Geçtiğimiz yıllarda vefat eden büyük Çek yazar Milan Kundera'nın en çok ilgi gören, başyapıt niteliğindeki eseri. 68 Prag baharında geçen hikayede iki çiftin (Tereza-Tomas, Sabina-Franz) yaşadıkları ilişkiler ve bu ilişkilerin derinine doğru uzanan katmanlı boyut ele alınıyor. Kundera hikayeyi anlatırken…devamıGeçtiğimiz yıllarda vefat eden büyük Çek yazar Milan Kundera'nın en çok ilgi gören, başyapıt niteliğindeki eseri.
68 Prag baharında geçen hikayede iki çiftin (Tereza-Tomas, Sabina-Franz) yaşadıkları ilişkiler ve bu ilişkilerin derinine doğru uzanan katmanlı boyut ele alınıyor. Kundera hikayeyi anlatırken bolca felsefik düşünceyle okuyucu düşündürtüyor. İçeriğinde doğallığı ve gerçekliği yakalayabilmek için sınırları zorlandığını fark ettim. Bazı okuyucular bu yönlerinden bir olumsuzluk sonucunu çıkarmışlar, pek şaşırmadım. İyi roman için sınırları zorlamak şart arkadaşlar, kaldı ki adam bunu sırf farklılık olsun diye yapmamış. Her sayfası dolu bir eser. Kesinlikle okunması gerekiyor. Kundera artık favori yazarlarımdan birisi oldu.
Hoşuma giden bazı alıntılar;
"Kişinin kendi acısı bile, başkasıyla başkası için hissettiği, imgelemle yoğunlaşan ve yüzlerce yankıyla uzadıkça uzayan bir acı kadar ağır çekmez."
(Sayfa 41)
"Bu dünyada gençlikle güzelliğin bir anlamı yoktu; birbirinin tıpatıp eşi, ruhları görünmez olmuş bedenlerle dolu uçsuz bucaksız bir toplama kampından başka bir şey değildi yaşadığımız dünya."
(Sayfa 57)
"Freud rüya kuramında bu noktayı gözden kaçırmış anlaşılan. Rüya görmek sadece bir iletişim (ya da şifreli iletişim diyelim isterseniz) edimi değildir; aynı zamanda estetik bir etkinlik, bir imgelem oyunu, kendi başına değeri olan bir oyundur. Rüyalarımız bize düş kurmanın olmayan şeylerin rüyasını görmenin- insanlığın en köklü gereksinimleri arasında olduğunu kanıtlar. Tehlike buradadır işte. Rüyalar güzel olmasa, çarçabuk unutulurdu."
(Sayfa 69)
"İnsanlar genellikle dertlerinden kurtulmak için geleceğe kaçar; zamanın yoluna düşsel bir çizgi çeker, bu çizginin ötesinde o anki dert ve sıkıntılarının sona ereceğini sanırlar."
(Sayfa 179)
"Orta Avrupa'daki komünist yönetimlerin sadece mücrimlerin eseri olduğunu düşünenler temel bir gerçeği göz ardı ediyorlar demektir; suç üzerine kurulu bu yönetimler mücrimler değil, cennete giden tek yolu bulduklarını sanan coşkulu yandaşlar tarafından kurulmuştur. Bu yolu öylesine yiğitçe savundular ki bunlar, sürüyle insan öldürmek zorunda kaldılar. Sonraları ortada cennet filan olmadığı anlaşıldı, demek ki coşkulu yandaşlar birer katilden başka bir şey değildiler."
(Sayfa 190)
"Roman yazarın itirafları değildir; bir tuzak haline gelmiş dünyamızda yaşanan insan yaşamının araştırılmasıdır."
(Sayfa 239)
"İnsan hayatı ancak bir defa yaşanır ve kararlarımızın hangilerinin doğru hangilerinin yanlış olduğunu kestiremememizin nedeni, verili bir durumda ancak bir tek karar verebilecek olmamızdır."
(Sayfa 240)
"Dünyanın Tanrı tarafından yaratıldığına inananlarla kendi kendine varlığa kavuştuğunu düşünenler arasında ki tartışma, aklımızın ya da deneyimlerimizin çok ötesindeki fenomenler alanına girmektedir. Çok daha çek olan, varlığı insana armağan edildiği biçimiyle (nasıl ya da kimin tarafından olursa olsun) kuşkuyla karşıla yanlarla onu olduğu gibi, hiç karşı çıkmadan kabul edenleri birbirinden ayıran çizgidir."
(Sayfa 266)
"Belki de sevemememizin nedeni çok sevmek istememiz, yani karşımızdaki kişiden hiçbir istekte bulunmaksızın, ondan onunla birlikte olmaktan başka bir şey istemeksizin kendimizi ona verecek yerde ondan bir şey (aşk) talep etmemizdir."
(Sayfa 317)
"İnsan zamanı bir döngü izlemiyor; onun yerine dümdüz bir çizgide ileriye doğru gidiyor. İnsan bu yüzden mutlu olamıyor; mutluluk yinelenmeye duyulan özlemdir."
(Sayfa 318)