Ya biz de birilerinin hayal ürünüysek ve o birileri bizi düşündüğü için varsak? Gerçi her birimiz Tanrı'nın hayal ürünü değil miyiz? O bizi düşündüğü için var olduk. Evet garip bir giriş olduğunun farkındayım, ama böyle bir kitaba böyle bir giriş…devamıYa biz de birilerinin hayal ürünüysek ve o birileri bizi düşündüğü için varsak? Gerçi her birimiz Tanrı'nın hayal ürünü değil miyiz? O bizi düşündüğü için var olduk. Evet garip bir giriş olduğunun farkındayım, ama böyle bir kitaba böyle bir giriş yaraşırdı.
Puslu Kıtalar Atlası birkaç sefer adı karşıma çıkmıştı. Kitabın fantastik olduğunu bilmediğim için hiç okumaya yeltenmedim. Neden bilmem ama ismi bana ağır bir enerji vermişti. Bu sebeple açıkcası biraz çekindim. Yakın bir zamanda artık yeniden karşıma çıkınca ''ağırsa da ağırdır ne olacak oku artık şunu'' diye kendime emir verdim ve işte buradayım.
Evet kitabın kendince bir ağırlığı var fakat oldukça da akıcı bir eser. Öyle ki 3 okumada bitirdim kitabı. Gerçi son zamanlarda gün içinde kitap okumaya daha fazla vakit ayırmaya başladım. Onun da etkisi vardır.
Yazar hem dine hem de felsefeye hâkim olduğunu eserinde oldukça net bir şekilde göstermiş. Belli ki yazarken üzerine düşünülmüş, uzun uzun kafa patlatılmış bir kitap. Oktay Anar yazarken çok düşünmüş, yetmemiş okuyucuyu da düşündürmüş, düşündürüyor, düşündürecek.
Okuduğum en farklı eserlerden biriydi. Bazı yerlerinde gerildim, evet fazlasıyla gergin kısımları da vardı ve yazar bu kısımları öylesine başarılı bir şekilde betimlemiş ki bu dehşeti zihnimde canlandırmadan edemedim. Bazı kısımlarında güldüm. Bazı kısımlarında da birkaç dakika kitabı bırakıp sorguladım. Ebrehe'nin anlattıklarını, boşluğu, varlığımızı sorguladım. Uzun İhsan Efendi'nin sözlerini sorguladım.
Her yeni bölümünde ''farklı bir hikâyeye geçilmiş galiba.'' diye birazcık şaşkınlığa uğrasam da bütün ara hikâyeleri bir şekilde ana hikâyeye bağlaması, daha doğrusu ana düşe bağlaması pek başarılıydı. Kitapta öne çıkan karakterlerin geçmişine yolculuk yapıyor sonra yine ana olaya geliyoruz. Net bir kronolojik sıralama yok. Ne zaman nereye gideceğimiz kimin hikâyesini öğreneceğimiz belli değil. Bu sebeple azıcık kafa karıştırıcı. Fakat bu sizi yıldırmasın çünkü kesinlikle okunmaya değer bir kitap.
Bu bir düş dünyası. Karanlık ve aydınlığın, ölüm ve yaşamın, hayal ve gerçeğin çarpışması. Hem din hem de felsefe var. Hepimizin düşler kurmaya ihtiyacı var. Okuyun, okuyun ve de okuyun.
Bu arada finali de kitap gibi birazcık anlamdırılması zor olsa da harikaydı. Zaten böyle bir kitaptan alelade, kafa karıştırmayan bir final beklemek anlamsız olurdu.