🌿🕊️Annemin lepiska gibi yumuşacık, sapsarı saçları vardı. En çok o mavi gözlerini özlüyorum. "Benim oğlum okuyacak yüksek bir memur olacak" der, sonra da göz ucuyla babama bakardı. Sanki anlaşmışlar gibi babam da ona bakar, dudaklarında muzip bir gülümseme: "Hıh..biz okuduk…devamı🌿🕊️Annemin lepiska gibi yumuşacık, sapsarı saçları vardı. En çok o mavi gözlerini özlüyorum. "Benim oğlum okuyacak yüksek bir memur olacak" der, sonra da göz ucuyla babama bakardı. Sanki anlaşmışlar gibi babam da ona bakar, dudaklarında muzip bir gülümseme: "Hıh..biz okuduk da ne olduk sanki" diye omuz silkerdi.
_____
🚇Yetim bir çocuktur, Ali. Dedesi ile Bulgaristan'dan Türkiye'ye göç etmişler vakti zamanında.
Belki kiminin en büyük hayali olan bahçeli, ahşap bir eve yerleşmişler Eyüp'te.
Elde avuçta olanla birkaç koyun almış, bahçenin bir köşesine de ahır yapmışlar.
Gel zaman git zaman büyütmüşler bu hayvancılık işini. Dede torun birbirine dayanmış.
Öyle ya, dedesi de vefat edince Ali'nin oradan oraya sürüklenmeleri ta o zaman başlamış.
Tahsili yarım kalmış, katiplikten tezgahtarlığa kadar bir sürü işe girip çıkmış.
Münire ile de o vesileyle tanışmışlar. Kitapçıda tezgahtarlık yaptığı dönem görmüş Münire'yi.
Münire Kız Sanat Mektebi'ne gidiyormuş.
Gönül bu, sevmişler. Tabi Ali çulsuz herifin teki.
Kim kız verir ona? Münire'nin şehir eşkiyası abileri güzelim kızı yarım akıllı bir oğlana vermeye kalkışınca, Ali ne yapsın?
Ateşe veriyor koskoca sinemayı.
O nedenle de 'sinemayı yakıp Münire'yi kaçıran Bulgaryalı Ali'nin destanı' demişler bu hikâye için.
Namı diğer Uzun Hikâye... Velhasılıkelam, o kasaba senin bu kasaba benim kuş gibi uçuyorlar oradan oraya.
Aşkları azalmak şöyle dursun günbegün katlanarak çoğalıyor. Mustafa adında da bir küçük çocukları oluyor.
Bize de o anlatıyor zaten hikâyeyi. Birde onun ağzından duyunca, hikâye iyiden uzuyor...
elbette Uzun Hikâye olmasının asıl sebebi bu da değil. İçinde onlarca insan var.
Celâl'den Ayla'ya, Çerçi Abdullah'tan Şadiye'ye, Turan'dan Feride'ye...
💫Belki annesinin lepiska gibi saçlarında, mavi gözlerinde, pembe mantosunda, yırtık kundurasında; babasının omuzlarında, tebessümlerinde, hiç bırakmadığı elinde; bir türlü yerleşemedikleri evlerinin saka kuşu ve küpe çiçeğiydi, bize bunları anlatan o çocuk.
Belki de bu yüzden kendisi de bu kez tıpkı babası gibi yetim ve öksüz olarak çıktığı bu yolda, yanına yalnızca o eski daktiloyu aldı.
Kimimiz istemez ki bir gece ansızın trene binip her şeyden ve herkesten sessizce, usul usul uzaklaşmayı?
✍️Mustafa Kutlu ile geç tanışmış olmanın hüznü ve kederi içerisindeyken yazıyorum bu satırları.
Biraz da 'güzel şeyler geç gelir' sözüyle avutuyorum kendimi.
Buram buram anadolu kokan bir kitaptı. Başka hangi kitapta aldım bu kokuyu, bilmem. Çay tadı var üstelik. Fonda da bir türkü, Neşet Ertaş - Mühür Gözlüm çalıyor.
_____
🌿🕊️Ben o zamanlar 16 yaşındaydım, lise birde. İnce, uzun bir oğlan. Saçlarım kirpi gibi dik duruyor; ne yana, ne geriye taranmıyor beni deli ediyordu. Babam "inatsın inat..inatçı adamın saçı yatmaz. Dedene çekmişsin besbelli. Keşke annene benzeseydin." diyordu. Keşke...
🌿🕊️Hayat dediğin nedir ki? Anlaşılmaz bir sır. Kurduğumuz düzen hep öyle sürüp gidecek sanırız. Birden ip kopar, ışık söner, her şey darmadağın olur.
🌿🕊️Kimse kimseye hiçbir şey itiraf etmedi. Herkes acısını içine gömdü.
🌿🕊️Ayakkabılar eskir be Ali'm. Her şey eskir. Bak, sen, sen hâlâ sevdiğim adamsın. Sen eskime...
🌿🕊️Bu defa önceden hazırladığım bir kitabı verdim. İçine küçük bir kağıt koymuş, "hep seni düşünüyorum" diye yazmıştım. Kitabı geri getirdiğinde baktım benim verdiğim kağıda, "bende seni" diye yazmış.
_____
✨5/5
⌛17.10.2024 • 19.10.2024
✍️E-Kitap