Başlandığı gibi bitecek, kısa kitap arayışında olanlar için Jose Saramago'dan Bilinmeyen Adanın Öyküsü'yle geldim. Bilinmeyen ada hakkında konuşmadan önce kitabın yazım tarzı hakkında konuşalım. Öncelikle ilk defa Saramago okudum, eğer dil ve uslübü, anlatış tarzı hep böyle ise ben Saramago'nun…devamıBaşlandığı gibi bitecek, kısa kitap arayışında olanlar için Jose Saramago'dan Bilinmeyen Adanın Öyküsü'yle geldim. Bilinmeyen ada hakkında konuşmadan önce kitabın yazım tarzı hakkında konuşalım.
Öncelikle ilk defa Saramago okudum, eğer dil ve uslübü, anlatış tarzı hep böyle ise ben Saramago'nun tarzını çok beğendim. Yalındı, hoştu, değindiği semboller ve iç dünyası harikaydı. Fakat beğenmediğim bir nokta var. O da yazım tarzı. Nokta, virgül harici hiç noktalama işareti kullanmaması. Paragraflara falan ayırmıyor hiç. Yani nerede kadın konuştu, nerede adam konuştu nerede anlatıcı devreye girdi kafam karıştı doğrusu. Daha uzun kitapları da böyle bir anlatıma sahipse anlama açısından yorucu olabilir.
Kitaptaki çizimleri de çok beğendiğimi belirttikten sonra bilinmeyen adaya, kitabın duygusuna bi' giriş yapmak isterim.
Masal tarzında bir kitap. Bir yandan da gerçek bir hikâye dinliyor gibi hissettiriyor. Hani şu aile büyüklerinden dinlediklerimizden. Sembolleri, simgeleri, bunları kullanışı... İki havayı da çok güzel bir şekilde yansıtıyor. Basit ve sıradan bir öykü ya da masal kitabı olarak görünse de içerisinde oldukça derin anlamlar, insan zihnini düşünceler denizine düşüren, dalgaların arasında sörf yaptıran bi' anlatı taşıyor içinde. Zaten kitapta ufak bir teknede geçiyor. Bu teknede de iki kişi var; biri bilinmeyen adayı bulmak için Kral'ın kendisine verdiği teknede -alana kadar kırk takla attı- yelken açan adam, diğeri ise sarayı temizlemekte sıkılmış, dileklerin kapısının açılıcılığını yapan ama artık tekneyi temizlemeye karar vermiş bir kadın. Oh be! Ne uzun anlatım oldu.
Bilinmeyen ada; kimi için ulaşılamayan, ulaşılmak isteyen hayalleri temsil eder. Kimi için de bilinçaltının bilinmeyenlerini. Bir başkası için de tamamen başka bir şeyi. Yani bilinmeyen ada için tam olarak 'şudur!' demek pek de mümkün değil. Adı üstünde ''Bilinmeyen Ada.''
Başka sembolik şeyler de vardı. Kadının artık sarayı temizlemekte sıkılması; konfor alanımızdan çıkmamızı istemeyi, dış dünyalara açılmayı, açılma isteğini temsil ediyordu. Fakat teknede bile oranın temizliğini yapma fikri alışkanlıklardan vazgeçememeyi, kendi yarattığımız alanın dışına pek çıkamamayı, bilinçaltındaki korkuları ifade ediyordu. Ben başka bir şey bilmem ki korkusu...
Adamın ısrarla tekneyi istemesi ve kullanmayı bilmediği halde denize açılması onun kararlılığını ve cesaretini temsil ediyordu. 'Sonunu düşünen kahraman olamaz!' atasözünün cuk oturacağı bir yer. Ha, bir de şöyle bir şey var; 'Eşeğe altın semer vurmuşlar. Eşek yine eşekmiş.' Bu olmadı, yani arkadaşlar. Bazı şeyleri de çok zorlamamak lazım.
Çıktıkları yolculukta bilinçaltının keşfi, hayallerin derinliğine bir bakıştı.
Böyle diyorum ama sizler belki farklı anlamlar çıkarırsınız. Her okuyanın karakterlerden, simgelerden bir şeyler çıkaracağı, herkesin de kendince şeyler çıkarabileceği bir eser.
Yazım tarzı biraz garip. Hiç Saramago okumayanlara uyarı olsun.