Bölüm; Ruhuna Fatiha Fazlasına aklın ermez. Kalp gözün maşallah açık ama o da ileri derece hipermetrop. Elbet senin şeyhin de bu ellilik olacak. Vallahi elde edilecek kârın perişanlığı bu memlekette insanı tembelliğe alıştırıyor. Elimde kalır diye elimi sürememekten miskin oldum,…devamıBölüm; Ruhuna Fatiha
Fazlasına aklın ermez. Kalp gözün maşallah açık ama o da ileri derece hipermetrop.
Elbet senin şeyhin de bu ellilik olacak.
Vallahi elde edilecek kârın perişanlığı bu memlekette insanı tembelliğe alıştırıyor. Elimde kalır diye elimi sürememekten miskin oldum, miskin.
Bir şeyin aslını aramanın yüzde doksanı bulamamaktır. Bulmak da bu yüzde onu kimseye anlatamamaktır.
Yenilmek ve yakalanmak zamaneliğin ilişki biçimi olduysa bu zamandan az õteye kayıp şöyle bir bakmak, devir locasına kurulmak elbet en muvafıktır.
Bana derler ki "Biz, bize verilenlerle böyle olduk." Ben derim ki "Sizin gibi olmamak için her şeyimi vermeye de, hiçbir şeyimi vermemeye de ahdettim."
Sabahları kendime ait olmayan bir geceden ve uykudan kendimi sokaklara atıp, sağda solda kaybetmek istediğim vaktime talip arıyordum.
Hiç alıcısı olmayan, yapması derde katlanmaktan zor, mayasının yıllar önce atılmış olması gereken bir şeyi, bir sözde aklı bir çırpıda önünüze atıverirler, uymanızı beklerler. Tekrardan başka bir akılla doğmamın beklenmesi bile daha makuldür hâlbuki.
Sandalyelere oturanlar dinde reform gerçekleştirmiş, bin yıllık küllü çöreği yeniden fırınlamış olmanın edası ile üst kast olarak hem rahatlarına bakıyor hem tepeden bakıyorlardı.
Ne huzurluymuş aldatılmak, aldatmanın kasırgalarından hiçbiri yok, müthiş bir sükûnet, temizlik duygusu, adeta şükredecek bir halde olma,
Buna tam razı değildim ama gidişe de mani olmadım. Hafifçe arkasından baktım. Ruhumun bir halinin arkasından baktım.
Sonra hep bu davranışımla normalde onda kaplayamayacağım kadar yer kapladığım ve tutku duyulduğum düşüncesi beni kaybımın acısına rağmen az çok tedavi etti.
Biraz marazi, biraz zararsız, şairin dediği gibi "Ayakkabı çivisi gibi kendine batan," olur ki, dünya kendine değil başkasına batanı, kendine değil başkasına yıkılanı, kendini değil başkasını suçlayanı sevdiği, istediği ve kabul ettiğinden onu hemen defoluların arasına ayırıverir. Ama sorsanız kitaplarında, gerek gökten inenlerinde, gerek yerden bitenlerin iyicelerinde böyle değilmiş gibi yapar söyler, bunu yaymak için peygamberler ve peygamber mizaçlılar ortaya çıkarır. Sonunda onları da ya çarmıha gerer, ya perişan eder. Dünya kendi hakikatleri hakkında tamamen yalancı ve ikiyüzlüdür.
Ahret ancak hiçbir söylenen ile düşünülen ve hayal edilen ile beraber anılmayacak bir yer ise ki ben öyle umuyorum, öbür dünya denmeyi hak eder. Incirle, üzümle, zeytinle, köşkle, huri ile nehir ile... yok. İnsan söylerken sıkılıyor, orda sıkılmak yok diyorlar bir de. O sıkılma bilmez salaklardan burada çok diyemiyorsun.
Trafik ışığı kendi isteğine ve dünyasına göre geç-dur diyordu, "Geçecek hal var mı?" demek onun kurulu dünyasında yoktu.
İnsan her durumda kendinden bir oluşanı görür ve onun neticesini tadar. Bunların toplamıdır.
“Su kaplumbağası, deniz kenarına bıraktığı yumurtalarından çıkan yavrularının denize doğru yürüyüşlerini, onların arkasından bakarak seyreder. O anlık bakışı ile de yavrularını terbiye eder."
Dünyayı ahret sanıyor, benim gibi. Ahreti dünya sanıyor benim gibi. Bunların ikisinden de, işlerin aslından da haberi yok, benim gibi.