Spoiler içeriyor
Tüm zamanların en iyi hikâyesi bana göre. Hayatımda beni en çok etkileyen kitap olabilir şu ana ladar abartısız bi şekilde... Üniversitede ders aralarında ve en son bahçede kantinin dışında oldukça yavaş ve sindire sindire okudum. Ne kadar küçük bir hikâyede…devamıTüm zamanların en iyi hikâyesi bana göre.
Hayatımda beni en çok etkileyen kitap olabilir şu ana ladar abartısız bi şekilde... Üniversitede ders aralarında ve en son bahçede kantinin dışında oldukça yavaş ve sindire sindire okudum. Ne kadar küçük bir hikâyede olsa anlamı çok büyük bir kitap. Bir daha örümceklere asla eski gözle bakmayacağım, sırf bu romandan dolayı. Kitabın edebi unsurları çok yerinde ve gerçekten inanılmaz iyi. Gerçek hayattan da gerçek. Her ne kadar karamsar olmayıp Tolstoy'cu olsamda neden bu zamana kadar okumadım dediğim kitap. Yine kitap için ne kadar karamsar (karakterler) desemde, edebiyatla çok iyi harmanlanmış. Böyle bir olayın gerçekte olmasa bile hayali olarak bir kitap içinde bile yer bulması bizler için büyük bir kazanım. Yani düşünsenize böyle bir olay kitap üzerine konu oluyor. Kitabın bir yerinde (o da sonu) hizmetçisinin karakterin annesi olduğu ortaya çıkıyor. İlginç bir anekdottu. Yine kitabın bir erkeğin yazdığını düşünsekde asıl suçlunun genelde hep kadın olduğu görülüyor. Beklemediğim bir sonla bitiyor kitap. Ve bu kitabı Dostoyevski'nin 26-27'li yaşlarda yazdığını, karakterinde 26 yaşında olduğunu düşünürsek, 26 yaşında okuyor olmam hoş bir tesadüf olurdu ama 1 yaş altında okudum. Okuyun ve özümsemeye, anlamaya çalışın diyorum ve başkada bir şey demiyorum.(kitapta bazı yerler var ki o döneme göre bunlar nasıl yazılabilmiş akıl alır gibi değil. Büyük yazarsın Dostoyevski!)
Ansızın İtalya'daymışım, gibi kentin taş yığını arasında bunalmış bir kentlinin yarı hasta ruh haliyle hayran hayran kırları seyrediyordum.
Baharın gelmesiyle birlikte Tanrı'nın bağışladığı bütün gücünü ortaya koyarak süslenen, çiçeklerle bezenen bizim Peyersburg kırlarında insana dokunan ama ne olduğu anlaşılmayan bir şey vardır. Bazen yalnızca acıyarak bazen de hiç farkına varmadığımız, cılız, hastalıklı bir genç kızı, ama bir gün, beklemediğimiz bir anda, birdenbire değişerek anlaşılmayan bir güzelliğe bürünen bir kızı anımsatır Petersburg kırları. Bu kızın karşısında şaşırmış, kendinizden geçmişinizdir. Elimizde olmadan, "Hangi güç bu bezgin, düşünceli gözlere parlaklık verdi? Bu çökmüş, solgun yanaklara kan nereden geldi? Bu yumuşak yüz çizgilerine tutkuyu kim verdi? Bu göğüsler neden böyle kabarıp kabarıp iniyor? Bu soluk yüzlü kıza birdenbire bu canlılığı, diriliği, güzelliği veren nedir? Kim onun yanaklarına bu gülücüğü kondurdu? Bu hayat dolu, şen şakrak kahkahaları veren kimdir? "diye sorarsınız kendi kendinize.
Gözleriniz birilerini arayarak çevrenize bakınırsınız. Ve bir anda her şeyi anlarsınız. Ama o an hemen geçer; belki de ertesi gün gene aynı dalgın bakışla, aynı solgun yüzle, hareketlerdeki aynı ürkeklikle, bezginlikle, hatta bir anlık taşkınlığından dolayı duyduğu pişmanlıkla, aynı tasayla, aynı hüzünle karşılaşırsınız. Bu bir anda gelip geçen güzelliğin neden böyle kısa ömürlü olsuğunu ve artık bir daha dönmeyeceğini içiniz burkularak düşünür, sevmeye bile vakit bulamadığınız bu aldatıcı, bir işe yaramaz güzelliğe ta derinden kırılırsınız.
.. Çoğunlukla insan ayağı değmeyen kuytulara yerleşir hayalci, gün ışığından kaçıyormuş gibi bir hali vardır. ..
.. Sanki bir dergiye imzasız bir mektup yazarak, içine kendi şiirlerini koymuş, mektupta da, şiirlerin asıl sahibi öldüğü için ozanın bir dostu olarak dizelerinin yayınlanmasını bir borç saydığını bildirmiş gibidir. Nastenka, niçin dostlarıyla oturup tatlı bir sohbete dalmaz tip adam? ..
.. "Hayal tanrıçası" becerikli elleriyle altın kasnaklı gergefini hazırlamış(sevgili Nastenka, sanırım Jukovski'yi okumuşsunuzdur); şimdi de peri masallarının akıl almaz dünyasının nakışlarını işlemektedir. ..
.. Artık onun bizim gerçek yaşantımızla işi yoktur! Her şeyi tersinden gören gözlerinde sizinle ben tembel, uyuşuk bezgin bir yaşam sürmekteyizdir, ona göre hepimiz alın yazımıza küskün, yaşamayı yük sayan insanlarız. Gerçekten de öyle, ilk bakışta birbirimize dargınmışız gibi soğuk, asık suratlı durmuyor muyuz, Nastenka? ..
.. Tuhaf değil mi, kendisi için özlediği, benimle de paylaşmak istediği mutluluğa kavuşamayacağı korkusuydu asıl onun bana ilgisini artıran! ..
.. -Bana âşık olmadığınız için çok seviyorum sizi. Sizin yerinizde bir başkası olsa bana sataşır, dirlik vermez; ahlarla, oflarla âşık numarası yapardı. Ama siz candan dostsunuz. (oysa herkes öldürür sevdiğini -Ezel) ..
.. - Demin ağlayıp sızlıyordunuz, acı acı sitem ediyordunuz. Çünkü... Çünkü(açıkça söyleyeceğim) aşkınızı reddettiler, sizi yüzüstü bıraktılar. Bne buna katlanamazdım, Nastenka! Yüreğim size karşı öylesine büyük bir sevgiyle doluydu ki, yerimde sakin oturamazdım. Ama sevgimin bir işe yaramadığını görmekle de kahroluyordum. Bu durumda konuşmadan durabilir miyim, Nastenka? Dayanamadım, her şeyi söyledim. ..
.. - Beni sevmiş olsaydınız şimdi ne yapardık; bir de bunu söyleyecektim. Beni dinleyen dostum - çünkü hala dostumsunuz -, ben basit, yoksul, sıradan bir insanım. Hoş, asıl önemli olan bu değil - şaşırdığım için geveliyorum bu lafları -... Neyse, bırakalım şimdi bunları. Demek istediğim şu ki, tanımadığım bu adamı sevseniz, sevmeye devam etseniz, ben gene de sizi deli gibi sevecek, ama sevgimin size yük olmaması için elimden geleni yapacaktım. Siz ancak yakınınızda, her an sizin için çarpan, minnet dolu, sımsıcak bir yürek olduğunu bilecek; yalnızca bunu anlayacaktınız. Hem öyle bir yürek ki... Ah, Nastenka, Nastenka!.. Beni ne durumlara soktunuz!.. ..
.. Bazne de Nastenka içini çekerken gözleri yaşarıyordu. O zaman bana bir ürkeklik geliyor, buz gibi oluyordum. Ama o hemen elimi eline alıyor, beni uzaklara doğru sürüklüyordu. Böylece gevezelik ederek yeniden dolaşmaya koyuluyorduk. ..
.. Ama sana kin bağlamak mı, Nastenka? Tertemiz, pırıl pırıl mutluluğuna gölge düşürmek mi? Acı sitemlerimle seni kederlendirip gizli azaplar vererek, en mutlu anlarında yüreğinin acıyla çarpmasını ister miyim? Gelin olduğun gün, onunla birlikte yürürken siyah saçlarını süslediğin narin çiçeklerden tekini bile soldurabilir miyim? Bunları ben mi yapacağım Nastenka? Asla, asla! Göklerin her zaman açık olsun, sevimli gülümseyişin parlaklığını, mutluluğunu yitirmesin.
Yapayalnız yaşayan, sana karşı şükranla çarpan bir yüreğe tattırdığın mutluluk anından dolayı seni hep hayırla anacağım.
Ulu Tanrım! O ne uzun, ne mutlu bir andı! Bir insana böyle bir an yaşam boyu yetmez mi? (kaderimiz aynı olmaz be umarım...)