Şimdiye kadar okuduğum en iyi Türk romanı oldu.. 2006 nobel edebiyat ödülü sahibi Orhan Pamuk'un 1985-89 yılları arasında yazdığı 4. Romanı. Olağanüstü bir şaheser. Bu kadar derin ve sınırları zorlayan bir eser olması beni çok şaşırttı. Orhan Pamuk'un kalemi gerçekten…devamıŞimdiye kadar okuduğum en iyi Türk romanı oldu..
2006 nobel edebiyat ödülü sahibi Orhan Pamuk'un 1985-89 yılları arasında yazdığı 4. Romanı. Olağanüstü bir şaheser. Bu kadar derin ve sınırları zorlayan bir eser olması beni çok şaşırttı. Orhan Pamuk'un kalemi gerçekten efsane. Çok büyük bir okur değilim, farkındayım ancak yaşayan en büyük birkaç yazardan biri olduğunu söylemek zorunda olduğumu hissediyorum. Her bölümü farklı bir kitap gibi. Zekasına hayranım. Türk olduğu için çok şanslıyız.
Kısaca konusundan bahsedeyim;
"Galip" adında genç bir avukat var ve kendi halinde sıradan bir yaşantıya sahip. Çocukluk arkadaşı "Rüya" ile evli. Ve Rüya'nında "Celal" adında bir üvey kardeşi var kendisi gazeteci ve köşe yazarıdır. Günün birinde rüya ve celal ortadan kaybolur. Galip ise onları aramaya çıkar. Gayet anlaşılır ve basit gibi görünüyor ancak yazar Orhan Pamuk olunca okuyucu ters köşe oluyor.. Açıkçası uzun uzun anlatmak isterdim ancak uzatmaya gerek duymuyorum kitap okuru ikiye bölebilir, zira modern ve postmodern türünü her açıdan zorlayan bir eser. Haliyle okunması kolay değil. Ancak sabır gösterip, dikkat verilirse beğenilmeme ihtimali yok.. Böyle bir kitap okuduğum için gurur duyuyorum.. 10/10
Hoşuma giden alıntılar;
"Berber bu şakayı istediği gibi dikkatle dinledikten sonra ikinci sorusunu sordu.
İnsanın yalnızca kendisi olabilmesinin bir yolu var mıdır acaba?"++
(Sayfa 164)
++ "evet berber efendi! diyordum kendi kendime, insanın kendisi olmasına bir türlü izin vermezler, insanı bırakmazlar kendisi olsun diye, hiçbir zaman bırakmazlar."
(Sayfa 168)
"Hiçbir zaman inandıramadım seni kahramansız bir dünyaya neden inandığıma. Hiçbir zaman inandıramadım seni o kahramanları uyduran zavallı yazarların neden kahraman olmadıklarına. Hiçbir zaman inandıramadım seni o dergilerde resimleri çıkanların bizden başka bir soydan olduğuna. Hiçbir zaman inandıramadım seni siradan bir hayata razı olman gerektiğine. Hiçbir zaman inandıramadim seni, o sıradan hayatta benim de bir yerim olması gerektiğine."
(Sayfa 304)
"uykunun en güzel yanının insanın olduğu kişiyle bir gün yerine geçeceğine inanmak istediği kişi arasındaki göz yaşartıcı uzaklığın unutulması kadar, duyduklarıyla hiç duymadıklarını, gördükleriyle hiç görmediklerini ve bildikleriyle hiç bilmediklerini huzurla birbirine karıştırabilmesi olduğunu bir kere daha anladı."
(Sayfa 329)