''Gir içeri, kır dizini, dön önüne kız Sıdıka. Annen görür, baban duyar, dayak yersin kız Sıdıka'' Bir süredir listemde duran ve jenerik müziği ara ara beynimde dalganan Sıdıka dizisini en sonunda izleme şerefine nail oldum, bitirdim ve geldim. Sıdıka 20'li…devamı''Gir içeri, kır dizini, dön önüne kız Sıdıka.
Annen görür, baban duyar, dayak yersin kız Sıdıka''
Bir süredir listemde duran ve jenerik müziği ara ara beynimde dalganan Sıdıka dizisini en sonunda izleme şerefine nail oldum, bitirdim ve geldim.
Sıdıka 20'li yaşlarında evden çıkmasına bile çok çok nadir izin verilen, dayakla, hakaretle büyümüş, ailesinin deyimiyle kaçık olan entelektüel bir genç kız. Bize de Sıdıka ve ailesinin kimi zaman kavgalı, dövüşlü kimi zamanda eğlenceli anları izletiliyor. Dönemin tipik bir Türk ailesinin evine bir kamera konulmuş da çekiliyormuş gibi. Öylesine doğal ve öylesine samimi. Tabii bu samimiyet ilk sezon bittikten sonra biraz kendini yitiriyor ama olsun. Ben hataları, kusurlarıyla, yanlışlarıyla Sıdıka'yı severek izledim.
Dizi söylediğim gibi tipik bir Türk ailesini yansıtıyor. Kim bilir kaç genç kız vardır, var olmuştur baskıcı ve gerikafalı ailesi yüzünden hayallerine, ideallerine ket vurulan. Pencereden sadece sokağı değil, kocaman bir dünyayı gören...
Ataerkil toplum ve getirileri ancak bu kadar iyi yansıtılabilirdi. Tabii diziyi iyi yapan insanların kendilerini görmeleri değil, toplumu açıkça yansıtması da değil. Diziyi iyi yapan ''izahı olmayan şeylerin mizahı olur.'' düsturuyla anlattıklarını kahkahalara boğarak göstermesi. Baskı diyorum, şiddet diyorum falan da herhalde 1-2 sahnesinde anca duygulanmışımdır. Geri kalanları ya düşündürüyor ya da güldürüyor.
İlk sezondan sonra samimiyetin kaybolduğunu söyledim. En başta sebebi bölüm sürelerinin uzamış olması. İlk sezon 20 dakikayken 2. ve 3. sezonda 45‐60 dakika arası bölümler izliyoruz. Tabii günümüz Türk televizyon dizileri ile kıyas edersek -şu bakışmaların bile 1 saat sürdüğü- hiç de uzun sayılmaz ama ilk sezondaki o kısa komediye alışınca 2. ve 3. sezondaki uzunluğu yadırgadım bile. Hem kadroda epey genişliyor. Yine Sıdıka ve ailesi etrafında dönen olayları izliyoruz genel olarak tabii ama diğer karakterlere de ara ara değinmeyi unutmuyor. Ev içinde geçen sahneler azalıyor kısacası. İlk sezondaki ev samimiyetine Sıdıka ve annesi Safiye'nin atışmalarına alıştığım için son 2 sezonu yadırgadım ve samimiyetin kaybolduğunu hissettim.
Dizide Sıdıka'nın başının belası olan gönlünü Sıdıka'ya kaptırmış Kenar karakteri 3 kez değişiyor. İlk sezon Şafak Sezer canlandırıyor Kenar'ı. 2. sezon Kenar tiplemesiyle hiç alakası olmayan yeni bir Kenar geliyor. Tam yeni tipe alıştım derken 3. sezon ilk 2 Kenar'ın yanından bile geçmeyecek bir Kenar geliyor. Sonra bom! Şafak Sezer tekrardan sahalarda. Şafak Sezer'i gördüğüm için bu kadar sevineceğim aklıma gelmezdi. Neticede Kenar Şafak Sezer'le başladı, onunla bitti. Öyle de olmalıydı.
Dizi ara ara o zamanın sorunlarını da yansıtmış sanırım. İşte depremler, artan hırsızlık vakaları, dolandırıcılık vakaları vs vs. O vakitlerde dünyada olmadığım ya da bir şeyleri anlamayacak kadar küçük olduğum için hatırlamıyorum ama diziyi izleyenlerden öyle duydum. Eh topluma ayna olan bir diziden toplumsal sorunları ele almaması beklenemezdi.
Finalinde bazıları çoğu şeyin havada kaldığından eksikliğinden söz etmiş ve rahatsızlıklarını dile getirmişler. Bu eksiklikler beni rahatsız etmedi. Neticede bu dizi bizim gerçeğimiz. Tamam dizide alışılmadık tipler var ama hayatımızda da yok mu zaten bu alışılmadık tiplerden? Ölene kadar da hayat devam ediyor. Ve bu hayat toz pembe değil. Kavgalı, gürültülü, hayallere set çekilen bir hayat. Kim bilir Sıdıka'da şimdi evinde kendi çocuklarının derdi ile uğraşıyordur, belki de kitabını yazıyordur. Yazmak demişken günlük olayının rafa kaldırılması üzücü bir hadiseydi. Fakat kamera arkasını sevdim.
Alışılmadık karakterler dedim. Onlara şöyle bir değineyim. İsimlerini anayım daha doğrusu. Samim'in -ondan ayrıca bahsetmek istiyorum.- ninja hocası Baturalp, Baturalp'ın üstadı Şon Li hoca, apartman yengesi, Drahşan Gudde, Gonca Gül'ün sakar olmayan(!) kızı Arzum, Sıdıka'nın kanı kaynayan arkadaşı Ezgi Su -ya da Elif Su mu demeliydim?-, kiralık evini kiraya vermek istemeyen kadın...
Samim'e ayrı bir pencere açmak istedim. Çünkü dizide en sevdiğim karakter oldu. Konuşmasına bile gerek yok. Jest ve mimikleri bile gülmeme yetti. Hakan Tanfer çok başarılı bir oyuncuymuş. Oyunculuk hayatına son vermeseymiş (söylentilere göre sektörde hakkını yeterince alamadığı için bırakmış oyunculuğu) çok iyi yerlere gelebilirmiş. Dizinin en başarılı ismiydi. Hiç abartısız.
Neyse çok konuştum galiba. İzlemek isteyen Refik'lere ve Refika'lara şimdiden iyi seyirler. :)