Spoiler içeriyor
rica ediyorum böyle duygu yüklü hikayelere ('yapıma' demek istemeyeceğim kadar gerçekti) sadece duygu yüklü insanlar maruz kalsın ('tüketsin' diyemem çünkü bu alelade bir sinematografi ürünü veya izle ve geç içeriği değil, en azından ben ve ailem için) ve uzun uzun…devamırica ediyorum böyle duygu yüklü hikayelere ('yapıma' demek istemeyeceğim kadar gerçekti) sadece duygu yüklü insanlar maruz kalsın ('tüketsin' diyemem çünkü bu alelade bir sinematografi ürünü veya izle ve geç içeriği değil, en azından ben ve ailem için) ve uzun uzun film kritiği yapan uzman sinefili oynamaktansa sadece hissedin.
teknik kusur aramayın, hissedin.
son günlerde en özdeşim yaptığım hikaye.
çünkü benim hikayem, ben gibi birçokların hikayesi.
'ölüm bekleyebilir' diyerek yazıya devam etmek istiyorum.
'ölüm bekleyebilir!'
(bekleyebilir-di)
Buradan itibaren durun ve ERTELEMEDEN filmi izleyip öyle gelin.(sözümün kıymeti varsa tabii çünkü ciddi spoiler ve özyaşam öykümü içeriyor yazının devamı veya gelin bir yazı okur gibi devam edelim, sabahına da unutalım)
acıyı yönlendirmek tabiri ve rasyonel bir zemine oturmayan kendine zarar verme meyli o kadar anlattı ki en içimden, kökümden gelen bir şeyleri.
çaresiz mimikleri bize sunan genç oyuncu eminim benzer bir serüvenin başrolüdür kendi hayatında aksi takdirde inanamam bu sıkışmışlığın ve hayat tarafından bertaraf edilmişliğin rol icabı olduğuna.
bu karanlık hisler sadece ergenlik gibi sancılı bir süreçten değil onun çok farklı ve yüksek muhtemelle özel olmasından kaynaklanıyordu.
coping mechanism'imiz bile çok benzer nicholas'la: yazmak...
yazının muhtemelen buradan sonrası daha da çok şahsi devam edecek, neyse ki kimse bu platformda gerçek beni tanımıyor, bu gönderiyi özel hayatımdan ise sadece filmi izlemesine ve hikayemi-beni tanımak suretiyle bazı insanları (ben değil, ben gibi başkaları) anlayıp kurtarabilmesine hizmet etmesi için birkaç arkadaşıma, aile üyeme ileteceğim.
bu genç ailesinin de hikayesiydi sayın okuyan, kıçını kırıp bu filmi izlersen bana ve serüvenime saygı duyarsın.
öncelikle babamın babası, filmdeki hopkins'in canlandırdığı karakter gibi bir canavarmış: aile içi şiddet, ve bu dünyada beni en irrite eden kavram 'HIRS' tarafından zehirlenmişlik...
işin komik bir karması da her oğul da babasına dönüşür, benim babam da nicholas'ınki gibi kendi travmalarının dümene geçmesiyle yaraları tarafından yönetildi ve bana kendi babasının yıkıcı cümlelerini sarf etti.
bunu bir manipülasyon veya ajitasyon olarak sunmuyorum size, bu sadece benim zihin kusmuğum. :)
sevdim bu tabiri.
benden hep bir neden istedi sevenlerim, niye böylesin ne yaşamış olabilirsin bla bla.
belki de bir niye yoktur ortada seni tatmin edecek.
vereceğim cevaplar doyurmayabilir veya TAM TERSİ seni dumura uğratabilir.
yine de devam ediyorum babalarımızdan kaynaklanan yarayla.
benim babam kendi öğretmen babası tarafından tabiri caizse kırbaçlanıp bir yerlere gelmiş bir adam. kendi celladına, babasına da bir o kadar hayran. o diktatöre tapar halde. şuan bile bu böyle. her şeye rağmen. ondan çaldığı onca güzel güne rağmen. hatta kendi özgürlüğü için üniversite bahanesiyle ülkenin bir ucundan bir ucuna kaçmasına sebebiyet vermesine rağmen. erken yaşta dedemi kaybetmişiz, hiç tanışamadım. sadece korkutucu bir masal dinler gibi ürpererek dinledim onun dominant, kuralcı, muhafazakar yanını. ve babam istemsizce bunu bana da ödetti.
en iyisi olmamı, akademik hayatı her şeyin üstünde tutmamı ve onun baskısıyla boğdu beni.
steteskobu boynumda görene dek elleri boynumda sıktıkça sıktı. (göremedi, vermedim bunu ona, bir hayal kırıklığı olmayı göze alarak)
filmdeki baba figürü Peter da kendini babasının saçma ve dünyevi sorularını oğluna dayatırken bulunca afalladı, sinir krizi geçirdi, aslında dönüşmekten korktuğu kişi olmuştu.
bu filmi özyaşam hikayesi olarak ele alıp bizzat kendi versiyonumu sunayım size.
benimki farkına bile varmadı.
ve benimki asla Peter gibi babasıyla yüzleşemedi çünkü babası bir hayaletti.
bir hayaletle savaştı babam.
beni de lanetledi bu savaşın ortasında, ateşli çatışmanın tam merkezinde konumlandırırcasına.
Peter ise babasının karşısına dikildi de ne mi oldu?
Fiyasko!
'İstersen o canavar rolünü sahiplenirim, sen de kendi hayatında ne kadar ilgili, modern, örnek baba olduğunla böbürlenir bunu bana kanıtlamaya gelirsin, ama beni kendimden utandırmaz bu, çünkü senin kurban zihniyetin acizliktir ,bunu artık aş.' tarzı bir şeyler geveler hem suçlu hem güçlü bir konumda.
Kendisi iş hayatını aile kurumunun önüne koyan psikopatın tekidir.
Ama benim de sikimsonik üniversitemde meslek hayatlarında bunu yapacağına adım gibi emin olduğum o kadar çok potansiyel canavarlar, potansiyel ebeveynler var ki, bunu her gördüğümde de sessizleşiyorum.
Demek ki ebeveynler her şeyin öznesi olmaya devam edecek her alanda benim neslimde de ve gelecek nesillerde de.
Peki şimdi ne yapmalı'ya gelelim.
Yapılacak radikal ve göğüslenilmesi gereken iğrenç bir tedavi süreci var.
Çünkü ortada baaaammm ilk girişim!
it was a cry for help süsü verilen hem de.
Psikiyatri koğuşu!
Etimle kemiğimle nefret ettim.
Bunu nasıl anlatabilirim bilmiyorum.
Hissettin mi bu kuru ifadelerimden?
Öldüm ben biliyor musun?
Bu cümleleri onun anısına yazıyorum.
Doktorlara güvenmeli mi hala kocaman mı kocaman bir sorunsal olarak gündemimizde yer alıyor.
Nicholas'ın hikayesi çok trajikti, annemle izledik ve ters köşeye uğradık iki kere film boyunca (filmi izlemeden okuyorsan sonrasında filmi izlersen sana ters köşe gibi gelmeyecektir.)
Benim de insanları iyi olduğum yalanına nasıl ustaca inandırdığım günler aklıma geldi.
Dedesinin babasına aldığı silahla yok etti bendini en nihayetinde ve annemle beni o patlama sesi yerimizden zıplattı ve aralıksız 2 saat hıçkırağa boğdu.
Katili dedesi mi?
Uzun hikaye şu nesillerce zircirleme aktarılan travma muhabbeti.
Doktorlara ve tıp bilimine güvenelim mi ona geri dönelim.
Benimkinde koca bir şanssızlık sebebiyle yanıt 'hayır'dı.
Beni cevap vermeyen medikal tedaviye, bilime küstüren cinsten hem de.
Kafama kürlerce yıldırım indirme gibi zor kararları aileme aldırırken bile bundan hiçbir şeymiş gibi bahsederdi.
'Kızınızı hastaneye yatırmaktan başka çaremiz yok. Korkmayın. Böyle çok vakam oldu. İki hafta sonra kırmızı rujunu sürüp güle oynaya klinikten ayrılacaktır.'
Bu basit ifade şekli bile bizimkileri dehşete düşürdü, klinik mi, aman tanrım, kızımız büsbütün delirdi mi?!
Ama nicholas'ın doktoru kendinden çok emin bir şekilde nicholas'ın bangır bangır gelen ikinci ve başarılı girişimini öngörmüş, bunu net bir şekilde ifade etmiş, kendi oğlum olsa onda bile bu riski alamayacağım derecede riskli diye belirtmişti aileye.
Aile ise duygusal davrandı, profesyonel değildi.
Mesleğinde iyi olanlara bir bakın, hepsi duygularını aldırmıştır zaten, bu hem iyi hem kötü bir şeydir, ben doktorlardan hem korkar hem nefret ederim, sırf bu yüzden, duygusuz-mekaniktirler, doktor deyince ağzımda bir metal tadı oluşturacak kadar hem de.
Ama bu onları semptomları okuma konusunda bir uzman yapar, Nicholas akut depresyon kurbanıydı.
Tıpkı bir zamanın (zaman geçmiş mıdır?) beni gibi.
Ailem de Nicholas'ın ailesi gibi duygusal davranmış kliniğe yatışı reddetmişti, bunun için erken emeklilik tercih etmişlerdi.
Bunun doğruluğu ve etiği tartışılır.
Ben de Nicholas gibi bir iyi olduğuma dair bir düşünce baloncuğu oluşturmuştum.
Ama her şey koca bir yalandı.
Bu anlattıklarımın da yalan olabileceği gibi.
Bana güvenmeyin hiçbir anlatıda.
Belki sadece manipülatif,ilgi manyağı bir deliyimdir.
Neye inanmayı seçeceksin?
Ah en sonunda Nicholas klinikten çıkıp eve geldiği ilk gün av tüfeğiyle dağıtır beynini.
Benim fantezilerimden biriyle son buldu, ne kıskandım onu.
Geriye ızdırap içinde (belki bu bir öç sayılabilir) baba ve anne kalıyor.
Ama son konuşması zaten vedayı andırıyor ve affetmeyi barındırıyordu özünde bu sonun geldiğini anlayamamış olmaları garip ve onları sevdiğini söylemesiyle bunu öç almak için yaptığı ihtimali de suya düşüyor.
Sadece aklına koymuştu ve klinikte bunu yapması olası değildi ayrıca oradaki çeşitli vakalar, şartlar onu korkutuyordu.
Orada tanınmıyor gibi hissediyordu.
Tanınmamak, bilinmemek.
Korkulu rüyam.
Saklanmak değil bulunmamak cehennemdir diyordu biri Shakespeare falan mı diyordu üşendim bakmaya.
Benim ölmek dışında bir fantezim daha var, o da ters köşe olan Peter'ın (babanın) hayali olan sahne.
Üniversiteye gitmiş, delidivane aşık olmuş, babasını affetmiş bir Nicholas.
Hikayesinden ilham almış, kendini gerçekleştirmiş (babasının sunduğunun tam aksi yolda, yönde ama,sanattan kopmayarak) , yaşadıklarını asla unutmayan ama iyileşmiş haline adadığı bir eser ortaya koyan bir Nicholas.
" Ölüm Bekleyebilir !"
Annemle keşke nihai son bu olsa dedik, keşke bizim sonumuz bu olsa.
Bilmiyorum benimki nasıl olacak?
Ama aslolan son bu değildi, trajikti.
Nicholas gitmiş geriye korkunç bir vicdan azabıyla kalan bir baba vardı ortada.
keşke'ler, ah'lar silsilesi.
Yine babanın genç bir eşi ve Nicholas yerine koyabileceği küçük oğlu vardı ama anne tek başınaydı hayatındaki iki erkek tarafından da terk edilmişti.
Zaten anne büsbütün yitirmiş olmalı ki sonda hiç gösterilmedi, annemle de bu yorumu çıkardık, baba'nın hayatı devam edecekti, anne ise evladıyla gömülecekti, anne olmak bu demekti, babalar bir yolunu bulurdu.
Her gece merak ettim biliyor musun sevgili okuyan?
Benim sonum nasıl olacak?
Tedxe çıkıp 'şunu şunu nasıl yendim?' adlı bir konuşma yapabilecek miyim?
Veya kendi 'Ölüm bekleyebilir!' kitabımı mı yazacağım?
Veya iyi bir gözlemci olup öğretmenlik yaptığım sınıfta bir yaralı genç ruhu fark edip onun ruhuna kendi geçmişimle dokunabilecek miyim?
Birini tanrı kompleksine girmeksizin sırf kendim de deneyimledim diye kurtarabilecek miyim cehennemden?
Bunlar ütopyalarım!
Bunlar bana dair!
Bunlar her gece rüyalarıma giren güçlü yanım!
Bunlar da ben!
paralel evren muhabbetine inanmayı sırf bu yüzden seçiyorum, çünkü teselli buluyorum, aksi takdirde şuan çok acınasıyım.
uygulamanın bir post için bana biçtiği karakter sayısını aştığımdan son paragraf yorumlarda.