınızı bilmiyorsunuz."
"Peki ama nasıl oluyor da," dedim hayranlıkla, "kitaplığın gizemini içindeyken çözememiştinizde, dışarıdan bakarak çözebildiniz?"
"Tanrı'da dünyayı böyle bilir, çünkü onu yaratmadan önce dışarıdan bakıyormuşçasına zihninde tasarladı; dünyanın kuralını bilmiyoruz, çünkü onun içinde yaşıyoruz,, onu yaratılmış olarak bulduk."
"Bu kötü işte. Tanrı her şeyi bilir; biz onun bilgisine tapmalıyız."
Korkan bir adamı hiçbir şey bir başkasının korkusundan daha çok yüreklendiremez, ama beni gölgeye doğru iten, yüreklilik değildi. Diyebilirim ki daha çok, o görüntüleri gördüğüm zaman beni saran esrikliğe benzer esriklikti. Mutfakta, bir gün önce kitaplıkta beni etkileyen tütsülere benzer bir şey vardı. Belki de aynı şey değildi, ama benim gereğinden çok uyarılmış duyularım üstünde aynı etkiyi yaratmıştı. Aşçıların şarabın güzel kokmasını sağlamak için kullandıkları keskin bir kitren, şap ve peşek kokusunu alıyordum. Ya da belki de, daha sonra öğrendiğime göre, o günlerde bira çekiyorlardı(yarımadanın kuzey kesiminde oldukça beğenilen bir biraydı bu); benim ülkemin usulünce yapılıyordu bu bira. Süpürgeotu, abataklık mersini ve yabanbiberiyesiyle. Burun deliklerimden çok zihnimi esrikleştiren tüm baharatlar.
"Doğru" dedim, beğenerek. O zamana dek, her kitabın nesnelerden söz ettiğini sanırdım; kitapların dışında kalannsancıl ya da kutsal nesnelerden. Şimdi kitapların kendi aralarında konuşruklarını fark ediyordum. Bu düşüncenin ışığında, kitaplık bana daha da tedirgin edici bir yer gibi göründü. Uzun, yüzyıllar süren bir mırıltı, bir parşömenle bir başka parşömen arasında görünmez bir söyleşiydi demek ki kitaplık; canlı bir nesne, bir insan zihninin yönetemeyeceği güçlerin barınağı, birçok zihinden çıkmış, onları üreten ya da iletenlerin ölümünden sonra da varlığını sürdüren bir gizler hazinesi.
Gülmek, bir köylüyü bir an için korkudan kurtarır. Ama yasa korku aracılığıyla kendini kabul ettirir; yasanın gerçek adı Tanrı korkusudur. Oysa bu kitaptan, tüm dünyayı yeni bir ateşle tutuşturacak iblisçe bir kıvılcım çıkabilir: Ve gülme, Prometheus'un bile bilmediği yeni bir korkuyu yok etme sanatı gibi tanımlanacaktır. Gülen bir köylü için o anda ölmek önemli değildir, ama sonra, gülme özgürlüğü sona erince, dinsel tören yeniden Tanrısal tasarıma göre içine ölüm korkusu salacaktır. Oysa bu kitaptan, korkudan kurtularak ölümü yok etmek için yeni ve yıkıcı bir umut doğabilir. O zaman biz günahkar yaratıklar, Tanrısal bağışların belki de en sağgörülüsü ve en seveceni olan bu duygudan yoksun kalınca ne oluruz? Yüzyıllar boyu bilginler ve kilise babaları, yüce olanı düşünerek, aşağı olanın sefilliğinden ve kışkırtıcılığından kurtulmak için kutsal kokudan hoş kokulu özler damıttılar. Oysa bu kitap güldürüyü, taşlama ve mim'i eksikliklerin, kötülüklerin, güçsüzlüklerin yansılanmasıyla tutkuların arıtılmasını sağlayacak olağanüstü bir ilaç sayarak yapmacık bilginleri(iblisçe bir tersine çevirmeyle) aşağılık olanı kabul ederek, yüce olanı kurtarmaya çalışmaya itecektir. Bu kitap insanın, (sizin Bacon'unuzun doğal büyüye ilişkin olarak önerdiği gibi) yeryüzünde Cockaigne ülkesinin bolluğunu isteyebileceği düşüncesini doğurabilir. Ama bir şeye sahip olamayız ; olmamalıyız.
Sövgü bizi korkutmaz, çünkü Tanrı'nın lanetlenişinde bile, başkaldıran melekleri lanetleyen Yehova' nın öfkesinin çarpıtılmış bir imgesini görürüz.
Sorun, dünyayı kurmaktır; sözcükler neredeyse kendiliğinden gelir. Rem tene, verba sequantur. 1 sanırım, şiirde bunun tersi olur: verba tene, res sequentur. 2
1. (lat.) nesneyi yakala, sözcükler arkadan gelir.
2.(lat.) sözcükleri yakala, nesne arkadan gelir.
Ben kesinlikle bu anlamda bir tarihsel roman yazmak istiyordum; Ubertino ve Michele gerçekten var oldukları ve az çok gerçekten söylemiş oldukları şeyleri söyledikleri için değil, William gibi uydurulmuş kişilerin tüm söyledikleri ancak o çağda söylenmiş olacağı için.
Kıssadan hisse: Saplantısal düşünceler vardır, bunlar hiçbir zaman kişisel değildir, kitaplar kendi aralarında konuşurlar; tam anlamıyla yapılmış bir polis soruşturması suçlunun biz olduğumuzu kanıtlamalıdır.