Devam ediyorum Oscar adaylarını değerlendirmeye. Bugünkü konuğumuz Cannes'te ödülle ayrılmış bir film. Eşi Samuel ve görme engelli Daniel ile birlikte dağlarda herkesten uzak bir yaşam sürdüren Sandra'nın hayatı eşi Samuel'in ölümüyle altüst olur. Eşinin ölümünün baş şüphelisi olarak yargılanırken olayın…devamıDevam ediyorum Oscar adaylarını değerlendirmeye. Bugünkü konuğumuz Cannes'te ödülle ayrılmış bir film.
Eşi Samuel ve görme engelli Daniel ile birlikte dağlarda herkesten uzak bir yaşam sürdüren Sandra'nın hayatı eşi Samuel'in ölümüyle altüst olur. Eşinin ölümünün baş şüphelisi olarak yargılanırken olayın tek tanığı da 11 yaşındaki Daniel'dir. Böyle araştırmalı, soruşturmalı konular ilgimi çekiyor. Dedektif hikâyelerini seviyorum. Dedektiflerle, soruşturmacılarla beraber kendimce kanıtları değerlendirmek ve de eğer varsa suçlunun kim olduğunu tahmin edip olağan şüphelileri analiz etmek hoşuma gidiyor. Bu filmden aldığım tadın aynısını 12 Kızgın Adam'da almıştım. Uzun zamandır bu kadar detaylara dikkat eden, kişilerin psikolojisini de derinlemesine analiz eden bir film izlememiştim.
Ağır ağır süregelen bir anlatıma sahip. Olay yaşandıktan sonra -Samuel'in ölümü- anlatım biraz hızlanıyor ve aynı anda karmaşıklaşıyor. Çünkü kendimizi bir soruşturmanın içerisinde buluyoruz. Uzun mahkeme sahneleri var. Böyle şeyleri sevmeyenler için sıkıcı olabilir. Zira filmin büyük bir kısmı bu sahnelerle geçiyor. Samuel'i sadece Sandra'nın anlattıkları kadarıyla biliyoruz bu da biz izleyicileri olayın cinayet mi intihar mı olduğunu tahmin etmesini zorlaştırıyor. Sanırım filmim böyle bir amacı da yok. Amaç kişilik analizi yapmak ve olaylar karşısında suçlu veya suçsuz olsun bir kişinim verebileceği olağan tepkileri göstermek.
Filmin karakter analizi, konuyu anlatım şekli, şüphelinin (Sandra), tanığın (Daniel) ve avukatların tepkileri, değerlendirmeleri güzeldi. Beni bu konuda etkiledi ve kendine çekti. Zaten film uzun konuşmalarla ve karşılıklı tezler ve antitezlerle geçiyorsa konuşmaların ve değerlendirmelerin etkileyici olması gerekir. Bu filmde bunu başarmış.
Eğer gerilim ve suçun verdiği bir aksiyon beklentisiyle izlerseniz beklediğinizi alamazsınız, heyecanlı bir tarafı var ama aksiyon yok filmde. Dediğim gibi büyük bir kısmı karşılıklı konuşmalarla ve mahkeme sahnelerindeki savunmayla geçiyor. Yaşanan olayın geriye dönüt sahnelerle canlandırması da yapılmadı. O sebeple de konuşmaları analiz etmesi heyecanlı olsa da canlandırma olmadığı için suç ve gerilim konusunda tatmin edici değil. Yani aradığı bu olanlar hiç girişmesin.
Filmin müzik seçimi güzel olsa da biraz da rahatsız ediciydi. Fazlasıyla gürültülü. Özellikle ilk başta Samuel'in gazeteci kadını kaçırmak için çaldığı müzik baya rahatsız ediciydi. Gazeteci ve Darcia ile beraber ben de rahatsız oldum. Fakat bu olumsuz bir şey değil. Seyirciye 'bunda ne var?' dedirtmemek ve mantıklı gelmesini sağlamak için olabildiğince rahatsız edici şekilde kullanmışlar müziği. Bu kadar abartmasalardı iyiydi.
Sürekli konuşmalarla geçen bir film için uzun bir süresi var. Eğer cinayet işlendi mi işlenmedi mi, olay nasıl gerçekleşti gibi merak uyandıran soruları sordurmasa ve de soruşturma ilerleyip bir şeyler anlatıldıkça daha çok dikkat çekmese sıkabilirdi. Yani konuşmayla geçen filmleri sevmeyenleri de biraz da olsun bu yönüyle bağlar bence.
Sandra karakterine hayat veren Sandra Hüller'in oyunculuğu baya iyiydi. Ondan daha çok şu karşıt avukatın -Sandra'nın suçlu olduğunu düşünen- oyunculuğunu beğendim. Genel olarak filmdeki oyunculuklar dikkat çekiciydi ama bu iki isim öne çıktı gözümde.
Final filme göre epey zayıf kalmış. Beni hiç tatmin etmedi. Ters köşe falan beklemiyordum, zaten buna açık bir film değil ama yine de daha akılda kalıcı bir final beklerdim. Bir de bence net bir cevap vermedi sorulan sorular hakkında. Neler olduğunu, olayları, yaşananları bütünüyle anlatıp takdiri seyirciye bıraktılar.
Eğer 12 Kızgın Adam, Beklenmeyen Şahit gibi mahkemede geçen filmleri seviyorsanız izlenir.