Spoiler içeriyor
Her şeyden önce şunu belirtmem lazım: 136 sayfalık bu kitabı bitirmem iki aydan fazla sürdü. Nedense bana hiç bir zevk vermeyen, okumaya başladıktan beş sayfa sonra beni sıkan ve okumak için kendimi zorlamak zorunda hissettiğim bir kitaptı. Bu durum belki…devamıHer şeyden önce şunu belirtmem lazım: 136 sayfalık bu kitabı bitirmem iki aydan fazla sürdü. Nedense bana hiç bir zevk vermeyen, okumaya başladıktan beş sayfa sonra beni sıkan ve okumak için kendimi zorlamak zorunda hissettiğim bir kitaptı. Bu durum belki kitabın çevirmeninden de kaynaklanıyor olabilir. Ama Hugo’nun Sefiller romanını da okurkan çok sıkıldığımı ve okuyamadığım gerçeğini hatırlayacak olursak, Hugo’nun tarzı bana göre değil gibi bir sonuç çıkarabiliriz. Tabiki benim bu naçizane fikrim ve kendimce zevklerim Victor Hugo’nun başarısına bir toz konduramaz.
Kitaba gelirsek, genel olarak bir idam mahkumunun gözüyle sistemi insanların yozlaşmasını ve pislikleşmesini okuyoruz. Ne acı ki bu insanlar “Günümüzde de böyleleri yaşamaya devam ediyorlar” ölümden, ölmekten ve kendileri ezilirken başkalarının bundan daha çok zarar görmesini izlemekten iğrenç bir zevk duyuyorlar. Tıpkı hapishane mahkumlarının hücrelerinden, yağmur altında soyunmak zorunda kalan kürek mahkumlarını izlerken aldığı zevk gibi. Hiç bir mantıklı bir açıklaması, ahlaki bir değeri ve insani bir amacı olmayan eylemler. Bu gün dünyanın pek çok yerinde vicdanları körelmiş, kalpleri mühürlenmiş ve gözleri sadece istediklerini gören insanlar yer almakta. Daha kötüsü bu insanlar tıpkı kitapta da bahsedildiği gibi yüksek mevkilerde yer almakta. Fakat kitap bu evrensel konuyu öyle özelleştirmiş ki… Yaptığı benzetme ve betimlemeler de bir o kadar samimiyetsiz ve sıkıcı geldi bana. Hatta bazen benzetmelerden konuyu kaçırıyorsunuz. Kitap, akıcılığını kaybediyor. Ve ağır bir kitap değil, kitap akıcılığını içinde bulundurduğu anlamın büyüklüğünden değil bir anı her gereksiz teferruatıyla aktarmasından akıcılığını kaybediyor. Bu betimleme yapmasın demek değil. Hatta 9. Hariciye Koğuşu’ndaki betimlemeler çok güzel örnekler olabilir. Peyami Safa’nın yaptığı hastane betimlemesi bize bir hastanın tüm iç çıkmazlarını, çaresizliğini, sanki bir ölünün bedeninde olduğunu ama buna rağmen ruhunun yaşamaya devam ettiğini öyle güzel yansıtıyor ki sanki sizde hissediyorsunuz. Fakat Hugo’nun hapishane duvarlarının tasviri, bilemiyorum, sadece gereksiz duygu kelimelerinin sıralanmış hali gibi geldi bana.
Kitabı bugün bitirdim. Uzun bir okuma sürecinin sonuna geldik. İtiraf etmeliyim, kitabın sonu başına göre daha iyiydi. Karakterin geçmişine dair birkaç küçük anı ve kızıyla olan diyalogları güzeldi. Yazar, mahkumun kızıyla olan iletişiminde gerçekten duygu geçirmiş. Ve ne kadar üzücü bir durum olduğunu anlayabiliyorsunuz. Özetleyecek olursam; kitabın konusu ve olay örgüsü neredeyse hiç hoşuma gitmedi. Kitabın bazı yerlerinde ufaktan gerçekten anlamlı ve ince sözler vardı fakat paragrafların içinde kayboluyorlardı. Buda en azından benim açımdan bu cümlelerin anlamını kaybetmesine sebep oluyordu. Bir öneri ve tavsiye ile okumaya başladığım kitaptı. O çocukla kitap, film, gezi gibi zevklerimiz uyuşmadığı anlamına geliyor bu durum. Bu benim için bir sorun değil. Dünya farklı zevklere sahip insanlarla güzel, birbirlerine saygı duydukları sürece