Bölüm -2 orestes anlamıştı artık. demek uğursuzluk onun da başındaydı. kendi sonunu düşünmeden öç alması gerekiyordu. çocukluğundan beri görmediği evine gitmek için yola çıktı; arkadaşı pylades de yanındaydı. ikisi birlikte büyümüşlerdi, öyle her arkadaşlıkta rastlanmayan bir sevgiyle bağlıydılar birbirlerine. elektra…devamıBölüm -2
orestes anlamıştı artık. demek uğursuzluk onun da başındaydı. kendi sonunu düşünmeden öç alması gerekiyordu. çocukluğundan beri görmediği evine gitmek için yola çıktı; arkadaşı pylades de yanındaydı. ikisi birlikte büyümüşlerdi, öyle her arkadaşlıkta rastlanmayan bir sevgiyle bağlıydılar birbirlerine. elektra bilmiyordu onların geleceğini, ama umudunu kesmemişti.
bir gün babasının mezarına varıp sunular sundu, tanrılara yakarmaya başladı: “n'olur, evine yollayın orestes'i.” işte o sırada orestes belirdi yanıbaşında. “ben senin kardeşinim,” dedi. “bak, işte ayrılırken örüp bana verdiğin pelerin.”
elektra inanmıştı bile. “yüzün tıpkı babamın yüzü.” diye haykırdı. sonra acı yıllar boyunca kimsenin kendisinden istemediği sevgiyi sundu kardeşine.
hepsi, hepsi senin simdi,
ölen babama duyduğum sevgi,
anneme verebileceğim sevgi,
zavallı “kardeşimin sevgisi, zalimce öldürülen,
hepsi senin şimdi, yalnız senin.
orestes o kadar düşünceliydi ki, kardeşinin dediklerini duymadı bile. onun sözünü keserek içini döktü, yüreğini yakan düşünceleri açtı. üçü bir olup, neler yapacaklarını tasarladılar. orestes'le pylades, saraya giderek, orestes'in ölüm haberini vereceklerdi. klytaimnestra ile aigisthos çok sevineceklerdi buna, habercileri görmek isteyeceklerdi. bir kere saraya girsinler, gerisi kolaydı. böyle birdenbire ortaya çıkışları kraliçeyi öyle şaşırtacaktı ki… iki arkadaş, kılıçlarına güveniyorlardı.
saraya alındılar. bir süre sonra kapılar ağır ağır açıldı. klytaimnestra çıktı, merdivenin başında kıpırdamadan durdu. ansızın bir gürültü koptu içeride. tutsaklardan biri dışarı fırlayıp, “efendimiz,” diye bağırdı, “aldattılar sizi! orestes burada… işte!” o zaman her şeyi anladı klytaimnestra. bir balta getirmesini buyurdu tutsağa. kendisi savunmaya kararlıydı, ama baltayı eline alınca vazgeçti bundan. kılıçlı bir delikanlı gelmişti yanma. kılıçtaki kanın kimin kanı olduğunu anladı, kabzayı tutan eli tanıdı. birden başka bir şey geldi akima. kendini başka türlü savunacaktı. karşısındaki adamın annesi değil miydi? “dur oğlum,” dedi ona, “göğsüme bak. kaç kere başını oraya dayıyarak uyumuştun. da-”” ha dişlerin çıkmamışken, küçücük ağzınla süt emdin göğsümden, öyle büyüdün…”
“ah, pylades!” diye haykırdı orestes. “benim annem o. bağışlasam olmaz mı?”
arkadaşı, “olmaz,” dedi kesin bir sesle. “apollon böyle buyurdu. tanrıların sözünden çıkılmaz.”
“peki,” dedi orestes. sonra annesine döndü:
“hadi, gel benimle.”
klytaimnestra için yapılacak şey kalmamıştı. oğlunun ardından saraya girdi.
orestes dışarı çıktığı zaman, avluda bekleşenler ne yaptığını sormadılar bile ona. ağızlarını bile açmadan, acıyarak süzdüler delikanlıyı. orestes onları görmüyordu. gözleri ötelere takılmıştı. güçlükle konuştu:
o adamı öldürdüm. suçum yok bunda. alçağın biriydi, ölmedi gerekiyordu. ama annem… acaba suçlu muydu, işlemiş miydi bu günahı? annemi öldürdüm, diyorum size. ama sebepsiz yere değil. alçaklık edip babamı öldürmüştü çünkü.”
o korkunç görüntülere dikiliydi gözleri.
“bakın,” diye bağırdı, “bakın, kadınlar var orada! saçları karayılanlara benziyor! kapkara!”
“sana öyle geliyor,” dediler. “kadın filân yok burada. korkma.”
“görmüyor musunuz?” diye haykırdı orestes. “bana öyle gelmiyor. annem yollamış. görüyorum onları. çevremde toplanıyorlar. kan damlıyor gözlerinden. “bırakın, bırakın beni.”
sonra görünmeyen düşmanlarıyla kaçıp gitti oradan.
ülkesine döndüğünde yıllar geçmişti. birçok yer dolaşmış, ardından gelen korkunç görüntülerden kurtulamamıştı. çektiği acı çökertmişti onu; ama her şeyini yitirirken bir kazancı olmuştu. “acı, çok şeyler öğretti bana,” diyordu. her günahtan kurtulabilirdi; bunu öğrenmişti bir kere. annesini öldürdüğü halde tertemiz olabilirdi yeniden. apollon, athena'ya yolladı onu; tanrıçaya açılsın istedi. yalvarmaya gidiyordu, içi güvenle doluydu. arınmak isteyenler geri çevrilmezlerdi; üstelik yıllardır çektiği acı, suçunun kara lekesini soldurmuştu iyice. “duyduklarımı tertemiz dudaklarla anlatacağım athena'ya,” diyordu.
athena onun yakarışını dinledi. apollon da delikanlıdan yanaydı: “yaptıklarından ben sorumluyum,” dedi. “benim buyruğumla öldürdü.” orestes'in ardından gelen korkunç görüntüler, erinys'ler, delikanlıyı suçlu görüyorlardı. orestes, onların suçlamalarını soğukkanlılıkla dinledi. “annemin ölümünden apollon değil, ben sorumluyum,” dedi, “ama suçumun cezasını çektim, arındım.”
atreus soyundan gelen hiç kimse böyle sözler söylememişti daha önce, suçundan ötürü acı çekerek arınma yolunu aramamıştı. athena, orestes'in dileğini kabul etti, öçten yana olan erinys'leri de öyle bir kandırdı ki, bu bağışlama sonucunda onlar da değiştiler, yakaranları koruyan iyiliksever eumenid'ler oluverdiler. delikanlı günahlarından kurtulunca, uzun bir süredir aileyi kasıp kavuran uğursuzluk da yok oldu. athena'nm tapınağından arınmış olarak çıktı orestes. arktık ne o, ne de ondan sonrakiler, geçmişin dayanılmaz gücünün etkisiyle kötü yola sapmayacaklardı. atreus soyunu saran lanetin sonu gelmişti.