“ +Sen daha bu yaşta bu karanlık kafalarla takılırsan sonra çook zor senin için. Yalnız kalıcaksın bak. - Yalnızım zaten. + Hepimiz yalnızız Metin. Hepimiziz yalnızız sen merak etme. Yalnız sen değilsin. Hepimiz yalnızız. Kibirli değiliz ama senin gibi. Hepimizin…devamı“ +Sen daha bu yaşta bu karanlık kafalarla takılırsan sonra çook zor senin için. Yalnız kalıcaksın bak.
- Yalnızım zaten.
+ Hepimiz yalnızız Metin. Hepimiziz yalnızız sen merak etme. Yalnız sen değilsin. Hepimiz yalnızız. Kibirli değiliz ama senin gibi. Hepimizin içinde var aynı o boşluk duygusu ama o boşluğun içinde boğulmaktansa seksenler partisi veriyoruz biz. Tercih etmiyoruz biz o boşluğun içinde b*kumuzla oynamayı. O kadar. Senin kadar önemsemiyoruz kendimizi. “
Tercih edebiliriz evet. Oynamayı bırakmadığımız ya da bırakamadığımız takdirde bizi tahminen nasıl bir hayatın beklediğini gözler önüne seriyor kuvvetli bir alkış. Bir tutunamayan olarak dünyaya geliyor Metin. Tutunamadığı için de geri dönmek istiyor anne karnına. Fakat izin vermiyorlar. Seni dünyaya biz getirdik, yaşayıp yaşayamayacağına biz karar veririz diyorlar. Nasılsa büyüyünce hatırlamaz, bir yerden illaki tutunur sanıyorlar.
Ama olmuyor. Tutunamıyor Metin. Kelimeleriyle tüm o karanlık düşünceleriyle başbaşa kalıyor ömrünce. Yaşama fırlatılmış olmayı protesto ediyor. Varoluş sancılarıyla kıvrandığı anlar, günler.. Portakalda vitamin olmanın özlemi.. Şafak sayıyor. İple çekiyor.
Varoluşçu felsefenin absürtçe sunulduğu bir yapım bu. Herkese hitap etmeyecektir. Keza bu sancıları çekmeyen birine hiç etmeyecektir. Gülmek için çıkılan bir yol değil. Bu anlamda uyarı şart. Düşüncelerle, sorgulamalarla uğraşacağınız bir yol bu. Ülke içinde daha önce denendiğini düşünmediğim bir yapım olmuş. Bazı sahneleri şaşkınlıkta takip ettim. İzleyene keyifli saatler..
DİPÇE:
“Bir an bile gözünü ayırmamalıydın benden. Ama sen hep meşguldün. Düşüncelerinle meşguldün. Düşüncelerin var senin, kelimelerin var. Evet çokta güzel kelimeler. Beni de kelimelerinle tavladın. Ama sonra bırakmalıydın kelimelerini. Kelimelerinle sevdin sen beni, kelimelerinle boğdun, şimdi de kelimelerinle yargılıyosun. Kelimelerinle özleyeceksin, ayrılık şiirleri yazıcaksın. Senin olsun Metin, senin olsun bütün şiirler. Ben gidiyorum..”
“+Adı ne bu parçanın?
-Anlamın Cenazesi
+Aşırı karanlık annecim bunlar.
-Karanlık zaten. Işıkları açmak için yapıyorum ben müziğimi.”
“+Mutsuz olursun.
-Mutsuzum zaten.
+Çok daha mutsuz olursun. Allahım dersin nasıl bu kadar mutsuzum ben diye şaşar kalırsın. Bu kadar anormalliğin lüzumu yok. Anormalliğinde bi normalliği olsun Metin. Bu kadarı fazla. Anormal ol, lanet olsun hade normalden geçtikte. Bari normal bi anormal ol.”