🪷21 gün boyunca her gün bir kitap okuyorum. 4. GÜN🪷 Dördüncü günden selamlar efenim! Mehmet Rauf kaleminden Ferdâ-yı Garâm ile sizlerleyim. Kitabımızın konusu Sermet ve Macit adında 2 kuzenin büyüme yolculuklarını, kavgalarını, didişmelerini ve daha sonra bu duyguların aşka dönüşmesini…devamı🪷21 gün boyunca her gün bir kitap okuyorum. 4. GÜN🪷
Dördüncü günden selamlar efenim!
Mehmet Rauf kaleminden Ferdâ-yı Garâm ile sizlerleyim.
Kitabımızın konusu Sermet ve Macit adında 2 kuzenin büyüme yolculuklarını, kavgalarını, didişmelerini ve daha sonra bu duyguların aşka dönüşmesini işleyen 73 sayfacıktan oluşan bir kitap.
Geçen yıl Mehmet Bey'in kaleminden Eylül adlı romanı okumuş 3-4 ay gibi bir süreçte de zar zor bitirmiştim. O yüzden bu kitaba başlarken açık söylemek gerekirse çok ön yargılıydım. Fakat fakat asla önyargılı olmama gerek yokmuş ki Eylül'e nazaran bu kitabı çok çok çok fazla beğendim. Aslında iki kitabında işlediği konular benzerlik içeriyor. Hatta kitabımızın arkasında ve tanıtımda şu sözler var; Mehmet Rauf'un ikinci romanı Ferdâ-yı Garâm, Eylül'ün bir bakıma ön çalışmasın niteliğindedir. Derin ruh tahlillerine girilen kahramanlar hayattan beklediklerini bulamamış mücadele gücü zayıf melankolik kişilerdir.
İki kitabı karşılaştırdığımda Ferdâ-yı Garâmı beğenmem de etkili olan etmen betimlemelerini daha çok beğenmem yönünde oldu. Ayrıca diyaloglarda konuşma dili hakimdi. Beni bu yönüyle tavladı zaten. Eylül kitabında 2 sayfaya bir her yerin her şeyin tasfirini okumak beni çok bunaltmıştı ama bu kitapta her şey yerli yerince ve oldukça akıcı bir şekilde işlenmişti.
Eylül kitabının amacı karakterlerin psikolojisini bizlere sunmak olsa da psikoloji irdelemeyi amaçlasa da Necip'in sürekli sürekli Suat'a olan imkansız aşkının zorluğunu okumak beni çok fazla bunaltmıştı. Eylül kitabı bu anlamda çok iyi olsa bile ya yanlış dönemde okumanın verdiği bir bunalmışlık veya cidden de bana hitap etmeyen bir kitap olduğundan beğenememiştim. İyi ki önyargımı kırıp Ferdâ-yı Garâmı okumuşum diyorum ve tavsiye ediyorum efendim. Alıntıları yazıp gönderiyi bitiriyorum. Günün film yorumunda görüşmek üzere. ✨
📌Birlikte terk-i cism edelim mevt bir gece
Mest-i garâm iken
Kursun bahar-ı ruhumuz üstünde gizlice
Bu türbe-yi denen
(Birlikte terk edelim bedenimizi ölüme bir gece/Aşk sarhoşuyken/ Kursun ruhumuzun baharı üstünde gizlice/ Bir yasemin türbe)
Cenap Şahabettin
📌Yeşil... Hep bu renk. Hem şurada ne şairane bir ifade var. Yeşilin en hafif renginden en koyu, en karanlığına kadar. Hep yeşil...
📌Her gün bütün kusurlarımın affını sağlamak ümidiyle gelirken her gün başka bir yere açtığımı görüyorum ve bu benim yüreğimi kanatıyor.
📌Hiçbir bağını hatırlamıyordu ki kendisine acı bir pişmanlık, tedavisi imkansız yaralar vermeden geçmiş olsun.
📌Sizin kadar suskun ve gamlı bir gece. Şairler gecenin sessizlik dolu ruhuna girmek istedikleri gibi ben de sizin kederli düşüncelerinizi anlamak istiyorum.
📌Ve gitar boğuk, gamlı, iniltili nağmeleri ile bu aşk ezgisi arasında bir tutku iniltisi gibi sanki damla damla, sanki titrek, sanki buseler döken nağmeciklerle devam ediyordu.
📌İtiraf et tesirini inkar ettiğin şu musiki seni de etkiledi. Çünkü ne bileyim seslerde nasıl bir vahşi titreş vardı ki insanın kalbini...
📌-Eğer siz bu arzumu anlamamış olsaydınız...
-Ee anlamamış olsaydım...
-Anlamamış olsaydınız kalbinizle dudaklarınızın aynı dilde olmadığına kanaat edecektim.
📌Bütün güzelliklerin zarafetlerin ihtimamların ötesinde genç kızın simasında hüzün kederli bir örtü görülürdü. Bir örtü ki gözyaşlarıyla nemlidir...
📌Ben de hala kanayan yaralar var.
📌Ruhlarının hissediş biçimlerinde birçok yakınlığa rast geldi.
📌Ah bu ferdâ... İşte kadınların kaderi.
📌Sizin hiç kimseninkine benzemeyen bir ruhumuz var.
📌Böyle birbirlerinin ruhuna aşina çıkmaktan dolayı mahremiyetler, aralarında öyle samimi bir bağ kuruluyordu ki bu daima beraber bulunmalarına sebep oluyordu.
📌Hiçbir şey bulamıyorum ki ruhuma bir kanaat esintisi verebileceğini zannedeyim.
📌Zannederiz ki saadet şu parlak Zühredir.
📌Beni siz anlıyorsunuz. Ve bu bana rahatlık veriyor. Zira görüyor musunuz, anlaşılmamak da öyle bir işkence ki...
📌Göz önünde bulunmayan daima ihmal edilmez mi?
📌Dünyada bir ferdâ-yı garâm kadar elemli ne vardır acaba?
📌Ah birini sevdikleri halde bildiremeyenler ne zavallı şeylerdir...
📌Sanki en manasız bir bakış bütün kalp sırlarını ifşa etmeye yetmişti.
📌Bu bakış sıcaklığına karşı şimdi perişan bir kızarışla, söyleyeceğini bulamayarak, bulduğunu söyleyemeyerek şaşıranlar gibi utangaç bir tebessümle bakıyordu.
📌Ah Sermet'in ne kadar hakkı vardı. Bütün hayat böyle bahtiyar bir aşkın yanında neydi? O halde bunu kaçırmak bunu devam ettirmek için bütün hayat feda olunmaz mıydı? Bir gün bu aşkın öldüğünü yaralı dargın düşman eden derin bir infalle girdaplar açtığını görmemek için... İlelebet ilelebet mesut olmak için... Bu artık ruhlarında tahammül kuvveti tükenmiş ferdâ-yı garâmda ikisi de ayrı birer tarafta ölmemek için böyle severken beraber dudak dudağa ölmekten başka ne çare vardı?
📌Seni seviyordum. Deli gibi zalimce seviyordum. Bu her şeyi bana tercih ettiğin zaman seni öldürmek, sonra kendim ölmek isterdim... Ya bir ruh gibi yaşamak ya pençeleşmek icap ederdi. O kadar zalim o kadar vahşiydin ki beni kahrederdin kahretmek isterdim. Söyle sen de böyle miydin Sermet? Sen de benim gibi miydin? Sen de benim gibi kıskanır da hırslanır da onun için mi severdin? Onun için mi öldürürdün?