Spoiler içeriyor
onlarca editte denk düştüğümüz üzere filmin kendi estetiği var, ama romantize edilen yaralı aşıklardan çok daha fazlasıydı diye düşünüyorum. film tabii ki arka planda lana'dan ultraviolence ile yapılan editlerden dolayı daha çok stockholm sendromu üzerinde düşündürüp tartıştırıyor. pek tabii muhtemel…devamıonlarca editte denk düştüğümüz üzere filmin kendi estetiği var, ama romantize edilen yaralı aşıklardan çok daha fazlasıydı diye düşünüyorum. film tabii ki arka planda lana'dan ultraviolence ile yapılan editlerden dolayı daha çok stockholm sendromu üzerinde düşündürüp tartıştırıyor. pek tabii muhtemel bir zemin hikaye örgüsü için. ama ben işin o kısmında değilim. absürd bulanları anlayamayacağım çünkü bana o kadar kendineliği hatırlattı ki. aşkın yaşam savaşımında güçlü bir motivasyon olduğuna parmak basan bir sonla salak bir tebessüm aldı suratımı. layla'nın backstory'sini merak etmedim değil, birçok kez gidebilecekken gitmemeyi seçmesinin sebebi sadece hayatındaki motononluktan bezmiş olduğu ve heyecan arayışında olması gibi şeyler olamaz, çok daha fazlasına bağlıyorum onun sadakatini. babalık problemi kokuları geliyor burnuma yani. aşk gibi kelimeyi bu kadar hızlı bu kadar şipşak sarf etmek sadece filmlerde olur ama çiftimiz zaten bu kısa süreye çok şey sığdırdılar ve çok şey paylaştılar. fiziksel temastan hoşlanmayan billy'nin de bu tutumu yine katmanlı bir travmadan ötürü geliştirmiş olduğu antipati veyahut korkuyla açıklanabilir tahminler üzerinden. hatta bu travma aile kurumu içinden gelmiş de olabilir. çünkü baba karakterimiz öfke kontrol probleminin dışında layla'ya rahatsız edici bir aşırılıkla sarılır ve bu akıllara çok farklı şeyleri getirir. böyle rastlantısal bir aşk hikayesi büyük bir şans doğrusu. iyileştiren türden olması ise bir tık ütopik. bahtsız bedevi billy'nin başından geçen talihsizlikler aklıma catch-22 tabirini getirdi. bu deyimsel kalıbı çok sever yeni de dövmesini yapmış bulunmaktayım. ekşisözlük kaynakçamla size açıklayayım.
"bir "catch 22" durumu örneği vermenin faydalı olacağını düşünüyorum:
ikametgah senedi çıkarabilmeniz için muhtarınıza nüfus kağıdınızı göstermeniz gerekir, ama nüfus kağıdınızı kaybetmişsinizdir, o yüzden nüfus memurluğuna gidersiniz, memur sizden ikametgah senedi ister. siz de bunun üzerine "fakat bu bir catch 22 durumu" dersiniz. olay tatlıya bağlanır."
aynı zamanda "amerika'da kült olmus; basligiyla ingiliz diline içinden çikilmasi mantiksal açindan imkansiz bir durumu tanimlamak için kullanilan "catch 22" deyimini hediye etmis dahiyane roman." şeklinde bir bilgi daha verebilirim.
film uyarlaması da bulunmakta bu kitabımızın.
filme dönecek olursak;
billy'nin son sahnelerde ona hapisteyken "kuru üzüm" gönderen yegane arkadaşı goon'a (rocky'e) acımasızca çıkıştığı sahnede duygulandım ve bir milisaniyelik an film billy'nin intiharıyla son bulacak sandım üzüntü içinde. tam gözlerim dolacaktı ki billy hem intikamından hem intiharından vazgeçip kırdığı arkadaşına pişmanlığını dile getirip ilk sevgilisinin güvenli kucağına döner ve cenin pozisyonunda huzurla uykuya dalar.