-Her şeyden korkuyorsan eğer, bu kitabı oku, ama önce beni dinle: Gülüyorsan, sebebi korkuyor olmandır. Kitap sana cansız bir şey gibi görünür. Olabilir. Ama yine de, olur ya, okuma bilmiyorsan eğer ... korkman mı gerekir? .. Yalnız mısın? Üşüyor musun?…devamı-Her şeyden korkuyorsan eğer,
bu kitabı oku, ama önce beni dinle:
Gülüyorsan, sebebi korkuyor olmandır.
Kitap sana cansız bir şey gibi görünür. Olabilir.
Ama yine de, olur ya, okuma bilmiyorsan eğer ... korkman mı gerekir? ..
Yalnız mısın? Üşüyor musun?
İnsan, "bizzat sen" ne kadar budala ve çıplaktır,
bilir misin?
-Sonunda her şeyi geride bırakıp hayvanlık, parçalayıp yutma, her türlü pisliğe karşı kayıtsız kalma çağına dönmemiz gerekiyor sanki. Tüm insanlık duyarlılık ve zekânın da dahil olduğu, dehşet ve onu izleyen sevgi gibi büyük şiddet hareketlerinden doğmamış gibi.
-Acısı artık onunla iletişim kurmayı imkânsız kılıyordu ve bu imkânsızlığa - bu en az boş gökyüzü kadar ıssız ve düşmanca yürek karanlığına daldım.
-Hiçbir şey bilmiyoruz ve zifiri karanlıktayız. Ama bizi aldatanı, üzüntümüzü, yani neşenin acıyla aynı şey olduğunu, ölümle aynı şey olduğunu bilmekten uzaklaştıranı görebiliriz hiç değilse.
-Ama ölüme, işkenceye, neşeye tamamen açık varlık, açık ve can çekişen, acı çeken ve mutlu varlık şimdiden donuk ışığıyla görünüyor: Bu kutsal bir ışık. Ve varlığın çarpık ağzından çıkardığı, ama attığı çığlık sürekli sessizlikte kaybolmuş sonsuz bir alleluia belki.
-Yaşamım ancak anlamsız olması koşuluyla bir anlam taşır;
deli olayım: Anlayabilen anlasın, ölen anlasın...
-beni yalnızca yüreği, kimsenin hiçbir zaman iyileştirmek istemediği, iyi olmaz bir yara almış kişi anlar... ve yaralı hangi insan bu yaradan başka bir yara yüzünden "ölmeyi" kabul ederdi?
-[...], bir çiçek bayramı gibiydi: Ölümün bizzat kendisi de bayram yapıyordu, çünkü genelevdeki çıplaklık kasap bıçağını akla getirir.
-bu gözlerde aşk ölmüştü, bir tan soğuğu yayıyorlardı, içinde ölümü okuduğum bir saydamlığa sahiptiler.
-Kapkaraydı, basitti, boşluk gibi kaygı vericiydi: Gülmediğini ve hatta, onun, kesinlikle, şimdi kendisini örten giysinin altında olmadığını fark ettim. O zaman -sarhoşluğum tümüyle geçmişti- yalan söylemediğini, Onun TANRI olduğunu anladım.
Madam Edwarda*