Spoiler içeriyor
#18 Bir sürü serisini, farklı oyuncularla çıkarıp animasyonunu yapmazsak da olmaz dedikleri filmin ikincisiyle karşınızdayız, Spider Man: Across the Spider Verse. İsterseniz ilk filme spoilerlı bir şekilde göz atalım. Sonrasında ikinci filme geçebiliriz. Eğer ilk filmi izlemediyseniz, ilk onu izlemenizi…devamı#18
Bir sürü serisini, farklı oyuncularla çıkarıp animasyonunu yapmazsak da olmaz dedikleri filmin ikincisiyle karşınızdayız, Spider Man: Across the Spider Verse.
İsterseniz ilk filme spoilerlı bir şekilde göz atalım. Sonrasında ikinci filme geçebiliriz. Eğer ilk filmi izlemediyseniz, ilk onu izlemenizi tavsiye ederiz. İlk filmde Miles yani ana karakterimiz, yeni yatılı okuluna çok isteksiz bir şekilde başlamak zorunda bırakılıyor. Ama isteksizliğini okulda geçirdiği her an belli eden Miles, kaçarak amcasının yanına geliyor. Amcasıyla bir grafiti yaparken onu ısıran bir radyoaktif örümcekle, her filmde olduğu gibi ısırılan karakterimiz sonraki gün dönüşüyor. Bu her Spider-Man serisinin başında olan ve olacak ortak tek sahne herhalde. Bu serinin farklı yanı ise çoklu evrenler. Yani bir sürü Spider-Man. Spider-woman'dan tutun Anime-Spider'a kadar bir sürü değişik spider türü. Filmin en güzel yanı klişelerle dalga geçilmesi ve filmin her yanında espritüel sahneler bulunması. Tabi bir yakının kötü karakter olarak çıkması da diğer serilerde izlediğimizden farklı bu filmde. İlkinde Miles'ın kendini ve spider-man olduğunu kabullenişini izliyoruz. Son dakikalardaki metaforik baş aşağı duran kamera sahnesini ise senaristler senaryoya şöyle yazmış:
"The camera is UPSIDE DOWN! Miles isn't falling through frame. He's RISING!" (Kamera baş aşağı durumda. Miles camdan düşmüyor, yükseliyor.)
İlk filmdeki gibi ikinci filmde de mükemmel seslendirmeler dinliyoruz. Gerçekten dublajla izlenmemesi gereken nadir animasyon filmlerinden biri. Hailee Steinfeld, Nicolas Cage, Jake Johnson bu şaheserlerin oluşmasını sağlayan isimlerden bazıları.
Spider Man'in animasyon serisi için "forced animation to evolve" ya da " revolutionary animation technique" denildiğini duymuşsunuzdur. Yani animasyonun sınırlarını zorlayan, gelişmesini sağlayan ve devrim yaratan teknikleriyle işi zirveye taşıyan bir seriden bahsediyoruz. Bunun en büyük örneği, arka planı 24 kare hızla oynatırken, önündeki karakteri 12 kare hızla oynatılması ve bu şekilde karakterin hareketlerine bir keskinlik katılması. Sanki filmin içindeki karaktermişsiniz hissini de bu şekilde daha fazla hissedebiliyorsunuz.
Bir diğer teknik ise normal bir filmdeki ya da animasyondaki gibi belirli bir odak olmaması. Normalde odak öndeki karakteri olup, arka plan bulanıklaştırılırken, bu filmde sanki çizgi roman içindeymişsiniz ve çizgi romanın sayfalarını karıştırıyormuşsunuz hissi uyandırılıyor. Bir odak söz konusu değil yani. Ayrıca iki filmi ele aldığımızda çok büyük bir gelişme görebiliyoruz. Bu da ilk filmden sonra beklentilerin çığ gibi olmasını, beklentilerin bile üstünde bir film çıkarmakla nasıl aştıklarını gösteriyor izleyenlere.
Bir diğer insanı ekrana bağlayan şey ise her köşeye yerleştirilmiş sürprizler. Buna film sektöründe 'Easter Eggs' deniliyor. Seyircilerin her an yakalayamayacağı ama yakalandığında insana izleme zevkini üst düzeyde aşılayan sürpriz ikonlar.
Bazen de hemen gözümüzün önünde olan şeyler. Mesela Doctor Strange ayrıntısı gibi. Bu ayrıntıdan sonraki portal sahnesi ve Spider-punk’ın portal açış sahnesi de mesela ayrıntıyı ne güzel kuvvetlendirmiş değil mi? Ayrıca Andrew evrenini görmek de hoştu.
Mesela bir önceki filmde spider-man olduğunu kabul ettiğinde amcasının hareketlerinden de esinlendiğini bilmem fark ettiniz mi. Bu filmde de babası durmadan amcasına çekmiş deyip duruyor. Bu da gözümüzün önündeki başka bir ayrıntı. Son sahnede de diğer evrende onunla yaptığı konuşma, aslında amcasının iyi biri olmasını ne kadar istediğini gösteriyor bize.
Peki ilk filmdeki Miles’ın atlamaktan korktuğu için geri döndüğü ve merdivenlerden indiği sahneyi hatırlayanlar var mı? Aynı sahneyi bu filmde de babasının yaşaması ne kadar güzel bir ayrıntı. Hatırlamanız için şu suratlarının çekildiği iki sahneyi koyalım.
Başta bahdettiğimiz final senaryosunun da benzerlerini görüyoruz ikinci filmde. Gwen’le buluştuklarında gittikleri binanın tepesinde ters durmaları gibi. Tabi ondan öncesinde bize bir şehir turu attırıyorlar binalarından arasından süzülerek. Tam bir görsel şölen orası da.
Örümcek adam profesyonelliği diye bir şey var ve izlerken insana zevk veriyor. Bu profesyonellik en çok koşuşturmalı sahnelerdeki esprilerle belli ediyor kendini. İzleyici bile ekrana kitlenirken, karakter arkasını dönüyor, bir espri yapıyor ve gözleri arkasındaymışçasına rakibi alt ediyor.
Pav adındaki Hint aksanlı karakterimizin yaşadığı yer Mumbattan; Mumbai ve Manhattan şehirlerinin birleşimi ele alınarak konulmuş bir isim. O da gördüğümüz tüm spider-man karakterleri gibi zirvedeki eğlence anlayışıyla filme giriyor ve gerçekten sahnelerinde gülmeden yapamıyorsunuz. Hey Pav! Chaay Tea hakkında biraz sakin olmalısın dostum…
Annesi ona buraya ait olmadığını söyleseler bile onları dinleme demişti ve Miles kendi hikayesini yazmaya karar verdi. Kimseyi dinlemedi, kimsenin onun kaderini yazmasına izin vermedi ve spider-man olduğuna inandı. Son sahnede aslında gerçekten o örümceğin Miles’ı yanlışlıkla ısırdığını ve gerçekten Miles’ın Spider-Man olmaması gerektiğini anlıyoruz. Büyük ihtimalle tek Spider-Man olan Miles da bizim Miles ve diğer hiçbir evrende bu böyle değil. Film gerçekten çok fena bitti ve hemen diğer filmine ihtiyacımız var gibi dünyaca.
Önceki filmde Miles daha çok Spider-man nasıl olunur sorusunun üstüne düşerken, bu filmde çok daha fazla şeyle uğraşıyor. Aşık olduğu bir kız, büyüdüğünü ailesine anlatama, kendine güvensizlik, güvenini kıran insanlar, ona olması gerektiği yerde olmadığını ve bir hata olduğunu söyleyenler, evrenlerin karışıklığı…Miles en sonunda sadece kimsenin onun yolunu çizemeyeceğine ve kendi yolunu tamamen kendi çizebileceğine inanıyor. Onun için önemli insanları kurtarmak ve herkese onun bir hata olmadığı anlatmak için verdiği uğraşları göreceğiz diğer filmde de büyük ihtimalle.
Son zamanlarda Marvel Cinematic Universe, 'Multiverse Saga' denilen 'Çoklu Evren' üzerine kurulu bir yol ayrımına girdi. Bunu Spider-Man: No Way Home’da da gördük bu animasyon serisinin dışında. Animasyon yapım herkese hitap etmese de ve maalesef bunun çocuklar için olduğunu düşünen bir kesim de olsa, bu iki film Spider-man serilerinin en iyisi. En çok düşünülmüş, en çok klişeden kaçan ve tekrarlamayan seri. Tobey, Andrew ve Tom serileri niyeyse hep birbirini tekrarladıkları hissini veriyor. Bir seri daha gelmeyeceğini umuyorum bu şekilde ve herkesin de böyle düşündüğüne eminim. Ama bu animasyon bildiğiniz tüm serileri unutturuyor ve zaten ana karakterimizin adı Peter değil! Gwen bir Spider-Woman ve May hala değil bir amca figürü var. Yüzlerce farklı spider-man olmasını geçtim, hepsinin mükemmel tarzları, farklı ırkları ve gülmekten ağlatan mizah anlayışları var. Bu seri gelmiş geçmiş en iyi animasyon ve en iyi Spider-Man serisidir. Son olarak Chai Tea ya da Chaay Tea, Çay çay demektir ve bu kahve kahve demekle aynı şeydir! İyi seyirler.
✔️10/10
'28.08.23