"Bakışlarında soğukluk, huzursuzluk ve utanç vardı, öfke yoktu, güven yoktu, sadece gerçek vardı, onu mistik duygularla titreten özlem yoktu. Elleri tıpkı yükseklerde uçarken kırılmış kanatlar gibi narin gövdesinin iki yanına düşmüştü. Onun için hayat hâlâ güzellik ve gariplikten oluşan bir…devamı"Bakışlarında soğukluk, huzursuzluk ve utanç vardı, öfke yoktu, güven yoktu, sadece gerçek vardı, onu mistik duygularla titreten özlem yoktu. Elleri tıpkı yükseklerde uçarken kırılmış kanatlar gibi narin gövdesinin iki yanına düşmüştü. Onun için hayat hâlâ güzellik ve gariplikten oluşan bir muammaydı, ama düşercesine uyandığı rüyayı sevmeye cesaret edemiyordu."
"Çünkü karşılaştığımız her kadının güzelliğinin farkına varıp resmedemezsek, sevdiğimiz kadınların hoş güzelliğini ne ile kıyaslayıp resmedebiliriz ki? Bizler, Tanrı'nın birer sureti değil miyiz ve en mükemmelini tasvir edebilmek için görünmeyenin soluk bir kopyası olsa da, mükemmele en yakınını resmetmemiz gerekmez mi?"
"Kısa sürede birbirlerine o kadar uzak, fakat duygularının sadeliği ve saflığı bakımından bir o kadar da benzer olan bu iki insanı gizli bir ihtiyaç birbirine bağladı. Biri hayatın derinliklerinde yalnızca açıklık ve sessizlik olduğunu öğrenmiş, uzun günler ve yıllar sade yaşamış, deneyimli bir adamdı. Diğeri ise karanlıkta kalmış gibi kendine hayal dünyasına kapattığı için hayatı yaşamamış ve aydınlık dünyadan gelen ilk ışığı tüm içtenliğiyle kabul edip, tek renkli, sakin bir ışıkla geri yansıtmış bir genç kızdı. İkisi de insanların arasında yalnızdılar; bu nedenle birbirleriyle yakınlaştılar. Aralarındaki cinsiyet farkının bir önemi yoktu."
"Aralarında sessiz, fakat yavaş yavaş sarsılmaya başlayan bir duvar vardı: halkları ve dinleri farklıydı, birbirlerini yabancı, düşman görmek ve birbirlerinden şüphe duymak için eğitilmişlerdi ve bunlar ancak büyük bir sevgiyle aşılabilirdi. Kız farkında değildi, ama böyle eğitilmiş olmasaydı içindeki sevgiyle, biriktirdiği soylu sevgiyle ağlayarak adamın göğsüne yaslanır, ona yalnız geçen günlerinin gizli korkularını, büyüyen özlemini, acısını ve mutluluğunu itiraf ederdi; oysa şimdi bakışları, suskunluğu, huzursuz hareketleri ve imalarıyla ruhunun en gizli sırlarını ele veriyordu; yüreğindekilerin gün yüzüne çıkmak istediğini ve en içten duygularının açık açık ve içinden gelen bir coşkuyla dışa vurulduğunu her hissettiğinde karanlık ve görünmez bir el gibi gizemli gücünü topluyor ve söylemek istediklerini engel oluyordu."
"Artık hakkında çok az şey bildiği, kaybettiği bir dünyaydı bu; puslu renklerde yeniden uyanmış, içini yakıcı bir özlemle, gözlerini yaşla doldurmuştu."
"Uzun zamandır unuttuğu, tozlanmış ve üstü örtülü halde ruhunda duran her şey açılmıştı. Yine getto'nun karanlık sokaklarında evine gider gibiydi. Birdenbire tüm bağlantılar ortaya çıkmıştı, her şeyi çok net hatırlıyordu ve bazen rüya sandığı şeylerin aslında gerçek ve geçmiş hayatı olduğunu anladı."
"Konuşmak için doğru sözcükleri aradı ama boşuna: Hepsi kurşun gibi ağırdı ve sahte bir metal gibi çınlıyordu. Tek bir anının kıza verdiği acı karşısında kelimelerin kalabalığı ne işe yarayabilirdi ki?"
"Yetmiş yıl inandığı Tanrı'yı bir dakikada inkar etti. Tanrı'nın bilge ve şefkatli eli ona yaratıcılık yeteneğini ve mutluluğunu verip, ihtişam vaat ettikten sonra onu yine karanlığa gömmek isteyebilir miydi? Bu Tanrı'nın bir isteği olamazdı, olsa olsa alay eden bir iradenin oyunu olabilirdi, Tanrı'nın değil."