kendini benden sakınarak koruyan insanlara hem selam hem aşk olsun. bugün girizgahtan anlaşıldığı üzere kırgınlık, eksiklik, belki yalnızlık, çokça geri düşmüşlükten bahsedeceğim. ama aynı zamanda ucundan umut tattıracağım benden beklenmeyeceği üzere. kendimi başka hayatlarla, hikayelerle kıyaslayınca ne kadar az anı…devamıkendini benden sakınarak koruyan insanlara hem selam hem aşk olsun.
bugün girizgahtan anlaşıldığı üzere kırgınlık, eksiklik, belki yalnızlık, çokça geri düşmüşlükten bahsedeceğim.
ama aynı zamanda ucundan umut tattıracağım benden beklenmeyeceği üzere.
kendimi başka hayatlarla, hikayelerle kıyaslayınca ne kadar az anı biriktirmişim, ne kadar deneyimden yoksun kalmışım, ne çok zaman kaybetmişim aç bir canavar olan o'na derken buluyorum.
o'ndan bahsederken kimden, neyden bahsettiğim biliniyor veya seziliyor diye tahmin ediyorum.
hayatım estetikten yoksun, çokça pislik içinde geçen bir döngü gibi algılanıyor çoğu zaman tarafımdan.
kelimenin hem mecazi hem gerçek anlamıyla fakir hissettiğim oluyor.
çok şık görünmüyor başımdan geçenler çünkü klişedir ama yeterince uygun bir deyimdir : hayat bana kibar davranmadı ki!
bunu bir teselli veyahut bahane olarak sunmuyorum.
objektif ele alma niyetindeyim her şeyi.
tüm bunlara rağmen kendime ve tüm biriktiremediklerime bile şefkatle bakmayı deniyorum, zamanın lineer olmadığını hatırlatmaya çalışıyorum, sırf heybemi dolduracağım diye hayatı ödevmiş gibi yaşamamayı deniyorum.
ama özenmiyor da değilim romantik kesimin romantik hayat işleyişine.
yine aynı zamanda sanki bu romantizm, bu bana lüks onlara gündelik gelen doyum getiren yaşam stilleri banallaşıyor gibi de geliyor.
bugün bir şeyin ayırdına vardım:
en azından özgündüm.
şuan kendimi sürekli o'nla tanımlarken buluyor ve kulağa pek sağlıklı gelmediğini biliyor olsam da o'nun sayesinde bugünkü ben'ime evrildim, tabii ki ondan bahsedeceğim kendimi incelerken, biz ayrılamayız.
sadness is a blessing şarkısında hissettirilmeye çalışılan belki de buydu
sürekli lanet, illet bir şey olarak yakınıp durduğum o şey beni biraz olsun diğerlerinden ayırıyordur belki de.
o'nla savaşmamayı seçtiğimden beri onu canlandırdığım şeyin yerini değiştiriyorum, artık bir canavar değil de beni ben yapan dedikleri şeye dönüştürüyorum, henüz yoldayım, varış noktaları abartılıyor zaten, yolda olmayı seviyorum derim hep.
dağınık monoluğumda bir başka uyanışa parmak basmak istiyorum,
bugün insanların kendilerini birer birer tanıtması gereken bir mülakata girdim, ve bana her öykü o kadar sıkıcı geldi ki.
Tam o anda teşekkür ettim o'na.
Çok bela okusam da zamanında barışmalıyım o'nla tıpkı çok eski bir yazımda dediğim gibi.
İnsanlarla anlaşamıyor oluşum da sanırım derinlikli bir yönlerini bulamamamdan ileri geliyor.
Her neyse mülakatta sıra bana gelince tabii ki kendimi teatral bir anlatımla o'nu tasvir ederken buldum ve o'nu nasıl o'nu affederek yendiğimi anlatırken buldum.
bana başarının tanımı sorulduğunda, iyileşmekti ve sanırım başardım dedim. (iyileşmenin bir sonu, bir bitiş noktası olmadığını bilmekle beraber etkileyiciliği kaybetmesin diye söylemiş bulundum bunu.)
o'na müteşekkirdim belki de.
geldiği, hayatımı altüst ettiği ve yeni bir ben doğurduğu için...
doğum sancısıydı belki de bütün olup biten.
hayatımın altının üstünden daha güzel olma ihtimaline tutunmuştum ve sanırım öyle çıkacaktı.
kendimle gurur duyuyordum, bir yandan onları yaşadım ve hayattan geri düştüm diye kendime acımaya engel olamamakla beraber.
bunları anlatabildiğim için cesur olduğumu biliyordum, teyit etmeme gerek yoktu, yeterince tabularla savaşımı sırtlanmıştım.
hayatı sırf geri düşmüşlüklerimi telafi etmek isterken aceleye getirmemek için molalar da veriyorum.
zaman zaman da şu hustle culture dedikleri şeyin etkisi altına giriyorum.
ama artık 'neden ben?' demeyi yavaş yavaş bırakıyorum sanırım, bir anlam örmeye başladım bir koza gibi başıma gelen felaketlere.
yaşadıklarımı lanse ettiğim şekil bizzat etiyle kemiğiyle bana aitti, senaryo değildi, başımdan geçmişti.
mülakatı şöyle bitirdim:
"bu mesleği icra etmeyi çok istiyorum çünkü o sınıfa girdiğimde ders anlatmaktan çok onların ruhlarını yaralardan korumak istiyorum, benle benzer semptomları gösteren ruhlara dokunup örnek timsali olmak istiyorum, onlara 'bak bu benim hikayem, bu senin hayatta kalma rehberin olsun.'demek istiyorum. Başka birini kurtarma fikri beni canlı tutuyor. Çünkü zamanında çok ihtiyaç duymama rağmen benim için kimse orada olmamıştı ve küçük bedenim büyük tanılar altında çaresiz hissetmişti. Ben kendi kendime kendineliğime sarılarak iyileştim. Bunun bütün kredilerini sadece kendime veriyorum. Ama kimse bu kadar yalnız olmak zorunda değil"
Sanırım onları etkilemiştim sadece kendimi anlatarak.
Çıkar çıkmaz mutluluktan ağladım, sonuç umrum dışıydı, ben kazanmıştım, yitmeyerek kazanmıştım.
Evet, yazıya çok karanlık başlayıp nasıl bu kadar umut kokan bir yere bağladım ben de bilmiyorum. Hayat da böyle,kutuplu duygudurumları kombine bir şekilde tezahür etmiyor mu?
-eylülce varoluş