📌Bir saatin gerçekte ne demek olduğunu orada öğrenmişti henüz. 🪷21 gün boyunca her gün bir kitap okuyorum. 20. GÜN🪷 Viyanalı yârimin kalemi ile tekrardan merhabalar! Bu yirmi bir günlük seri içinde elimde bulunan çoğu Zweig eserini okudum. Açıkçası bu duruma…devamı📌Bir saatin gerçekte ne demek olduğunu orada öğrenmişti henüz.
🪷21 gün boyunca her gün bir kitap okuyorum. 20. GÜN🪷
Viyanalı yârimin kalemi ile tekrardan merhabalar!
Bu yirmi bir günlük seri içinde elimde bulunan çoğu Zweig eserini okudum. Açıkçası bu duruma sevinsemde bir yandan da üzülüyorum. Azıcık uzucuk kaldı Zweig kitaplarımdan. Henüz Zweig okumayanları kıskanacağım bir döneme gireceğim de aşikar jcsjxjjs
(Bazen bu adamın kitaplarını unutsam da tekrar tekrar okusam diyorum. 🫠)
Bu eserimizde Madame de Prie adında bir kadının şaşalı yaşamını, bu şaşalı yaşamı cozutmasını ve hatalar yapmasını, ardından kral tarafından sürürülmesini ve yapayalnız bir başına kaldığı satırları okuyoruz.
Ayrıca eserimiz 15. Louis döneminde Fransız sarayında epey etkili olan aristokrat bir kadının gerçek yaşamına dayanıyormuş.
Eser sadece bir kadının yüksekten yere çakılması ile ruhsal durumunu göz önüne almıyor. Dönemin sınıflar arası ilişkisini de göz önüne alan bir eser. Bu anlamda bakıldığında bile okunmaya değer bir eser olduğunu düşünüyorum.
Yazarın bu eseride güzel olsada diğer okuduğum eserler içerisinde sönük kaldığını düşünüyorum.
Birde yazarın Clarissa adlı eserine karşı bir itilme durumum var, okuduğumda o eseride beğenecek gibi hissetmiyorum. Umarım yanılırım.
Yine, yeni, yeniden bir diğer hoşuma giden şey ise yazarın ruhsal tahlilleriydi.
Günümüzde veya geçmişte bir kadın başka bir kadının duygularını zorlukla anlarken yazar kadın ruhunu çok iyi bir şekilde çözmüş ve kaleme almış.
Okurken kadın karakter ile birlikte yalnızlıkla baş başa kalmanın çaresizliğini, zorluğunu, beraberinde getirdiği ruhi bunalımı, sıkıntıyı hissediyorsunuz.
Ve biraz kibir, biraz hırs, biraz eldekileri kaybetmenin verdiği bocalama ile bu uğurda bir kadının neler yaptığını görüyoruz.
Trajikomik bir son ile kadının kaldığı durumun komikliğini, saçmalığını ve akıl almaz durumununda peşi sıra farkında oluyoruz.
Kitap günümüz ilede oldukça bağdaştırılabilir. Zira sosyal medya kullanımının artması ile, popüler kültürün kölesi olan birçok insan ve genç varken bu eser o kesime ders verir nitelikte bir eser olarakta seçilebilir.
Sadece kadına ve yaşadığı şeye odaklanılmadığında cidden farklı şekillerde anlam çıkarılabilir bir eser. Zweig yine döktürmüş diyorum başkada birşey demiyorum sevgili okurlar. Rafınızda bu eserede yer verebilirsiniz diyerek sözlerimi sonlandırıyorum. Günün film yorumundan görüşmek üzere. Kitapla ve sağlıcakla kalın. ✨
📌Zümrüt yeşili çayırlara uzanıp bulutları seyretti. Ne tuhaftı, yıllardır tek bir bulut görmemişti, bulutların paris'teki binaların üstünde de böyle güzel kenarlı, böyle puf puf ve bembeyaz, böyle tertemiz olup olmadığını, böyle süzülüp süzülmediğini merak ettiği içinden.
📌Madamın her zaman tek bildiği, ne hissettiğiydi.
📌Burada günler nasıl da uzundu. Saatler, sanki insanlar gibi temkinli adımlarla ilerliyordu ve madam onları hızlandıracak hiçbir yol bilmiyordu. Ne yapacağına bulamıyordu; içinde her şey susmuş, yüreğinin anlamlı müziği, anahtarı kaybolmuş müzikli saat gibi ölmüştü.
📌Issızlık bütün odalarda hain bir hayvan gibi oturmaktaydı.
📌Tek bir insanın diğeri için neler ifade edeceğini hiç bilmemişti, çünkü hiç yalnız kalmamıştı.
📌Kadın herhangi birinin özlemini çekiyordu, tıpkı gün ışıyana kadar soğuktan titreyerek sarınacağı bir palto gibi özlüyordu onu.
📌İnsanlık tarihi davetsiz misafirleri sevmezdi; kahramanlarını kendi seçer, ne kadar usandırıcı bir çabaya girerlerse girsinler hakkı olmayanları acımasızca geri çevirirdi; talihin ilerlemekte olan arabasından bir kez düşen kişi, arabaya bir daha yetişemezdi.