Spoiler içeriyor
✨️ Her gün 1 film izliyorum. { GÜN 25 } Yarıyıl tarilinde (1 ay) her gün 1 film izleme hedefi koyuyoruz kendimizee. Siz de bu fikri beğenirseniz, izlediğiniz şeylerin yorumunu yapmayı ve gün saymayı unutmayınn. Hiç yorumlanmamış film ve belgeselleri…devamı✨️ Her gün 1 film izliyorum. { GÜN 25 }
Yarıyıl tarilinde (1 ay) her gün 1 film izleme hedefi koyuyoruz kendimizee. Siz de bu fikri beğenirseniz, izlediğiniz şeylerin yorumunu yapmayı ve gün saymayı unutmayınn.
Hiç yorumlanmamış film ve belgeselleri yorumladığım bir serim vardı ve bunu görünce devam edesim geldi. İnternette maalesef altyazılısını bulamadım. Eğer ingilizceniz yeterliyse youtube'dan bulabilirsiniz. Değilse de ben size anlatmaya çalışacağım. İyi okumalar.
Bu belgesel mini bir belgesel olarak geçiyor. Asıl vurgulanan nokta insanlığın bir gezegeni paylaştığı ve bunun için beraber çalışması gerektiği. Bu gezegene birkaç insan koyduğunuzda bu gezegenin bazı gerçekleri oluşmaya başlıyor. Media, poverty (yoksulluk), environment (çevre sorunları), economy (ekonomi). Bu durumda insanın olduğu yere bir değişiklik gerekiyor. Belgeselin adındaki 'a film for change' de buradan geliyor. Değişim için beraber hareket etmek.
Gelen yeni jenerasyonu ne bekliyor? Biz yeni doğan bebeklere nasıl bir yaşam alanı bırakıyoruz? Bu bıraktığımız dünyanın geleceğini nasıl düzeltebiliriz? Nasıl şunların olmasını sağlayabiliriz?: Fair economy (ekonomik denge), sustainable future (sürdürülebilir gelecek), ordinary people influence society (sıradan insanların toplumu etkilemesi).
Belgeselin yapımcısı ailesiyle birlikte bir karavanla bu sorulara cevap bulabilmek için Avrupa'yı gezmeye başlıyor. Burada bulmaya çalıştıkları şey key to shaping our collective future yani geleceğimizi şekillendirmenin anahtarı.
Bunlardan ilki stratejik olarak değişim. Her zaman hükümet tarafından sinirlendirildiğimizi ve onlara karşı güçsüz hissettiğimizi söylüyor belgeselin yapımcıları Kate ve Paul Maple. Peki o zaman güç kimde? Mesela konu politika olduğunda politikacılarda mı yoksa onlara oy verenlerde mi? Burada düzeltilmesi gereken şeyin düşünce yapısı olduğunu söyleyen var. Eski kafalı olmak değiştirilmeli öncelikle. Kişisel çıkarları düşünme noktasının eski kafalılık olduğunu savunuyorlar. Ayrıca bir ülkenin sorunlarını sosyal, ekonomik vs diye bölmenin de geri kafalılık olduğunu söylüyorlar. Burada eğer bir ülkenin çıkarları düşünülecekse her şey beraber olarak düşünülmeli. Sektörlere ayrılmamalı.
Diğeri alternatif bir ekonomik model düşüncesi. Şu anki ekonomi sisteminin tek kelimeyle acınası, vahim durumda olduğunu düşünüyor bilir kişiler. Tüketimin tamamen kontrolden çıktığı bir ortamda yaşıyoruz. Düşüncesizce ve haddinden fazla tüketime ingilizcede over consuming diyoruz. Tüketimin hızla artması üretimi de aynı boyutta hızla arttırıyor ve bu direkt olarak over polution yani kirliliğin rayından çıkması anlamına geliyor. Modern ekonomide en büyük hata insanın iyiliğinin ve refahının yan ürün olmaya başlaması. Ekonomi insan için değilse bu gerçekten berbat bir ekonomik sistemin içinde olduğumuz gösterir. Modern ekonomi bir finansal zenginlik birikimi.
Bir diğeri çevresel faktörler. İklim değişikliği aslında global olarak hep beraber yüzleştiğimiz ilk problem. Ve tabii çözemediğimiz. Bir afete dur diyemeyeceğimizden bahsediyo bu sefer bilir kişiler. Bir sele ya da bir depreme dur gelme diyemeyiz. Mesela atmosfere ne kadar fazla karbon saldığımızı buzulların erdiğini fark edene kadar görememişiz ya da toprağa ne kadar nitrojen gönderdiğimizi suları zehirlemeye başlayana kadar fark edememişiz. Yani aslında yaşadığımız gezegeni daha çözememişiz. Yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilgili uzun bir araştırma kağıdı yazdım bu yıl ve bunun önemini çok ama çok daha iyi anladım. Hayatımızda kötü şeylerin başlamış olması gerekmiyor. Mesela nefes alamayacak hale gelmemiz gerekmiyor bu temiz içerikleri kullanmak için. Temiz içeriklerin keşfedilmiş olması ve elimizin altında olması bile mucizeviyken; bunları kullanmamanıb sadece ama sadece salaklık olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bu adımın halktan gelen kesin ve net bir istek olmadığı sürece atılmayacağını da söylüyor bilir kişiler. Çok haklılar... Bizim bu noktada yapabileceğimiz üç şey varmış. İlki bir çevre örgütüne katılmak, ikincisi temiz içerikleri satın almak, üçüncüsü ise temiz içerikleri destekleyen politikacıları desteklemek.
Bir diğer anahtar kesinlikle medya. Sosyla medyanın günümüzdeki gücü belki de her şeyden üstün. Bu gücün negatif ve pozitif bir sürü yanı var. İyi bir ürünü yaymak için de sosyal medya kullanılabilir, kötü bir fikri yaymak için de. Burada benim en önemli bulduğum şey ise kendi zihin süzgecinizi güçlendirmeniz gerektiği. Kendi kararlarınızı verebilmeli ve her fikre ortak olmamalısınız ve olmamalıyım. Bu bence bu dönemin en ama en önemli özelliklerinden biri. Tam bir hayat kurtarıcı. Gazeteciliğin eksikliklerinden bahsediyorlar belgeselde. Bu eksiklik de kesinlikle dürüstlük. Aslında sosyal medya bizden kilometrelerce uzakta olan sorunların çözümü için katkı sağlamamıza yardım eden mükemmel bir araç. Mesela hasta bir çocuk için bir para toplama kampanyası ya da Ukrayna-Rusya savaşında, Filistin-İsrail savaşında boykot yapabilmek için insanların başlattıkları kampanyalar gibi bir sürü şeye de yol açıyor.
Son olarak yoksulluk. Şu sözler başlatıyor yoksulluk için konuşmayı. "The poor are poor because the rich are rich." Hayatımda daha mantıklı başka bir şey okumamış olabilirim. Bu aslında çok büyük bir insanlık suçu. Bu gezegende para bol, ürün bol. Fakat hala bir yerde açlıktan kemikleri sayılan minik çocuklar var. Bu insanlığın en büyük suçu belki de. İnsanlığın belki şu an her şeye gücü yok ama yoksulluğun bitmesi için çok büyük bir güç var hali hazırda. Belki de kullanılması gereken ilk güç aslında elimizde olan bu güçtür.
Aslında bu belgeselin genel amacı comfert zone denilen oluşumdan uzaklaşmayı sağlamak. Rahatlık insanın ilk adım atacağı seçim noktasıdır ve bundan uzaklaştığımız an bir şeyleri değiştirmeye ve başarmaya başlarız. İşte tam bu noktada diyebiliriz ki "We have power!". Değişimi yapabilecek güç hepimizin içinde. Bana hep saçma gelen bir laf vardır. "Ben yapsam ne değişecek?!" Herkes bunu derse evet, hiçbir şey değişmeyecek. Bir de "Ben yaparsam çok şey değişecek." diyerek kendine inanan bir gelecek yetiştirsek ve bunu o gelecek nesillere yaparak göstersek ne büyük pozitif değişimler elde ederiz bir düşünsenize.
İyi seyirler.
"Power would be something. Our power would be unstopable."
✔️8/10
'8.2.24