Spoiler içeriyor
Uzaklardan gelen beyaz bir gemi, içerisinde umutlar; bir çocuk dağların arasında ve sarp kayaların ardında. Umutlarını gözlüyor ve düşlüyor sonrasını. Bir baş ağrısı hakim kitabın son 20 30 sayfasında. Öyle bir baş ağrısı ki bu, tüm hayatı -kısa ama acılarla…devamıUzaklardan gelen beyaz bir gemi, içerisinde umutlar; bir çocuk dağların arasında ve sarp kayaların ardında. Umutlarını gözlüyor ve düşlüyor sonrasını. Bir baş ağrısı hakim kitabın son 20 30 sayfasında. Öyle bir baş ağrısı ki bu, tüm hayatı -kısa ama acılarla dolu- gözünün önünden geçiyor çocuğun. Bir adam var ki hayali. O gibi olmayı dört gözle gözlüyor. Kısa sürede karşılaşsa da onunla, yanında her daim onun hayalini istiyor. Bir de boynuzlu geyik ana var, diğer analar gibi o da. Her şeyini veriyor çocukları için.
Acı bir hikaye bu, binlerce gerçek hikayenin özütülmüş hali. Bir boğulma var kitap boyunca. Çaresizliğin, zayıf kalmanın, telaşın içinde kalmanın, sorgulamanın, acı bir saçmalık çıkmazının içinde bir boğulma. Çocuk belki de bundan dolayı balık olmak istiyordu. Balık olup çok uzaklara, dağların da ötesine, umutlarını getiren Beyaz Gemi’nin de geldiği yere gitmek istiyordu. Neden insanlar, kötü insanlara saygı duymak, onları barındırmak zorundalar? Neden, onurluca bir başkaldırış yerine, çok can yakan uzun bir işkenceyi kabul ederler? İnsanlar neden kendi zincirlerini boyunlarına kendileri takarlar? Ne diye Momun Dede, bir hışımla çıkışmaz Orozkul’a, yada Bekey Teyze ne diye yeter artık demez? Ne diye çekerler; hiç bir iş bilmez, bildiğini de yanlış yapan bu insanı? Onsuz olmaz mıdır ki hayat? Yada o olmayınca ne kaybedebilirler ki? Hayat elbette zor, bunu daha da zorlaştırmaya gerek var mıdır? Bazı yollara girince oradan çıkmak bu kadar zor mudur? Ne diye başımız ağrır? Ne diye bir yandan kabus yaşarken, bir yandan düşler kurarız? Ne diye o gemi hep uzaktan gözükür de bir kez olsun gelmez?
“Kardeş kardeşi öldürür mü hiç?” “Sen insan oğlunu hiç bilmezsin. Gökteki yıldızlar insan olsa gökyüzü dar gelir, nehirdeki balıklar insan olsa nehirler dar gelir. İnsanoğlu nankördür.” Ya, bazen de boşvermek gerekir suyun üstünde kalabilmek için. Yoksa çocuk gibi düşünürsek herşeyi, nehirler bize de dar gelir…
Belki de bu kitap, bir ulusun sembolizmidir. Ancak benim için bu kitap birebir gerçektir. Benzer boğulmaları pek çok çocuk yaşamıştır, benzer insanlarla karşılaşmış ve benzer hikayeler dinlemiştir. Ama bu kitap, bunları öyle bir şekilde tekrar anlatıyor ki insana, okurken niye böyle bir saçma düğümü başlarına doluyor diyorsun. Kapağını kapattığında ise her tarafını sarmış kendi düğümlerini görüyorsun. E zaten boğuluyorsun, acı baş ağrılarıyla.
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.