Türkçeye Dünyanın En Zorlu Hapishaneleri olarak çevrilen belgeselde hapishane dünyasına çok yakından göz atıyor, suçlularla, pişmanlıklarıyla haşır neşir oluyoruz. Tabii belgesel psikolojik bir yapım olmadığı için mahkumların ruh hallerinden ziyade hapishanedeki yaşam şartlarına ve bu yaşam şartlarına karşın mahkumların tavırlarına…devamıTürkçeye Dünyanın En Zorlu Hapishaneleri olarak çevrilen belgeselde hapishane dünyasına çok yakından göz atıyor, suçlularla, pişmanlıklarıyla haşır neşir oluyoruz. Tabii belgesel psikolojik bir yapım olmadığı için mahkumların ruh hallerinden ziyade hapishanedeki yaşam şartlarına ve bu yaşam şartlarına karşın mahkumların tavırlarına şahit oluyoruz. Belgeselin ilk 5 sezonunu izledim. Son 2 sezon istediğim siteye düşerse izlemeyi düşünüyorum. Çünkü sunan abiyi ve anlatımını baya beğendim. Peki bu belgesel neyi, nasıl anlatıyor?
Neyi nasıl anlattığına gelmeden önce şu düşüncemi paylaşmak isterim. İlk sezonu Paul Connely adlı bir gazeteci sunuyor. Tüm mahkumlara karşı tavrı ''öldürülmekten korkuyorum''dan öteye gitmediği, onlarla birebir diyolağa girmediği ve çoğu olayda dışarıda kaldığı için net olarak hapishanenin yaşam şartlarını ve mahkumların davranışlarını gösterememiş. Gazetecinin kendine koruma mekanizmasıyla kaplayıp hapishane yaşamından uzak durması belgeselin etkileyici olmasının önüne geçmiş. Bu sebepten ötürü ilk sezon bana geçmedi. Aslında devam etmeyi düşünmüyordum ama sunucunun değiştiğini görünce bir şans vereyim dedim. İyi ki de vermişim dedirtti.
Evet, ilk sezondan sonra sunuculuğu eski bir mahkum olan (haksız yere hapid yatmış) Raphael Rowe devralıyor. Belgeselin yapımcıları da Paul'un sunuculuğunun kötü olduğunu farketmiş olmalılar ki 2. sezondan itibaren programı hapishane dünyasına hâkim olan bir isme emanet etmişler. Çok da iyi yapmışlar. Çünkü 2. sezondan sonra hava tamamen değişti. Raphael mahkumlara olabildiğince yakın davrandığı, onlarla birebir sohbetler kurduğu ve hapishanede yaşanan her olayın içinde olamasa dahi yakınında olmaya çalıştığı, tamamen oradaki bir mahkummuş gibi davrandığı için belgeselin anlatımı da etkileyiciliği de güçlendi. Hapishane dünyasını daha yalın bir şekilde gözler önüne sermeye başladı. İlk sezonda anlatım çok üstükapalı olduğu için neden bahsettiğindenn zorluğun ne olduğundan pek anlamazken 2. sezondan itibaren Raphael'in gelişiyle zorlukları yakından görüyor ve bir şeyleri sorgulamaya başlıyoruz.
Belgeselde her türlü hapishaneye, her türlü şartlara tanık oluyoruz. Kimi hapishane suçluları rehabilite edip topluma kazandırmaya çalışırken kimi hapishaneler esaretin de ötesinde cezalandırma yöntemi ile toplumdan soyutluyor. Çeteleşmeyi, çetelerin kavgasını, hangi suçluya nasıl yaklaşıldığını, gardiyanların tavırlarını, hapishanede yetkinin kimse olduğunu, hiyerarşiyi açık bir şekilde izliyor, görüyoruz. Kimi hapishanelerde yaşam şartları çok iyiyken, kimilerinde küçücük bir odayı yüzlerce kişi paylaşıyor. Kimilerinde mahkumlara sanat, zanaat gibi uğraşlar sunulurken kimilerinde tamamen dini eğitime odaklanıyor. Dünyanın dört bir yanından hapishanelerdeki en zorlu ya da en kolay yaşamlara tanık oluyoruz. Peki belgeselin sordurduğu soruyu ben size sorayım.
Bir suçluyu rehabilite ederek mi topluma kazandırmak gerekir? Yoksa cezalandırarak akıllanmasını sağlamak mı?
Diğer bir sorumda şu olacak: Terapi görmüş bir mahkum özgürlüğüne kavuştuğunda aynı suçu tekrarlayabilir mi? Yoksa bu terapi işe yarar ve pişmanlıkla hapishaneden çıkıp iyi bir insan mı olur?
Son olarak da şunu sormak isterim. Cezalandırma yöntemi kişiyi daha fazla suça mı iter? Yoksa korku duygusunu ön plana çıkarıp o suçtan uzaklaştırır mı?