"Bence bu dünyada hiç kimse bir palyaçoyu anlamaz; bir palyaço bile öteki palyaçoyu pek anlamaz. Onların da arasında hep kıskançlık ve çekememezlik vardır." (Sayfa 97) Modern edebiyatın önemli isimlerinden biri olarak görülen Alman yazar Heinrich Böll'ün 1963 yılında yayımladığı ikinci…devamı"Bence bu dünyada hiç kimse bir palyaçoyu anlamaz; bir palyaço bile öteki palyaçoyu pek anlamaz. Onların da arasında hep kıskançlık ve çekememezlik vardır."
(Sayfa 97)
Modern edebiyatın önemli isimlerinden biri olarak görülen Alman yazar Heinrich Böll'ün 1963 yılında yayımladığı ikinci dünya savaşı sonrası eseri. Türünün hakkını veren bir isim, ilk kez okumama rağmen çok beğendim. Ustaca bir kalemi var ve konuya olan hakimiyetine hayran kaldım.
"Hans Schiner" adında genç bir adam maddi olarak durumları iyi olmasına rağmen toplumda kendisine yüklenmiş bütün statüleri reddederek, kendi yolunu bulmayı hedeflemektedir. Hatta bunu iş hayatında, aşk hayatında ve sosyal hayatında en keskin biçimde gerçekleştiriyor. Meslek olarak palyaçoluk yapıyor, ailesinin konumunu ve davranışlarını inceleyerek; üstün -Alman ırkını temsil edildiği bariz görülüyor (özellikle annesi)- alman burjuvazisini (yer yer alay ederek) eleştiriyor. Sevdiği kadınla yıllarca birlikte oluyor ama Hristiyanlığı bir türlü kabul etmemesinden dolayı - kadın bunu bir tür inanç problemine dayandırıyor- bir başına kalıyor. Her açıdan zayıflaşan ana karakter, çözümü farklı yollardan bulmaya çalışır.
İkinci dünya savaşı sonrası yaşanan gelişimleri çok net bir biçimde eserde görebilmek mümkün. Toplumda kabul edilmeyen birtakım kültür ögeleri, inançlar ve ideolojiler; yazarın yarattığı karakter üzerinden ciddi bir biçimde eleştiri yağmuruna maruz kalıyor. Ben okurken bu denli içsel hesaplaşmaları beklemiyordum. Karakterin kendinden emin oluşu ve bütün karşı tepkilere rağmen kendi yolundan vazgeçmeyişi hoşuma gitti. Ancak yaşananlar durumların sonucu bu kitaptaki gibi bitmeyebilir. Sonuçta Alman kültürü bu her şeyin hızlı birer tetikçisi olabilirler.
Alman ve modern edebiyata ilgi duyanlara şiddetle tavsiye ederim. Yazar Böll 1972 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü kazanmıştır..
Sevdiğim bazı alıntılar;
"Sanatçıların hayatını anlatan filmler işkence verir bana. Böyle filmleri yapanlar, o dönemde yaşasalardı van Gogh'a bir tablosu için yarım paket sigara verip sonra da, "Bir pipoluk tütün de verseydik bize bunu yine çizerdi," diye üzülen insanlardır. O filmlerde, sanatçı ruhunun istırapları, sefaletleri ve Şeytan'la mücadeleleri anlatılır, fakat her şey geçmişte olmuş kabul edilir. Sigarası olmayan, karısına ayakkabı alamayan bir günümüz sanatçısı ise film yapımcıları için ilginç değildir. Bazı boşboğazların onun bir dâhi olduğunu kavraması için daha üç nesil geçmesi gerekir."
(Sayfa 98-99)
"Huzur, bir palyaço için çok önemlidir. Başkaları buna “dinlenme” der. Palyaço o anda sanatını tamamen unutur. Başkaları ise ancak bu dinlenme saatlerinde sanatla ilgilenir. Sanattan başka bir şey düşünmeyen sanatkâr insanlar ise ayrı bir konudur. Çalışmadıkları için onların dinlenmeye gereksinimi yoktur. Sanatkâr ruhlu bu insanlara sanatçı demek büyük yanlış anlamalara neden olabilir. Bu insanlar, sanatçı tam dinlenmeye niyetlendiği zaman sanat üzerine konuşmak isterler. Sanatçının kendine zorlukla ayırabildiği ve sanatı kafasından atmak istediği bu üç-beş dakikalık zamanda, sanata ilgi duyanlar van Gogh'dan, Kafka'dan, Chaplin'den veya Beckett'tan söz eder, sinirinizi bozarlar. Böyle anlarda intihar etmek isterim."
(Sayfa 99)
"Sanatçı olmayanın dinlenme zamanı palyaçonun çalışma saatidir."
(Sayfa 100)
"Güzel bir söz vardır: hiçbir şey. Hiçbir şey düşünme. Başbakan'ı düşünme, Katolikleri de düşünme. Küvette ağlayan, terliklerine kahve damlayan o palyaçoyu düşün."
(Sayfa 138)
"İnanın,"diye konuştu, "sadece inanın. Bilir misiniz, bir şeye sadece inanmak bile insana çok güç verir."
(Sayfa 176)
"Ölüm bizi ayırana kadar," demişti.
Ben ölmemiştim.
(Sayfa 235)