“egemen sınıfın düşünceleri, her çağda toplumun egemen düşüncelerini oluşturur." marx eskiden sistem karşıtı film çekmenin bir ağırlığı vardı. her türde denendi ve hepsi bugün kültleştiler. meraklısı için zizek'in belgeselini öneririm, hem bu tip ne idüğü belirsiz filmlere karşı bir damak…devamı“egemen sınıfın düşünceleri, her çağda toplumun egemen düşüncelerini oluşturur." marx
eskiden sistem karşıtı film çekmenin bir ağırlığı vardı. her türde denendi ve hepsi bugün kültleştiler. meraklısı için zizek'in belgeselini öneririm, hem bu tip ne idüğü belirsiz filmlere karşı bir damak tadı oluşturur hem de iyi film izlemiş olursunuz. son zamanlarda özellikle netflix gibi global ölçekte yayıncıların varlığı yüzünden bu tip popülist filmler iyice ayyuka çıktı.
filmin toplumsal ilişkiler metaforu, sınıf alegorisi sunduğu iddiaları, kaynak tüketiminin eşitsizliğini vurgulaması gibi çıkarımları okurken ister istemez suratıma de niro gülümsemesi yerleşti. ki hiç yorum okumam normalde. bu karantina günlerinde önce ekşi sonra da burada cevap vermek isterim.
öncelikle film kapitalizm karşıtlığı yapmıyor;çünkü kapitalizme ait hiçbir tespit yok orada. ne artı değerin sömürüsü ne de kapitalizmin aslında ileri toplum aşaması olduğundan bahsetmiyor.aksine filmin iddiaları çok daha primitif insan doğasına ilişkin. bu da durduğu yerden bakınca eksik ve hatalı. bize gösterilen şey insanın doyumsuz ve kötücül doğasına ilişkin birtakım varsayımlar. kapitalizmin bizzatihi kendisini bu varsayımlar üzerine inşa eder zaten. insan insanın kurdudur; dolayısıyla insan her durumda tüketmeye ve yönetilmeye mahkumdur.
filmde bu paradigma hem psikanalizm açıdan hem de hilaye açısından tekrar edip duruyor.ilk koğuş arkadaşının televizyon yüzünden delirmesi ve bir bıçağı satın alması onun hem tüketici hem de yırtıcı olduğunu gösteriyor. aşağısı karanlığa gömülürken,yukarısı aydınlık. aslında goreng'de, trimagasi'de aynı insan;insanın iki doğasını eşitliyorlar. film bize tüm liberalliğiyle seçme hakkı tanıyor, hangisi olacağımıza biz karar vereceğiz. ya tüketip,hayatta kalmak için her şeyi meşrulaştıran birisi ya da kendini arayışın bir neferi;mesih olmak. normalleşmenin ütopikliğinden bahsetmek istemiyorum bile.
herhangi bir sınıfsal eleştiri de yok filmde gördüğümüz,hiçbir şey üretmeyen, sadece tüketmeye odaklı bir grup lümpen proletarya. halbuse sınıf çatışması burjuvazi ile olur. sorular var: ortak bir payda için kendi faydalarından feragat ederler mi?film duruşuyla bunun olmayacağını söylüyor zaten. yani eğer sistem karşıtıysa, en başta kendisini çürütüyor:edemez, çünkü insan doğası kötüdür. peki bu deney nasıl son bulacak? ikna etmek;sonu intiharla bitiyor. silah zoruyla;sürdürülebilir değil. bu durumda bulunan çözüm, filmde gerçekten üretim yapan tek kitleye yani aşçılara yani işçilere bir mesaj iletmek. sonra görüyoruz ki, sistemde varlığı bile unutulmuş bir grup daha var:çocuklar. bu mesaj yeterli gelecektir diyor. naifliğe bakar mısınız?
sonuçta işçilerin payına, yani aslında hepimizin payına düşen "toplumsal dayanışma"
dünyanın %1 dünyanın %10 una ve %10 da dünyanın geri kalanına eşit servete sahip
her 5 saniyede bir çocuk açlıktan ölüyor
türkiye de 16 milyon yoksul 25 milyon açlık sınırında
ama olsun,dayanışmalıyız. payımıza düşene razı olalım, aynı gemideyiz. daha az plastik kullanın, daha az enerji harcayın, karbon ayak izinizi düşürün. çünkü suçlu biziz, dünyayı varlığımızla kötü bir yer haline getiriyoruz.
kapitalist eylem; suçluluk duygusunu kitlelere yaymak. sistemin nedenselliğini görmezden gelmek. bütün arızaların faturalarının bireye kesilmesi. ekolojik felaket, gıda, göçmen krizi, ekonomik problemler sırasında sistemin sürdürülebilirliğini sorgulamak değil; bireyin harekete geçmesi için dayanışmacı vaazların başlaması. en başta bizi bu duruma düşüren formasyonların dönüştürülmesini değil; bu sistemin devam etmesi için hareket edilmesini isterler.
film don kişot üzerinden sistem karşıtlığı yapar gibi davranıyor. delirmiş bir feodalin yel değirmenleriyle anlamsız savaşı kahraman üzerinden vurgulanıyor devamlı. en idealist karakterin aslında bir hayalperest olduğunu söylüyor. sistemin değiştirilmesi boş bir savaş; adaletsizliğin sebebi doğal diyor sanki tüm problem orta ve alt sınıfların arasındaki çatışmaymış gibi. eğer herkes eşit paylaşırsa kaynaklar yeterli olacaktır... peki emekçinin artı değerine çöken asalak burjuva sınıfı neden var? buna yorum yok, çünkü filmde burjuva yok. gelgelelim kapitalizm karşıtlığı iddiası her yerde.
kaldı ki film istese bile gerçek bir devrimci mesaj veremez. insanın kötü olduğunu söyleyerek kapitalizmi olumluyor. şiddet ve yoksulluk arasındaki ilişki; şiddet ve varlık arasındaki ilişkiden farksızsa; insanı oluşturan sosyo-ekonomik şartların tamamını ortadan kaldırıp metafizik bir ahlak kültü sunmuş olursunuz. sınıf kavramına en yakın şey olan katlar arasında da hiçbir fark yok. sakinlerinin tamamı tüketici. dolayısıyla sınıf namına hatalı bir ilüzyon var sadece.
ne platformu yöneten ve vareden kimseler/koşullar hakkında bir yorum ne de değişim hakkında bir mesaj. filmin kurmaya çalıştığı paradigma, liberal kapitalist literatürün sosyalizmi tanımladığı hatalı argümanlarla dolu. bizim payımıza ise sanki en başta dünyayı bu noktaya biz düşürmüşüz gibi dayanışmak kalıyor...