Spoiler içeriyor
"Sanki yaşamak, başka her şeyden çok beklemek demektir ve hayatın anlamı boşluklarda veya sadece sabrederek ulaşılabilecek soyut bir gelecekte gizlidir." Uzun bir yazı olacak, Haydi vira bismillah! Yaklaşık bir hafta kadar önce tanıdığım en neşeli, sıcak ve sosyal insanlardan biri…devamı"Sanki yaşamak, başka her şeyden çok beklemek demektir ve hayatın anlamı boşluklarda veya sadece sabrederek ulaşılabilecek soyut bir gelecekte gizlidir."
Uzun bir yazı olacak,
Haydi vira bismillah!
Yaklaşık bir hafta kadar önce tanıdığım en neşeli, sıcak ve sosyal insanlardan biri olan arkadaşımın babası, vefat etti. Benim için önemli biriydi kendisi. Sosyal kişiliği, börek severliği ve keyfine düşkünlüğü ile ben arkadaşımın babasına; atılgan ve disiplinli oluşları ile arkadaşım benim babama benziyordu. Ve en dıştan baktığımızda ikimiz de oğullarından daha çok onlara benzediğimiz için belki de yakın arkadaş olmuştuk ve bu dostluk onların dostluğunun önünü açmıştı. Dedemi kaybettiğimde bu kadar üzüldüğümü hatırlıyorum..
Bu kitabı okurken sanki yazarın babasının yas sürecine tanık oldum. Yazarın babasıyla tanıştım, hayranlık duydum ve sonunda veda ettim. Babasının yaşlanışını zihnimde gördüm.
Sayfa 75'te bir savaşçı gibi anlatması... Özellikle 8. Bölümü yüzümde samimi bir gülümseme ile okudum. Babasının; espritüel, babaç, sorumlu, sahiplenici kişiliği... Hayatının eğlencesini, dostluğunu yuvasında, ailesinde arayan biri olması...
Genç yaşta evlenmesine rağmen annesine olan bağlılığı, son günlerini birlikte aldıkları göl evinde geçirmeleri...
Beni en çok etkileyen, ağır işçi olarak saatlerce ziftin içinde mesai yaptıktan sonra eve gelip yarım saat kestirdikten sonra ailesi ile vakit geçirmek için adamın duyduğu şevkti.
Böylesi bir aile saadeti şevki her çocukta iz bırakır.
Üstelik kendi babasıyla ilişkisi çok karmaşıkken oğlu ile ilişkisini bu denli önemsemesi...
Açıkçası anne olmak için hep doğal bir istek duydum. Ama insanının hayatındaki mihenk taşlarının baba ile yaşanan anılar olduğunu görmek hoş bir kıskançlık bıraktı üzerimde.
Gerçi Rachel Carson'un, ailesi için öğretmenlik mesleğini bırakan annesi ile geçirdiği anılardan etkilendiğinden de bahsetmiş yazarımız.
Velhasıl kelam kitapta en çok babasıyla ilgili yazdığı bölümleri sevdim. Sanki orada yazarın üslubu yumuşuyordu, doğal bir tatlılık katıyordu işin içine.
Daha fazla o bölümlere girmeyeceğim. Yazarın, babasıyla yılanbalığı avcılığı yaptığı anılarını okurken alınan tatlı hazzı sizlere bırakıyorum.
Gelelim yılan balıklarına. Yazar yılan balıklarına duyduğu tutku, okuyucuya da aitmiş gibi ele almış. Şahsen bana ait. Ama deniz ve okyanuslar ile ilgili olmayan biri için durum nasıl ilerler, bilemiyorum.
Kitap, neşeli bir hava ile başlıyor. Sonlara doğruysa bir ciddiyet geliyor. Hatta son bölüm hariç kitap yarısından itibaren biraz fazla bilimselleşmeye başlıyor. Bana hava hoş ama balıklarla ilgili olmayan bir insan için sıkıcılaşabilir. Belki yüz sayfa eksik olabilirdi genel okuyucuya hitap etmesi açısından, daha popüler olurdu ama dediğim gibi, eksik olurdu.
Peki ne yani, yılan balığı hakkında ne yazılmış olabilir ki mi diyorsunuz? Siz tek gözünüzle mi baktınız bu balıklara, aa? Dört defa başkalaşım geçiren ve cinsel hayatını Aristo'dan bile saklayan bu balıkların var oluşları bir muamma olmuş asırlarca, ki biraz hâlâ.
Bir korsan için okyanuslarda hazine adası aramak neyse bilim adamları için de yılan balıklarının çiftleştikleri alanı bulmak bir tutku haline gelmiş.
Bu olaya Freud'un dahil olması beni çok şaşırttı. Daha üniversite yıllarındayken erkek bir yılan balığı testisi bulmak için görevlendirilmiş ve İtalya'ya gitmiş. Uzun bir süre, bir sürü yılan balığı kesmiş biçmiş. Okurken iyi ki bu görev Van Gogh'a verilmemiş diye düşündüm(kulak).
Ayrıca Freud'un ilk şehre geldiğinde gördüğü güzel kızların tarifine benziyor olmak gururumu okşadı. Sonradan söylediklerini genç Freud'un kalp kırıklığına veriyorum :))
Vee Aristo ve Freud ile gençliğimizde ortak uğraşlarımızın(deniz canlıları) olması çok hoşuma gitti. Gerçi ben kitaplardan öğreniyorum. Onlar canlı canlı bu hayvanlarla hemhal olmuşlar. Özellikle Aristo. Bu biraz kendime acımama sebep oldu işin doğrusu. Fantastik bir evren değil ilgimi çeken, dokunabilirim, dokunamıyorum, çok saçma :))
Dokunamadıysam nerden geliyor bu ilgi? Kitabın bir bölümünde insanın evrimin ilk aşamasında sudan gelmesinin onun su canlıları alemine duyduğu hayranlığı açıklayabileceğinden bahsediyordu.
Anne karnında takıldığım o rahim havuzundan beri atalarımın aktardığı bu ilgiyi içimde taşıyormuşum.
Bazen zihnimizde olana çekiliriz. Bu aynı yılanbalıklarının o gizemli yerlerine çekilmeleri gibi. Oraya aitsindir.
Güçsüz bir söğüt yaprağıyken yolunu dalgalar belirler. Ama gücünü toparlamış bir gümüş balığı olduğunda ait olduğuna gitmek için dalgalara karşı da yüzmen gerekebilir.
('Felsefe yapma İsmail' dediğinizi duyar gibiyim.)
"Nasıl ki hayat denizde başladıysa her birimiz de kendi hayatımıza minyatür bir okyanus olan ana rahminde başlarız."
Neyse, kitaba dönelim. Yılan balıklarının yıllarca yoktan var olduğuna inanmaları beni çok şaşırttı. O kadar tuhaf efsaneler türemiş ki...
Ama hayvalara aşırı saygı duydum. Sadece kendi kararları ile hareket etmeleri, gizli bir üreme yeri seçmeleri... Özgür hayvanlar, yalnızca güvende hissedince ve doğal ortamlarında çoğalıyorlar.
Üstelik yaşayacakları yerleri bulanakadar arayışta ve yollarda takılıyorlarmış. Bu açıdan benziyoruz. Bakalım ben bulabilecek miyim?
"...yılanbalığı için bu yuvanın özellikleri sadece çabucak öğrenip uyum sağlayacağı, gerektiğinde tahammül edeceği ayrıntılardan ibarettir."
"Tabii bir de dünyadaki yerini arayıp bulmak var. Nihayetinde bundan daha evrensel bir insan deneyimi olabilir mi?"
Yılanbalıklarını, okuduğum ejderhalı çocuk kitaplarından hep iğrenç, iştah kaçırıcı, yapış yapış varlıklar olarak hatırlıyorum. Kitap da mütevazı duruşu bir yana besin olarak farklı anlatmamış. Yağlı ve beyaz etli bir balık türü. Kendisini füme olarak denemiş ve sevmiştim. Ahh biliyorum türü tükenme tehlikesinde olduğu için yanlış ama o kadar çok reklamını yapmış ki yazar, Avrupa turu yapma şansım olursa özellikle cam formundaki halini denemek istiyorum. Ve mümkünse bir festivaline katılmak ve tüm çeşitlerini denemek...
Kitap zamam zaman yılan balıkları üzerinden felsefe de yaptı ama gerçekten düşündürücüydü. Dinle ilgili de yanlışlayamadığım bazı yorumları vardı. Düşündürücüydü.
Şimdi efenim, kitabı şiddetle tavsiye ediyorum. Rafa da ben getirttim, belirtmek istedim(kitabı sahiplenmiş bir Milo). Bence dinlenmek, huzur bulmak ve deniz canlıları hakkında bilgi edinmek ve biraz felsefe yapmak için tercih edilebilir.
(Bu yorumu yazarken renk olsun diye içine chia tohumu attığım suyumu içiyordum. Kendimi yılanbalığı larvası içmiş gibi hissediyorum :)) )
Sevdiğim alıntıları yorum olarak ekleyeceğim.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.