Niyet ettim tüm japon klasiklerini bitirmeye. Ango Sakaguçi lakabı ile bilinen Heigo Sakaguçi kaleminden Kiraz Çiçeklerinin Altında eseri ile geldim. Yazarımız Dazai ile oda arkadaşıymış ve bundan mütevellit iki yazarın da kalemi benziyordu. Gerek savaş temalarına yer verilmesi ile gerek…devamıNiyet ettim tüm japon klasiklerini bitirmeye.
Ango Sakaguçi lakabı ile bilinen Heigo Sakaguçi kaleminden Kiraz Çiçeklerinin Altında eseri ile geldim.
Yazarımız Dazai ile oda arkadaşıymış ve bundan mütevellit iki yazarın da kalemi benziyordu. Gerek savaş temalarına yer verilmesi ile gerek karamsar ve buhranlı ölüm temasını işlemesi ile.
Esere adını veren ilk öykümüzken bir öykümüz daha var ve onun da adı aptal.
İlk öyküde yani Kiraz Çiçeklerinin Altında öyküsünde dağda yaşayan ve önüne geleni öldüren bir haydutun bir gün bir kadına aşık olması üzerine şehire taşınmasını ve adapte olmaya çalışırken olamamasını okurken, tek korktuğu şeyin kiraz çiçekleri olduğunu görüyoruz.
Aptal adlı öyküde ise İzava adında bir karakterin evinde dolaba saklanmış bir kadın bulması ve kadını o dönem Amerikan hava saldırılarından korumaya çalışırken yaşadığı zor ve trajik hayattan da korumaya çalışmasını işliyor.
Artık alıştığım şeylerden birisi japon edebiyatı okurken çoğunun savaş etkisinde yazılmış olduğu oldu. Dazainin eserlerinde de bu hissediliyordu, bu ve diğer yazarlarda savaş ve etkilerine yer vermişler. Aptal öyküsünde buram buram o etkiyi alabiliyordunuz.
Dazaiye bakarak bu yazar daha anlaşılır ve sade bir şekilde kaleme almış bu olayı, o yüzden daha fazla beğendiğimi söyleyebilirim.
Kitabın dış kapağından ve adından dolayı romantik içerikli soft bir hikaye bekliyordum ama hayatın gerçekleri yüzüme bir tokat gibi indi.
Savaş öğeleri ile birlikte ilk öyküde de ölüm öğesi fazlası ile hissediliyor ve ilk öyküde ki ölüm teması çok rahatsız bir his veriyor insana.
İlk öyküde kadının istedikçe istemesi, elde ettikçe daha fazlasını arzulaması bir ders verir nitelikteydi. Cidden insanoğlu dönem dönem istedikçe isteyen bir ruh haline bürünüyor ve bunun bir faydası yok.
Karamsar öğeleri fazlası ile barındıran bir eser lakin zevkle okuduğum bir eser oldu.
Eksi olan bir etken ilk öykünün sonunun tatmin etmemesiydi. Ki yazar bunu yaparken okurları düşünmeye itmek istemiş olmalı.
Herkese hitap eden bir eser olur mu bilmiyorum ama iki öykünün de çok çarpıcı olduğu aşikar.
Japon edebiyatı sevenlerin ve artık bu edebiyata alışan ve hakim olan kişilerin seveceğini düşünüyorum. Ayrıca hayatın gerçeklerini farklı bir üslup ile okumak isterseniz yine önerdiğim bir eser olur.
Unutmadan eserin arka yazısında buraiha edebiyatı diye bir şey geçiyor. Neymiş bu diye araştırdığımda savaş sonrası japonyanın durumunu ve kimlik sürecini dile getiren bir grup yazarı kapsıyor. Bu grubun içine giren yazarlardan birisi Ango Sakaguchi olurken Osamu Dazaide bu grup içinde yer alıyormuşş.
Kitaplı günler dilerken Pandoranın kutusunu okumak üzere kaççaoov diyorum. ✨