Adaletin çürüyen yüzü En çok emek verdiğin, gece gündüz savaştığın bir davanın sonunda hak yerini bulmayacaksa, kimin uğruna çarpışacaksın? İşte tam da bu noktadayız. Bir zamanlar toplumu bir arada tutan adaletin şimdi lime lime döküldüğü, karanlık bir uçuruma sürüklendiğimiz bir…devamıAdaletin çürüyen yüzü
En çok emek verdiğin, gece gündüz savaştığın bir davanın sonunda hak yerini bulmayacaksa, kimin uğruna çarpışacaksın?
İşte tam da bu noktadayız.
Bir zamanlar toplumu bir arada tutan adaletin şimdi lime lime döküldüğü, karanlık bir uçuruma sürüklendiğimiz bir çağın ortasında.
Adalet artık yalnızca güçlülerin ellerinde bir kalkan, zayıf olanların sırtında derin bir yara.
Bu ülkede adalet tecelli etmiyor, çünkü paranın sesi adaletin çığlığını boğuyor. Güç sahipleri hep kazanan taraf.
Elbette vicdanlı hakimler ve savcılar var, ama bir kısmı, elini vicdanına koymak yerine cebini doldurmanın peşinde.
O çıkar oyunlarının altında nice masum canlar ezildi, nice hayatlar yok oldu, olacak.
Bir düşünün, bir bebek doğuyor; henüz ilk nefesini bile almadan birileri için yalnızca bir kazanç kapısına dönüşüyor.
“Yenidoğan Çetesi” diye anılan o dehşet, bu ülkenin nereye sürüklendiğini gözler önüne seriyor.
Sağlıklı bebekler, daha fazla para uğruna hastanelerde gereksiz yere tutuldu, yanlış ilaçlar verildi, hayati malzemeler eksik kullanıldı. Minik bedenler henüz yaşamaya başlamadan hayatlarını kaybetti.
Bir bebeğin kanı üzerinden zenginleşen bir düzen…
Bu kadar acımasız, bu kadar çürümüş bir düzenin nereye varabileceğini hayal edin.
Adaletin çöktüğü bir toplumda kimse hak aramaz.
Çünkü haklı olmak artık bir anlam ifade etmez.
Adalet, güçlünün zırhı haline geldiğinde, halk çaresizce iki yola sapar: ya boyun eğip susar ya da kendi adaletini yaratmaya kalkar.
Ve işte burada sosyal çürüme başlar.
Kimse kimseye güvenemez hale gelir.
İnsanlar “Haklıyım, adalet yerini bulacak” diyemez, çünkü bilirler ki artık kimin haklı olduğunun önemi kalmamıştır; kim güçlü ise onun sözü geçer.
Ama mesele burada bitmez.
Adaletsizlik yalnızca bireylerin hayatını karartmakla kalmaz, bir ülkenin temelini de sarsar.
Ekonomi, adaletin olmadığı bir zeminde filizlenemez.
Yolsuzluk, rüşvet ve haksız kazanç bir ülkenin damarlarında kan değil, zehir taşır.
Güç sahipleri kendi çıkarlarını büyütürken, halkın sırtına binen yük ağırlaşır, ülke içten içe kemirilir.
Adalet yoksa ekonomi de yoktur.
Adaletin olmadığı bir ülkede kim yatırım yapar, kim güven duyar?
Umudun olmadığı yerde işsizlik yükselir, yoksulluk derinleşir.
Ve işte biz tam olarak bu çürüyüşün ortasındayız.
Ülkemiz, tarihi bir dönemeçte.
Ya adaletin, hakkın ve hukukun yolunu seçip yeniden ayağa kalkacağız, ya da bu çürümüş düzenin bataklığına gömüleceğiz.
Şimdi karar verme zamanı.
Bu ülke ya adaleti, vicdanı, hakkı yeniden kucaklayacak, ya da kaybolup gidecek.
Bu karar, hepimizin omuzlarında.
Kendi adaletimizi yaratma çabasından vazgeçip, gerçek adaleti arama vakti geldi.
Yoksa hepimiz, bu karanlık düzenin gölgesinde kaybolup gideceğiz.
Fikret ergün