Her filme başyapıt denilmez, her güzel olan film de başyapıt değildir. 1916 yapımı 2 saat 43 dakikalık( ben yine uzun versiyonunu bularak 3.31 olarak izledim orası ayrı) bir eser. Daha önce yorumlarımı okuyanlar bilir kalkıp hiçbir filme o döneme göre…devamıHer filme başyapıt denilmez, her güzel olan film de başyapıt değildir. 1916 yapımı 2 saat 43 dakikalık( ben yine uzun versiyonunu bularak 3.31 olarak izledim orası ayrı) bir eser. Daha önce yorumlarımı okuyanlar bilir kalkıp hiçbir filme o döneme göre güzel demem. Filmler evrenseldir, zamansızdır. Eğer 108 yıl sonra kalkıp izliyorsam dönemini aşıp bana gelmiştir. İlk başta yapımın zorluğundan daha sonra ise konunun mükemmeliğinden bahsedeceğim. Alaksız ama küçük bir kıyasla başlamak istiyorum. Bizim ilk filmimiz Ayestafanos Rus Abidesinin yıkılışı o da elimize ulaşamamış. Hollywood'ta tek makara 10 dakika filmi olanın oyuncu olduğu 2 makara 20 dakika film çekenin yüzyılın oyuncusu sayıldığı dönemde siz nasıl 3 saatlik film çekmeyi başardınız. O zamanın parası 40 bin doları tam da Birinci Dünya Savaşı sırasında(Amerika o dönem savaşta değildir ama bir sene sonra savaşa girecektir) nasıl buldunuz. Hepsini geçtim biz bu işin altından nasıl kalkarız dediniz? Babil sahnelerini nasıl çekebildiniz? Bunların hepsi takdire şayan emekler. Dönemine göre değil bugün için de güzel ve kaliteli bir yapım Intolarance. Dönemlerin kostümlerini dekorlarını mükemmel ayarlamışlar. Millet bir tane çekemezken adamlar 4 filmi çıkartmışlar ortaya. Yapımın zorluğunu ve muhteşemliğini anladıysak daha da güzel olan konusuna geçiyoruz. 4 farklı dönemi anlatıyor film bizlere. Modern zamanları, Babil'in düşüşünü, Reform dönemini ve İsa'nın çarmıha gerilişi. Ama hepsinin ortak bir yönü var hoşgörüsüzlük. Binlerce yıl geçse de değişmemiş. Hala öğrenememişiz hoşgörmeyi. Filmin sonunda gerçek sevgiyle savaşlar biter, hoşgörü başlar diyor. Geçen yüzyılda bir şeyler değişmedi belki de dünyanın sonuna kadar bir değişiklik göremeyeceğiz. Bu 4 filmden İsa'yla alakalı olanı pek göremiyoruz, süresi kısa. Zina işlemiş bir kadın taşlanmak istenirken ki Musa Peygamberin emridir, İsa diyor ki ilk taşı günahsız olanınız atsın. Tabi kimse bir şey yapamıyor. O kadar günahları varken dönüp başkalarını günahlarından dolayı yargılamaya çalışıyor insanlar. 2000 yıl geçti hala öyle. Kiros Babil'i alırken Rahipler ihanet ettiler halk kendi tanrılarına inanmadıkları için. Diğer tanrıya duyulamayan saygı Babil gibi muhteşem bir şehrin sonunu getirdi. Reform dönemi Katoliklerin Protestanlara gösteremediği hoşgörü yüzünden insanlar katledildi. Her şeyi öğrendik ama bir başka fikre saygı duymayı öğrenemedik. Beni en çok etkileyen hikaye ise günümüzde geçendi. Yaşlandığı için erkekleri artık etkileyemediği için aynı zamanda parası da olan Bayan Jenkins toplumu ıslah etme politikası altında yola getirmeye çalışır. Ona göre dans etmek ahlaksızlıktır. El birliğiyle şehirde yasaklatır ve kendilerine göre ıslah etmiş olurlar bütün kenti. Dans eden kadınlar polisler eşliğinde götürülürken şehrin namusunu biz kurtardık bakışı atarlar. En ahlaksızın en çok ahlak bekçiliği yapan kişi olduğunu kameraya attığı bakışlarla kanıtlar. Dansı yasaklatmak için gereken parayı dans eden işçilerin ücretlerinden keserek bulurlar. Greve yapan işçiler işten atılır ve aç kalırlar. Daha sonra bu aç aileler çocuklarına bakamıyor diyerek çocuklarını ellerinden alırlar. Her şeyin sebepi kendileriyken, kendi ahlaki doğrularını topluma baskıyla dayatma sonucu gerçekleşen olayları düzeltmek için yine kendilerini öne atarlar. Ne kadar da benziyor değil mi günümüz Türkiyesine. Aradan geçen 100 yılda değişen hiçbir şey yok. Hala birilerini birilerini bağnazlıkla, batılılıkla, ahlaksızlıkla, geri kafalılıkla suçluyor. Birbirimize zararımız dokunmadan yaşayıp gitmeyi beceremiyoruz. Topu topu 60 70 yıl yaşayacağımız ki o da kesin değil, bu dünyada hoşgörü yerine nefreti tercih ediyoruz. Filmi zamansız yapan şey çektiği o güzel Babil sahneleri değil. Parmak bastığı konunun binlerce yıldır değişmemiş olması.