Kitabı okuyunca anladım ki Marx'ın da bariz yanlışları vardı. Aslında eserin sonunu okumadan önce kafamda belli başlı şeylere değinmek gelmişti ama alıntılarla anlatmak, göstermek daha etkili sanırım. Reis bi yerde Adam Smith e iyi gömüyo. Slim gibi milyarderlerin nasıl milyarder…devamıKitabı okuyunca anladım ki Marx'ın da bariz yanlışları vardı. Aslında eserin sonunu okumadan önce kafamda belli başlı şeylere değinmek gelmişti ama alıntılarla anlatmak, göstermek daha etkili sanırım. Reis bi yerde Adam Smith e iyi gömüyo. Slim gibi milyarderlerin nasıl milyarder olduğundan falan bahsediyor zamanunda(bkz: Enoliberalizm). Fena bir kitaptı altını çizmediğim yer kalmadı. Benxe Marxı analiz eden kitaplar arasında en iyisi. Uzun bir süreç sonunda bitti. (kaptializmin özeti: büyüme aşağı büyüme yukarı)
Her şey ilk cildi anlamada bitiyomuş bende daha zorlayıcı bir eser bekliyordum. Sadece Karl Marx'ın dili bunu biraz zorlaştırıyor. Yazar arka kapakta Kapital'le birlikte analizi okumamızı istemiş ama benim elimde hem kitabı olmadığından hem de altını çizerek not alarak okuduğumdan öyle yapmadım. Adam nerden baksan 40 yılın emeğini çıkarmış. Bize de önünde saygıyla eğilmek düşer. (zaten okumamı bi3*4 sene sonraya erteliyorum)
El özet: vahşi kapitalizm neredeysebütün dünyayı sarmış. bütün ülkenin proleterleri birleşin!
Papalık affı satışı kimi zaman ilk büyük kapitalist metalaştırma dalgası olarak görülür. Gerçekten de Vatikan'da gömülenen tüm zenginliğin temeli bu satışlardır. İşte size vicdan ve onurun metalaşması!
Neticede kapitalistler emekçileri istihdam ettikleri iddiasına dayanarak artık değerde hak iddia edebiliyorsa, emekçiler kendi çabaları olmaksızın kapitalistin elindeki değişmez sermayenin tamamının değersiz hale geleceğini söyleyerek artık değeri hak ettiklerini niçin öne süremesinler?
Burjuva savunucuları bu gerçek karşısında soylu bir kurmaca yaratmıştır. Kapitalistler, derler, sermaye yaratır ve Mar'xın bile onların kaçınma (perhiz) yoluyla gösterdikleri çabanın ürünü olabileceğini itiraf ettiği "daha ileri bir toplum biçimini" yaratmak gibi soylu bir görevi yerine getirirler! New Yotk'ta yaşayan bir kişi olarak kapitalist sınıfın pek de tüketimden kaçındığına şahit olmadığımı belirtmeliyim. Ama marx kapitalistlerin Faust'taki ikileme düştüklerini söyler. Hatta Faust'u doğrudan alıntılar: "İki ruh, heyhat, göğsünde bağdaş kurmuş; biri durmadan diğerinden ayrılıyor" (610). Kapitalistler bir taraftan rekabetin zorlayıcı yasaları yüzünden biriktirmeye ve yeniden yaratmaya mecbur edilir, diğer yandan da tüketme arzusundan mustariptir. Bu ikinci arzuyu dizginleme zorunluluğu daha sonra gönüllü burjuva erdemi ideolojisine çevrilmiştir. Hatta kâr da erdemin karşılığı olarak yorumlanmıştır! Bu masala göre yeniden yatırım erdemdir(örneğin istihdam yaratır) ve bu yüzden de hayran olunmaya ve ödüllendirilmeye layıktır. George W. Bush'un başkanlık döneminde ultra zenginlere yaptığı tüm vergi indirimleri, güya tüketimden kaçınmaları sayesinde istihdam yaratılmasında ve ekonomik büyümede önemli rol oynayacak erdemli yatırımcılara ödül olarak açıklanmıştı. Zenginlerin kısa sürede çocuklarının mezuniyet partileri ya da genç karılarının doğum günleri için on milyon dolarlık partiler yapma alışkanlığı edinmeleri bu teoriye hiç de uymuyordu. Ancak Marx yine burada da Manchester kapitalizmi hikâyesinden çok etkilenmiş olduğu içindir ki kapitalistin göğsüne bağdaş kueup oturmuş "iki ruh" arasındaki mücadelenin tedricen evrilmekte olduğunu belirtir. İlk evrelerde kapitalistler gerçekten de tüketim perhizi yapmaya zorlanıyorlardı(İngiltere'de ilk kapitalistler arasında Quaker ideolojisinin önemi buradan gelir). Ama birikim sarmalı gittikçe yükselen bie ölçekte ilerledikçe, tüketim kısıtları da azaldı. 1795'teki bir rapordan alıntı yapan Marx, "Manchester'da 18.yüzyılın son otuz yılında...lüks ve israf büyük gelişme göstermiştir" der (611).bu koşullsr altında "üretim ile yeniden üretim, gittikçe artan boyutlarda, o garip evliyanın, o hüzün verici sövalyenin, yani" perhizci" kapitalistin müdahalesi olmadan devam eder gider"(615).
Yönetici sınıflar açısından bu bilinçli bir projeydi. 1979'dan itibaren ABD'de faiz oranlarını çarpıcı bir şekilde artıran "Volcker şoku" bir işsizlik dalgası üretti; Başkan Reagan'ın örgütlü işçi sınıfına saldırılarıyla(1981'deki grevde hava tarfik kontrolörleri sendikasıyla çatışması başlangıç oldu) birlikte emeği disipline etmeye yönelik bariz hamlelerdi bunlar. Margaret Thatcer'ın iktisadi başdanışmanı sıfatıyla deneyimlerini daha sonra yorumlayan İngiliz iktisatçı Alan Budd, komşularından ne kadar utandığını itiraf ediyordu : "Ekonomiyi ve kamu harvamalarını daraltarak enflasyonla mücadele ermeye yönelik 1980'lerdeki politikalar işçileri bastırmak için bir paravandan ibaretti. İşçi sınıfının gücünü azaltmak için işsizliği artırmak çok arzu edilir bir yöntemdi. Yapay olarak yaratılan (Marksist terimlerle söylersek) kapitalizmin bir kriziydi. Bu sayede bir yedek sanayi ordusu yeniden oluşturulmuş oldu. Bu da o zamandan bu yana kapitalistlerin yüksek kâr elde etmesini olanaklı kıldı. " Tıpkı Reagan gibi Thatcher'da sendikalara saldırarak 1980'lerdeki maden ci grevini şiddetle bastırdı. Buradaki amaç da kârları ve sonsuz birikimi güvenceye almak için emeği disipline etmekti. Marx'ın analizinde dehşet verici olan yön, böyle bir sonucun tamamen öngörülebilir ve Marksist terimlerle kolayca dile getirilebilir olmasıdır.
Marx'ın düşünce tarzını yansıtan (Marx'tan alınıp alınmadığını bilmiyorum) ilginç bir pratik plan örneği bardır. Rudolf Meidner adlı, 1960'larda ve 1970'lerin başında çok başarılı İsveç refah devletinin inşasında önemli rol oynayan İsveçli bir çalışma ekonomist uzmanı Meidner Planı diye bilinen bir plan hazırşamıştı. Enflasyon karşısında güçlü sendikalar toplu ücret kesintisi uygulamaya çağrılıyordu. Karşılığında, kesinti sebebiyle sermayeye akacak olan ilave kârlar(artık değer) vergi olarak alınacak ve işçilerin kontrol ettiği bir sosyal yatırım fonuna aktarılarak bu parayla kapitalist şirketlerin hisseleri satın alınacaktı. Alınan hisseler tekrar satılamayacaktı ve zaman içinde (Marx'ın örneğindeki 5 ykldan daha uzun bir zamanda) şirketin kontrolü sosyal yatırım fonuna geçecekti. Bir başka deyişle, kapitalist sınıf zaman içinde kelimenin tam anlamıyla(barışçıl yoldan) satın alınacak ve yatırım kararları üzerinde tam işçi kontrolleri sağlanacaktı. Kapitalist sınıf bu plan karşısında dehşete düştü(ama aynı kişiler Friedrich Hayek ve Mişton Friedman gibi neoliberallere Nobel iktisat ödülü diye bilinen ve aslına Nobel'le hiçbir ilgisi olmayan ödülü vermekte beis görmemiş, sendika karşıtı beyin takımları kurmuş ve medyada sert bir muhalefet başlatmışlardı). Dönemin sosyal demokrat hükümeti sindi, planı uygulamaya hiç girişmedi. Ama şöyle bir bakınca bu fikir (ayrıntıları çok daha karmaşık olmakla birlikte) genel olarak Marx'ın argümanıyla uyumlu görünüyor ve aynı zamanda kapitalist sınıfın iltidarını satın almanın barışçıl bir yolunu gösteriyor. Niçin üzerinde daha fazla düşünmeyelim ki?
Kapital'in 1.cildinde Marx'ın yaptığı şey, klasik siyasal iktisatçıların sözlerini ve teorilerini ciddiye almak ve sonra sormaktır: Kusursuz işleyen piyasalar, kişisel özgürlükler, özel mülkiyet hakları ve serbest ticareti kapsayan ütopyacı liberal vizyonun hayata geçirilmesi halinde nasıl bir dünya çıkar ortaya? Bu şekilde inşa edilmiş bir dünyada neler olacağını adım adım ilerleyerek keşfeder. Adam Smith'in hesabına göre milli servet büyüyecek, merkezsizleşmiş ve serbestçe işleyen piyasaların bulunduğu bir dünyada herkesin durumu iyileşecek ya da iyileşmesi mümkün olacaktı(gerçi takipçilerinin aksine Smithin kendisi servetin daha eşit şekilde bölüşülmesinde devleti sorumluluklarından azletmiyordu). Marx ise saf laissez-faire çizgisinde inşa edilmiş bir dünyanın bir kutupta artan servet birikimi diğer kutupta ise gittikçe büyüyen sefalete yol açacağını göstermektedir. Peki, dünyayı bu kurallarına göre inşa etmeyi kim ister? Cevap çarpıcı ölçüde barizdir: Kapitalidt sınıfın en zengin üyeleri! Peki o zaman ütopyacı serbest piyasa vizyonunun erdemleri hakkında vaazlar verip bizi çağdaş neoliberal yola sokan kimdir? Aman, ne sürpriz! Piyasanın daima haklı olduğuna ve Marksist teorinin saçmalık olduğuna bizi inandırmak için para gücünü kullanan zenginler.
Bureformun yolu toprak sahibi orta sınıflardan ve (eğitimsiz emekçi kitlesinden ayrı olarak) derdini anlatabilen, kendini eğitmiş, zanaatkârlardan oluşan işçi sınıfından destek almaya çalışıyorlardı. Kısacası sanayi burjuvazisi toprak aristokrasisine karşı zanaatkâr işçi sınıfı hareketleriyle ittifak arayışına girdi.
İşte bu noktada uygun bir vesile bulnuş olsaydı, Marx kesinlikle, rekabetin zorlayıcı yasalarının yalnızca kapitalizmin Bir başka deyişle, kapitalizmin ayakta kalması için rekabetin zorunlu yasalarının korunması, böylece din üretilen fazlayı emmenin bir yolu olarak yarınki artık değer üretiminin artırılmaya devam etmesi gerekir. Buradan şu sonuç çıkar: Bu zorlayıcı güçlerde örneğin aşırı tekelleşme sebebiyle zayıflama olması kendi içinde kapitalist yeniden üretim krizinin ortaya çıkmasına yol açacaktır. Monopoly Capital'de (Tekelci Sermaye) Baran ve Sweezy'nin söylemeye çalıştığı tam olarak buydu (Detroit'teki Üç Büyükler otomobil firmaları gibi tekellerin giderek önem kazandığı bir dönemde yazılmıştır bu kitap). Onların açıkça öngörmüş olduğu gibi, teklleşme ve sermayenin merkezileşmesine doğru gidiş zorumlu olarak 1970'lerde başa bela olan stagflasyon (enflasyonun ivmelenmesiyle birlikte işsizliğin artması) krizini üretmiştir. Bu krize yanıt olarak başlayan neoliberal karşı devrim işçi sınıfının gücinü kırmakla kalmamış, aynı zamanda her türlü stratejiye(daha açık dış ticaret, kuralsızlaşma, özelleştirmeler, vb.) başvurarak rekabetin zorlayıcı yasalarını kapitslist gelişim yasalarının "icracısı" olmaları için fiilen serbest bırakmıştır.