Mitoloji Soyluları Atreus Soyundan; “İpheigeneia Taurisler Arasında” Bölüm -2 “Peki,” dedi Iphİgeneia, “durun da mektubu getireyim.” Odadan çıkınca Pylades, Orestes’e döndü: “Burada tek başına bırakamam seni. Bırakırsam alçak derler bana. Yok yok, seni severim.” “Kardeşim Elektra’yı seninle evlendirdim,” dedi Orestes.…devamıMitoloji Soyluları Atreus Soyundan; “İpheigeneia Taurisler Arasında”
Bölüm -2
“Peki,” dedi Iphİgeneia, “durun da mektubu getireyim.” Odadan çıkınca Pylades, Orestes’e döndü:
“Burada tek başına bırakamam seni. Bırakırsam alçak derler bana. Yok yok, seni severim.”
“Kardeşim Elektra’yı seninle evlendirdim,” dedi Orestes. “Onu koru diye. Kardeşimi bırakamazsın. Bana gelince, ölürsem kurtulurum belki.”
Onlar konuşurlarken, Iphİgeneia elinde mektupla içeri girdi. “Kıralı kandırırım,” dedi. “Benim habercimi nasıl olsa salıverir. Ama önce…” Pylades’e dönerek devam etti: “önce mektupta ne yazdığını sana anlatayım ki, eşyalarını kaybedersen ağızdan söylersin.”
“Peki,” dedi Pylades, “kime götüreceğim mektubu?” “Orestes’e. Agamemnon’un oğluna,” dedi Iphİgeneia. Mykenai’dekileri düşünüyordu. Delikanlıların şaşkınlık İçinde kendisine baktıklarını görmedi bile:
“Ona dersin kİ, Aulis’de kurban edilen kardeşi yolluyor bu mektubu. Iphigeneia ölmedi.”
“Tanrım!” diye haykırdı Orestes. “ölüler dirilebilir mi?” Iphigeneia, öfkeyle, “Sus,” dedi, “vaktimiz az. Ona beni bu yabanî ülkeden kurtarmasını yazdım. Unutma delikanlı, adı Orestes’dir.”
“Tanrım!” diye İnledi Orestes. “İnanılacak şey değil.”
“Ona söylüyorum, sana değil,” dedi Iphigeneia. Pylades’e döndü: “Unutmazsın, değil mi?”
“Unutmam,” dedi Pylades. “Zaten mektubunu hemen vereceğim. Orestes, sana mektup var. Kızkardeşinden.”
“Sözlere sığmayacak bir mutluluğa ‘kavuşturdun beni,” dedi.Orestes
Iphigeneia’yı kollarına aldı, ama kız onun kollarından kurtuldu.
“Nereden bileyim kardeşim olduğunu?” diye sordu.
“Aulis’e gitmeden önce işlediğin pelerini anlatayım mı?” dedi Orestes. “Saraydaki odanı hatırlıyor musun? İçinde neler vardı, söyleyeyim.”
Iphigeneia kollarına atıldı kardeşinin. “Canım kardeşim,** diye hıçkırdı. “Bir tanem. Ben giderken küçücük bir bebektin. Olağanüstü bir şey bu.”
“Zavallı kız,” dedi Orestes. “Sen de benim gibi acı çekmişsin. Bir de kendi kardeşini öldürecektin nerdeyse.”
“Kötü şeyler yapmaya alıştım,” dedi Iphigeneia. “Nasıl kurtarabilirim seni? Hangi tanrı, hangi insan yardım eder bize?”
Pylades sessizce bir köşede duruyordu, ama besbelli sabırsızdı. Karar verme zamanı gelmişti artık. “Buradan çıkalım da, bir şeyler düşünürüz,” dedi.
“Kıralı öldürsek,” dedi Orestes. Ama Iphigeneia bunu istemiyordu. Kral Thoas öyle iyi davranmıştı ki kendisine, ona kötülük edemezdi. Ansızın aklına bir şey geldi. Düşüncesini kardeşiyle Pylades’e anlattı. Sonra üçü birden tapınağa girdiler.
Bir süre sonra tanrıçanın heykelini elinde tutarak tapınaktan çıktı Iphigeneia. Eşikte bekleyen adama seslendi:
“Ey kırıl, dur. Kıpırdama.”
Kural, şaşkınlık içinde, ut olduğunu sordu. Yolladığı kurbanların temiz olmadığını söyledi Iphigeneia. O delikanlılar kirliydiler, annelerini öldürmüşlerdi. Artemis çok öfkeliydi.
“Heykeli kıyıya, götürüp temizliyeceğim,” dedi. “Yunanlıları da günahlarından kurtaracağım. Ancak o zaman tören başlıyabilir. Yalnız bu iş sessizlik ister. Getirin tutsakları, şehir halkına da yanıma yaklaşmamalarını buyurun.”
“İstediğinizi yapın,” dedi kral. “Zamanın önemi yok.” Sonra Iphigeneianm elinde heykelle uzaklaşmasını seyretti; Orestes’le Pylades genç kızın arkasından yürüyorlardı. Nöbetçiler, arınma töreni için gerekli çanakları taşıyorlardı ağır ağır. Iphigeneia, yüksek sesle tanrıçaya yakarıyordu. Ores-tes’in gemisinin bulunduğu körfezde gözden uzaklaştılar. Her şey yolunda gidecek gibi görünüyordu, ama gitmedi.
Denize ulaşmadan önce nöbetçileri başından savmayı başarmıştı Iphigineia. Askerler kendisinden o kadar korkuyorlardı ki, bir dediğini iki etmiyorlardı. Üçü koşarcasına gemiye bindiler, tayfalar küreklere asıldı. Ama limanın ağzına geldikleri zaman rüzgâr karaya doğru esmeye başladı. Ne kadar uğraşsalar ilerleyemiyorlardı. Geri geri giden gemi kayalara çarpacaktı nerdeyse. Tauris’lilerin akılları başlarına gelmişti. Kral Thoas, öfkeyle tapmaktan inip, tutsaklarla rahibeyi yakalatmaya karar verdi. O sırada bir ışıltı belirdi önünde… Bir tanrıçaydı bu.
“Ey kral, dur,” dedi tanrıça. “Ben Athena’yım. İşte söylüyorum sana. Bırak gemi gitsin. Poseidon rüzgârları, dalgaları yatıştırıyor şu anda; yolculukları iyi geçsin istiyor. Iphigeneia ile yanındakilere tanrılar yol gösteriyor, öfkeyi bir yana bırak.”
Thoas, “Buyruklarınız yerine getirilecek, tanrıçam,” dedi.
Kıyıdaki gözcüler, rüzgârın dindiğini, dalgaların yatıştırdığını gördüler. Gemi engine doğru açıldı.