Day - 81 - Collocation ================ Collocation/Eşdizim Nedir? İngilizce öğreniyorsun. Kelimelere çalışıyorsun. Karşına, “collocations” diye bir şey çıktı. Peki, nedir bu “collocations”? Hamburger ve patates kızartması. Çorap ve ayakkabı. Leyla ile Mecnun. Ferhat ile Şirin. Ya da, Lizzy ile Darcy.…devamıDay - 81 - Collocation ================
Collocation/Eşdizim Nedir?
İngilizce öğreniyorsun. Kelimelere çalışıyorsun.
Karşına, “collocations” diye bir şey çıktı.
Peki, nedir bu “collocations”?
Hamburger ve patates kızartması.
Çorap ve ayakkabı.
Leyla ile Mecnun. Ferhat ile Şirin. Ya da, Lizzy ile Darcy.
Collocation, yani Türkçesiyle “eşdizim”
terimi çok göz korkutucu görünse de, İngilizcede collocations aslında yalnızca yaygın olarak bir arada kullanılan iki veya daha fazla sözcüğü ifade etmek için kullanılır. Genellikle eşdizimlerdeki bu sözcüklerden birini bir benzeri ile değiştirdiğinde anlam teknik olarak aynı kalsa da ortaya çıkan ifade kulağa tuhaf gelecektir.
Eşdizimler eylemleri, duyguları ya da fikirleri ifade edebilirler. Hem resmi hem de gayri resmi, gündelik konuşmada kullanılabilirler ve İngilizcenin iş İngilizcesi, mesleki İngilizce gibi farklı türlerinin kendilerine özel bazı eşdizimleri vardır.
Her Gün Kullanabileceğin 5 İngilizce Eşdizim
1. Have a Good Time/Day – İyi Eğlenceler/Günler
Bu ifade kesinlikle not almak isteyeceğin bir ifade! Belki de İngilizce collocations arasında en sık duyacağın budur. Bu eşdizimde daima duyacağın en sık kullanılan İngilizce kelimelerden biri, “have” fiili. Ana dili İngilizce olan kimse “make a good time,” “enjoy a good time,” ve saire demez. Bu durumda daima “have” fiilini kullanırlar.
“Have a good time!” (“İyi eğlenceler!”) cümlesi gündelik, gayrı resmi durumda yapılan çeşitli konuşmaların, sohbetlerin sonunda kullanılabilir.
O akşamüstü sinemaya gidecek olan bir arkadaşının yanından ayrılırken, ona el salladığın esnada, “Have a good time at the movies!” (“Sinemada iyi eğlenceler!”) diyebilirsin. Ya da birileri tatile çıkıyorsa ve onları yola çıkmadan önce bir daha göremeyeceksen, “Have a good time on your trip!” (“Gezinizde iyi eğlenceler!”) diyebilirsin.
Buna çok benzeyen başka bir ifade de,“Have a good day!” (“İyi günler!”) cümlesidir ve bu ifade çok daha fazla yerde kullanılabilir. Bu cümleyi hem resmi hem de gayrı resmi konuşmalarda kullanabilirsin.
İster apartmanının önündeki seyyar satıcıyla konuşuyor ol, ister en yakın arkadaşınla ister resmi bir toplantıda iş ortağınla, onlara kuru kuru “Goodbye!” (“Hoşça kal(ın)!”) demek yerine, “Have a good day!” (“İyi günler!”) diyebilirsin.
Bu, karşındakinin kendisini daha neşeli hissetmesine sebep olur, üstelik sen de kendini daha hafif ve sevinçli hissedersin! Bir daha dışarıdayken, alışverişteyken ya da telefonda konuşurken bunu mutlaka dene. Birine iyi günler dilemenin kimseye bir zararı olmaz!
2. Catch a Cold – Soğuk Almak/Üşütmek
İngilizcedeki “catch,” fiilinin sözlük anlamı “yakalamak,” demek; “cold” da “soğuk” demek; fakat “catch a cold” ifadesinin Türkçedeki doğal karşılığı “soğuk yakalamak” değil de “soğuk almak” ya da “üşütmek”tir; hatta “şifayı kapmak” ve “nezle olmak” gibi ifadeler de bunun yerine kullanılabilir. Biri soğuk aldığında, genellikle burnunu çekiyordur ya da sesi kısılmış, boğazı şişmiştir. Kısacası, kendini hasta hisseder, nezle olmuştur.
İngilizcede bazen, “getting a cold,” ifadesini de duyabilirsin, ama “catch a cold” eşdizimi daha yaygındır.
Soğuklar kapıya dayandığında, İngilizce konuşulan bir yerdeysen pek çok kişinin birbirini, “Dress warmly so you don’t catch a cold!” (“Sıkı giyin de üşütme!”) diye uyardığını duyarsın. Bu nazik uyarı, “kışa uygun kıyafetler giymezsen üşütüp hasta olursun,” anlamına gelir ve elbette kimse hasta olmayı sevmediğinden, gayet yerinde bir uyarıdır!
Bu ifadeyi yaygın olarak duyacağın başka bir ortam da, iş ortamıdır. Bir çalışan işe gelemediğinde amirine, “I’m unable to come to work today as I caught a cold,” (“Bugün işe gelemiyorum çünkü üşütmüşüm.”) demesi muhtemeldir.
Kendini iyi hissetmediğinde (umarız bu çok sık olmaz!) bu eşdizimi kullanmayı deneyebilirsin.
3. Save Time – Zaman Kazanmak/Zamandan Tasarruf Etmek
“Save” kelimesinin anlamını “korumak, saklamak, tasarruf etmek” diye öğrendiğin için bu eşdizimin İngilizcesini gördüğün anda kafanda “time”ı, yani zamanı bir kutunun içine koyup dolaba kaldırmak gibi bir imge canlandıysa, hemen onu zihninden uzaklaştır. Aslında, belki de bu imgeyi hatırlaman daha iyidir, çünkü fotografik hafıza tekniklerine göre yeni öğrendiğin kelimeleri zihninde saçma imgelerle bağdaştırman, onları daha kolay hatırlaman için iyi bir yoldur! Neyse, konumuza dönelim. Elbette hepimiz zamanı bir kutuya koyup saklamanın imkansız olduğunu biliyoruz (yine de, olur da eğer bir yolunu bulursan lütfen bize de söyle!).
“Save time” eşdizimi, bir şeyi umulandan daha kısa sürede yapmayı ifade eder – ya da bazı durumlarda, hiç yapmak zorunda kalmamayı. Başka bir deyişle, o aktiviteyi yapmayarak, ya da daha kısa sürede yaparak kazandığın zamanı başka şeylerde kullanabilirsin. Bu şekilde zamandan “tasarruf etmiş” olursun. Bu fikir, indirim kuponuyla paradan tasarruf etmeye (“saving money”) benzetilebilir.
Bu eşdizimi genellikle reklamlarda görürüz, özellikle de teknolojik ürünlerin ve aletlerin reklamlarında. “X washing machines will help you save time by washing your clothes faster,” (“X marka çamaşır makineleri giysilerinizi daha hızlı yıkayarak zaman kazanmanıza yardımcı olur.”) gibi.
Bu eşdizim aynı zamanda günlük hayatımızda yaşadığımız pek çok durumda da kullanılabilir. Örneğin, eğer iş yerinde yapacak çok fazla işin varsa, iş arkadaşından sana zaman kazandırması için belgelerin fotokopisini çekmesi konusunda yardım isteyebilirsin. Ondan şöyle yardım isteyebilirsin: “I am very busy today. If you could copy these documents for me, you would help me save a lot of time.” (“Bugün çok yoğunum. Eğer benim için bu belgelerin fotokopisini çekersen, epey zaman kazanmama yardımcı olabilirsin.”)
4. Make a Difference – Fark Yaratmak
“You can make a difference!” (Sen de fark yaratabilirsin!)
Senin de tahmin edebileceğin gibi, bu ifade genellikle olumlu bir anlam taşır. “Make a difference,” yani, “fark yaratmak,” faydalı bir şey yapmak anlamına gelir—genellikle de toplumun iyiliği adına. Kuşkusuz, bu hepimizin yapmak istediği bir şeydir!
Örneğin, bir hayır kurumuna bağışta bulunduğunda, o hayır kurumunun hizmet ettiği bütün insanların hayatlarında bir fark yaratmaya destek olmuş olursun. İngilizce birkaç örnek de verelim: “When you volunteer your time at an orphanage, you’ve made a difference for the kids there.” (“Bir yetimhanede gönüllü olarak çalıştığında, oradaki çocuklar için bir fark yaratmış olursun.”) Ya da, “You can make a small difference for your neighbors simply by cleaning up trash along your street.” (“Sadece sokağındaki çöpleri temizleyerek bile komşuların için küçük bir fark yaratabilirsin.”)
Bu oldukça yaygın ve değişmez bir eşdizimdir—ana dili İngilizce olanların “make” fiilini değiştirdiklerini duyamazsın. Örneğin, “do a difference” ya da “create a difference,” demezler. Burada “make” yerine başka bir fiil kullanmak onlara çok tuhaf gelir.
5. Do Business – İş/Ticaret Yapmak
Bu eşdizim, en sık profesyonel ortamlarda kullanılır. “To do business with someone,” yani “biriyle iş yapmak,” şirketler ve müşteriler arasında ürün ya da hizmet satmayı ve satın almayı ifade eder, yani ticaret yapmayı.
Örneğin, eğer ana dili İngilizce olan müşterilerin ya da iş ortakların varsa, birlikte anlaşma yaptıktan, kontrat imzaladıktan ya da bir projeyi bitirdikten sonra onlara şöyle diyebilirsin: “It’s been a pleasure doing business with you.” (“Sizinle iş yapmak bir zevkti.”) Ya da, tanıdığın birinin bir şirketle kötü bir tecrübesi olduysa, sana şöyle bir tavsiyede bulunabilir: “Don’t do business with them!” (“(Sakın) Onlarla iş yapma!”)
Eğer iş yerinden bir meslektaşınla yalnızca kahve içiyorsan, buna “doing business,” yani “iş yapmak” denmez. Böyle dersen, eşdizimi yanlış bağlamda kullanmış olursun. Bu durumu “catch up” eşdizimini kullanarak “bir arkadaşla hasret gidermek, arayı kapatmak” anlamlarına gelen “catching up with a friend” kalıbıyla ifade etmek daha uygundur; ne de olsa, oturup sohbet ederek birbirinize hayatlarınızda neler olup bittiğini, birbirinizle ilgili kaçırdığınız gelişmeleri anlatıyorsunuzdur