Spoiler içeriyor
- 21.11.2024 - “Yüreğin iyilikle dolu Olcay. Bu sebeple acı çekmeden yaşaman imkansız.” Bu filmle bu kadar geç tanıştığım için o kadar üzgünüm ki. Eğer bir filmi, başucu filmi gibi somut bir şekilde izleyebiliyor olsaydık kesinlikle bu filmi seçerdim. “Dünyadan…devamı- 21.11.2024 -
“Yüreğin iyilikle dolu Olcay. Bu sebeple acı çekmeden yaşaman imkansız.”
Bu filmle bu kadar geç tanıştığım için o kadar üzgünüm ki. Eğer bir filmi, başucu filmi gibi somut bir şekilde izleyebiliyor olsaydık kesinlikle bu filmi seçerdim.
“Dünyadan daha iyi bir çilehane var mıdır?”
Yoktur efendim, yoktur. Öncelikle, hayvanların birer “çöp parçası” muamelesi gördüğü şu devirde keşke herkese bu film izletilse diyorum. Derdini anlatamayan, çektiği acıyı bile tam anlamıyla söyleyemeyen, biz (insanlar) bile zar zor hayatta kalırken tüm kötülük karşısında saf bir masumiyetle savaşmaya çalışan şu hayvanlardan ne istiyorlar anlamıyorum. Unutmayın ki şiddet önce en güçsüzden başlar. Şiddet yanlıları önce hayvanlara, sonra yaşlılara ve bebeklere, en sonunda da bizlere zarar vereceklerdir. Çünkü şiddet, karşı koyamayanın hissettiği o çaresizlikten beslenir. Bu konuda söylenecek daha çok şey var da kalbim o kadar kırık ki bu konuya, sayfalarca yazsam yine yetmez.
Sayın Yıldız Kenter’in ve diğer tüm oyuncuların da katkılarıyla o kadar güzel bir film olmuş ki anlatamam. Sayın Yıldız Kenter, UNICEF Türkiye İyi Niyet Elçisi’ymiş. Filmdeki oyuncuları mı öveyim, Halit Refiğ’i mi öveyim, değindiği konuyu mu öveyim, sinematografiyi mi öveyim, Olcay Hanım’ı mı öveyim, napayım bilemedim. Yıldız Kenter’in gözlerinde o Dünya’nın yorgunluğunu hissedebilmek, oyunculuk diye buna denir bana kalırsa.
Öncelikle konusu, Olcay Hanım’ın sağlık durumunun kötüye gitmesi sebebiyle kedisi Hanım’a sahiplendirecek yuva aramasıyla başlıyor. Ülkü adında bir kızı var fakat hiç arayıp sormuyor kendisini. Garibim de kimseye yük olmamak için bahsetmiyor hastalığından. Tabii bu yuvayı ararken Dünya’nın ne kadar kirlendiğine de şahit oluyor güzel yüreği. Fazla da spoiler olmasın diye filmin genelini yazmayayım diye düşündüm çünkü filmin yaşattığı hisleri mutlaka filmi izleyerek yaşamanız gerektiğini düşünüyorum. Olcay Hanım, o kadar naif yürekli bir insan ki insan şaşırıyor kızının ona nasıl bu kadar kayıtsız kaldığına. Ayrıca Ülkü’nün Hanım’a olan davranışları beni çok sinirlendirdi. Keza annesine karşı olan tutumları da hiç hoş değildi zaten.
Beni en çok duygulandıran sahne ise, Olcay Hanım’ın, Madam Siranus’un kedilerinin belediye tarafından toplatılıp öldürüldüğünü duyduğu sahnedeki çöküşüydü. Kendi hastalığını duyduğunda bile bu kadar çökmemişti. Bu haberden sonra gidip bankta Hanım ile konuşurken gelen kalpsiz üç kafadarın “Üşütük bu, kediyle konuşuyor.” demesi ve Olcay Hanım’ın da “Konuşacak başka kimse olmayınca kediyle de köpekle de toprakla da hatta taşla bile konuşur insan.” demesi, o kadar anlamlıydı ki. Ve o kafadarların kediyi satışa çıkarmasıyla ilgili yaptığı iğrenç muhabbete karşın Dünya’ya olan isyanı da çok anlamlıydı. Her sahnesine ayrı bir hayran kaldım ya ben bu filmin. Daha sonrasında, Necip Kaptan ile konuşurken ona içini dökmesi ama adamın, onun acısını hor görmesi… Ya bu kadın, kederini o kadar güzel cümlelerle söylüyor ki; “Dünya ne terbiyesiz olmuş. İnsafsızlık, acımasızlık herkese bulaşmış.”
“Bu evden her çıkışımda; bu yeni dünyanın gitgide bir yabancısı olduğumu hissediyorum.”
“İyi adam ol! İyi adam olmak her şeyden mühimdir.”
“Başkalarına aldırma, inandığın gibi yaşa, yüreğin neyi doğru buluyorsa o yolda yürü.”
“İçim çürüdü, koktuğumu hissediyorum. Ne kadar temizlensem de kurtulamıyorum bu kokudan.”
Puanım: 10/10 ⭐️