Tutunamayanların hikâyesi... Yaşama, düne, bugüne, insanlığa, kendi öz benliklerine bile Tutunamayanlar'ın, tutunmak için çaba sarfedenlerin hikâyesi. Oğuz Atay insanı insana insanca anlatıyor. 'İnsanı insana insanca anlatmak' deyince de aklımıza ne gelir? Tiyatro. Evet devasa bir sahnenin perdesi aralanıyor. Sahnedekiler Turgut…devamıTutunamayanların hikâyesi... Yaşama, düne, bugüne, insanlığa, kendi öz benliklerine bile Tutunamayanlar'ın, tutunmak için çaba sarfedenlerin hikâyesi. Oğuz Atay insanı insana insanca anlatıyor. 'İnsanı insana insanca anlatmak' deyince de aklımıza ne gelir? Tiyatro. Evet devasa bir sahnenin perdesi aralanıyor. Sahnedekiler Turgut Özben, Selim Işık, Süleyman Kargı, Metin Kutbay ve diğerleri... İzleyiciler ise biz okuyucular. Kimi seyirciler daha oyunun başında salonu terk ederken kimileri de kendini kaptırıp sonuna dek izliyor. Kimileri bir çırpıda izleyip bitirirken kimileri de oyunu yavaşlatıp olabildiğince sindire sindire izlemeye çalışıyor. Ben sindire sindire izleyenlerden oldum bu devasa sahnedeki tiyatro oyununu.
Kitabın ilk bölümünde Turgut Özben' i okuyoruz. Onun ailesinden, karısı Nermin'den, hayat görüşünden, yaşam kavgasından, hayata dair her şeyden bahsetmesini okuyoruz. Biz Turgut Özben'i iyice tanıdıktan sonra Turgut arkadaşı Selim Işık'ın öldüğünü kabullenmeye başlıyor ve bu andan sonra Turgut Özben Selim'in intiharını (Turgut'a göre bir cinayet, çünkü Selim'i intihara sürükleyen çevresindeki insanlardı) araştırıp çözmeye çalışmasını okuyoruz. Turgut Selim ile olan ilişkisi ve kendi insanlığıyla alakalı bir iç hesaplaşmasına girerken Selim'in hayatında yer edinmiş olan insanlara da olan konuşmalarına tanık oluyoruz. Bu konuşmalar bize kitapta yer edinen her karakteri azçok tanıtıyor. En çok da Selim'i tanıtıyor.
Selim'i, Selim'in hayatını, dünyaya bakışını, etrafında olup bitenleri, bu kısacık yaşamda bir yerlere tutunma çabasını okurken ona karşı çok farklı duygular hissettim. Bazen onu kıskandım, bazen çok sevdim, bazen sevemedim, kızdım, acıdım, üzüldüm. Selim Işık bana o kadar farklı duygular yaşattı ki yanımda olsa sarılmak isterdim. Galiba şu ana dek hiçbir kitap karakteri bana bunu hissi yaşatmamıştı.
İnsanı insana anlatan Oğuz Atay kitabındaki karakterlerin iç dünyalarını bizlere o kadar derin ve net bir şekilde açıyor ki kitabı okurken sanki her birini yakınen tanıyormuş gibi hissediyorsunuz. Benliğe dönüşün uzunca bir hikâyesi ve bu çok güzel.
Selim'in, Turgut'un, Süleyman'ın, Metin'in ve diğerlerinin hayat görüşlerini, düşüncelerini, Selim'le ilgili anıları okurken bazenleri kendimizden parçada bulabiliyoruz. Çok ciddi konulardan bahsettiği de oldu kitabın, olabildiğince saçmaladığı da... İnsan zihnindeki tüm düşüncelerin kağıda dökülmüş hali diyebiliriz yani. Bu arada bu 'olabildiğince saçmalamalar' rahatsız etmiyor, tam aksine olup bitenleri daha iyi sindirmek konusunda yardımcı oluyor bizlere.
Dinden, siyasetten, sanattan aklınıza gelebilecek her şeyden söz ediyor kitap. Okurken bazı şeyleri anlayamayıp keşke bu kitabı tamamen anlayacak kadar donanımlı olsaydım diyebilirsiniz. Lâkin kitabın size öğrettikleri ile de mutlu olursunuz.
Uzun zamandır okuduğum en donanımlı, en çarpık, en daldan dala, en huzursuz edici ama aynı zamanda en çok huzur veren, en en ve en kitaptı. İçsel bir yolculuk. Hayal gücünün canlanması, bilinçaltındaki tüm kirli düşüncelerin gün yüzüne çıkması. Bu hikâye Tutunamayanlar'ın hikâyesi. Oğuz Atay yıllar önce açtı tiyatronun perdesini. Oyun hâlâ devam ediyor. Zira hepimiz birer Tutunamayan'ız...