Spoiler içeriyor
Film biyografi olarak geçse de şu şekilde bir uyarı vermişler. “The following fictionalization is inspired by real people and real events that look place in Waterloo, Ontario.” Yani gerçeklerden esinlenilmiş bir kurgu. Bu yüzden çok fazla araştırma ile yazılmış bir…devamıFilm biyografi olarak geçse de şu şekilde bir uyarı vermişler. “The following fictionalization is inspired by real people and real events that look place in Waterloo, Ontario.” Yani gerçeklerden esinlenilmiş bir kurgu. Bu yüzden çok fazla araştırma ile yazılmış bir inceleme bulacaksınız çünkü izlerken neyin gerçek neyin kurgu olduğunu da bilmemiz lazım, değil mi?
Aslında biraz düşünmeniz bile telefonun ne kadar önemli bir buluş olduğunu size gösterecektir. Ama akıllı telefonun bulunuşu, dünyayı baştan sona değiştiren, mesafe kavramının işlevini yitirmesini sağlayan bir devrim. Şu an çok alışmış olmamızdan da dolayı kimseyi aramayacak ya da biriyle irtibatta kalmamız gerekmeyecek de olsa, akıllı telefonlarımızı yanımızdan ayıramıyoruz. Bu sıralar çok daha fazla gündemde olan radyasyon ve beynimizi bulandırıyor haberleri de bunu pek etkilemiyor sanki. Hepimiz zararlarını biliyoruz ama belki de gerçekten beynimizi bulandırdığı için birer bağımlı olmuş durumdayız. Sizi bu bağımlılığın sebebinin ilk anına götürecek o film, işte bu film.
Mike Lazaridis. Donanım işinde ustalaşmış bir isim. İşini severek yapmak denemez, işiyle tamamen aynı bedene bürünmüş denilebilir. Bazen hayatını bir şeye adamış zeki ve istekli insanlar görürsünüz. Çok sosyal değillerdir hatta dışarıdan garip gözükürler. Böyle insanlarla çok arkadaşlık kurmak istemeyiz ama onlar geleceğe şekil verirler genelde. Burada da kaybetmiş tek kişi biz oluruz tabi. İşte Mike tam da o garip tipleme. “Lisede bir hocamız vardı ve bize bilgisayarı telefonun içine koyabilecek kişinin dünyayı değiştireceğini söylemişti.” İşte normal insanlar buna ne saçmalıyor bu hoca der. Mike normal bir insan değil ve burada da kaybeden yine biz normal insanlar oluyoruz. Hiç bizim olmayan bir şeyi nasıl kaybederiz diye düşünen yani normalliği ile barışık insanlar da çok haklılar ayrıca, onlara bir parantez açalım. “Tamam. Bir çağrı cihazı, bir cep telefonu ve bir posta makinesini tek bir şeyde hayal edin.” Bu da Mike gibilerin normal insanlara işi basitleştirme cümlesi. Normal değil, biz basit insanlarız. Onların aksine. Filmin dışında Mike Lazaridis ile ilgili birkaç bilgi vereyim. Öncelikle kendisi İstanbul’da doğmuş. Kanada’da 1984’de RIM (Research in Motion) şirketini kurarak Blackberry adındaki akıllı telefon markasını çıkarmış. Hala yaşayan Mike, şu an 62 yaşında.
Yıl 1996. Mike ve arkadaşı telefonlarını sunmak adına Jim adındaki bir adama gidiyorlar fakat iş beklediklerinden garip ilerliyor ve Jim bir anda Mike’ın şirketine ortak oluyor. Filmde de hızlı ilerliyor buralar. Zaten asıl olay elde bir prototip bile olmadığını görünce, telefonu sunmak ve haklarını almak için girilen yoğun dönemde başlıyor. Jim’in ortak olduğu şirkete şirket demek için o şirketin 40 fırın ekmek yemesi lazım. Bence açıklayıcı oldu. Jim buna deli oluyor tabiki çünkü kendisi büyük bir şirketten gelmiş. Burada ise hiçbir kazanç olmadığı gibi bir de borçları var. Ama Jim’in hızı ve piyasa tecrübesiyle, Mike’ın zekası ve buluşları birleşince ortaya ne çıktığını siz bile tahmin edemezsiniz. O yılda yaşayıp telefonu ilk defa görmüş biri gibi hissettiğimi söylemeden geçemeyeceğim gerçekten.
-Kesinlikle dünyanın en büyük çağrı cihazı.
-Hayır, aslında dünyanın en küçük e-posta terminali.
Yıl 2003. Blackberry e-posta göndermede çığır aştıktan sonra belli ki bu Mike’a yetmemiş ve kısa mesajların tanesinin 10 sent olduğu ve ağın tüm parayı aldığı bir dönemde, o veri yoluyla yani ağın arkasından mesajlaşmanın yolunu buluyor. Kısacası ücretsiz mesajlaşma. Yeni buluşun başka bir yeni buluş doğurduğu bu ortamda tabiki pürüzler çıkıyor. Jim ve Mike birbirini birçok yönden tamamlıyor. Jim çok çabuk patlayabilirken Mike çok daha sakin olduğu için ve bir sistemin iki ucu gibi oldukları için bütün pürüzleri zor da olsa çözüyorlar. Buna sıkıntı mı denir bilemem ama şirket bir türlü eski halinden kurtulamıyor. Bazıları için bu bir sıkıntı evet ama para geldikçe ruhun ölmesi olayı burada yaşanmıyor. Eski mühendisleri elinde tutarken büyüyen şirket, ruhunu da kaybetmemiş oluyor. Bunlar yeni bir rakibin ortama giriş yapmasına kadar gayet iyi giderken, rakip geldiğinde Mike resmen deliriyor. O sakin Mike yerini bu zamana kadar kurduğu her şeyi kaybetme düşüncesiyle sarılmış manyak Mike’a bırakıyor. Bu sektörü ben yarattım derken hayal kırıklığına ve delirişine şahit oluyoruz. O sahnede bir adamın yarattığı her şeyin üzerine çıkılabileceğini görmesini izliyoruz. Hep kendisinin sahip olacağını düşündüğü sektör elinden kayıp giderken onun çırpınışlarını izlemek çok üzücüydü. Bu arada Jim ile yolları tamamen ayrıldı çünkü Mike’ın gözü sadece kurduğu geçmişteydi ve gelecekteki engellerin hiçbirini göremedi. Blackberry en iyi zamanlarında sektörün %45’ine sahipken şu an hiçbir telefonu bulunmamakta. Filmde gösterilmese de Blackberry 2002’den beri işletme sistemlerini güncellemediği için, 2010’da tamamen pazar hakimiyetini Google’ın Android’ine kaybetmiş.
Bu tarz işlerde takım ruhunun önemini çok net görebildiğimiz bir film. Jim ve Mike birbirlerini tamamlarken çok büyük işler başarıyorlar. Bir mühendis aklı ve bir pazarlamacının tecrübesiyle şu an hayatımız çok kolay aslında. Ama maalesef kişisel çıkarların olduğu bir ortamda hiçbir şey son ana kadar yaşamıyor. Düşüncenin daha büyük bir düşünceyi doğurduğu bir yüzyılda yaşıyoruz çünkü. Biz bu kolaylığın içine doğmuş ya da içinde büyümüş bir nesil olsak da, emin olun film size o gerginliği de o heyecanı da çok güzel geçiriyor. İyi seyirler ve umarım düşünceleriniz daha büyük düşünceleri doğurmaya devam eder.
✔️8/10
'27.9.23