bukowski'yi bu kitapla yeniden tanımış oluyorum. üslubu, içsel olgunluğu, naifliği, etrafını sarmalayan kuşatan fiziksel psikolojik şiddete rağmen kötüye bulaşmadan direnen kendi yolunu açmaya çalışan yalnız bir çocukluk.. fena halde yaratıcı gözlemci ve muzip bir dil. altta alıntıladığım kısım benim için…devamıbukowski'yi bu kitapla yeniden tanımış oluyorum. üslubu, içsel olgunluğu, naifliği, etrafını sarmalayan kuşatan fiziksel psikolojik şiddete rağmen kötüye bulaşmadan direnen kendi yolunu açmaya çalışan yalnız bir çocukluk.. fena halde yaratıcı gözlemci ve muzip bir dil. altta alıntıladığım kısım benim için apayrı bir kısa öykü tadında.
`bir kedi bir çocuk ve şiddet toplumu`
"ağzından salyaları akan iri bir buldog köpeğiydi barney. aptal ve şişman, anlamsız kahverengi gözlü. boyun ve sırt tüyleri dikilmişlerdi. aptal kıçına tekmeyi basmak geliyordu içimden ama bacağımı parçalardı. öldürmeye kararlı görünüyordu. `beyaz kedi` yavru sayılırdı hala. tıslayıp bekliyordu. duvara yapışmış, son derece temiz ve harikulade bir yaratık. köpek yavaşça ilerledi. çocuklar böyle bir şeye neden gerek duymuşlardı. yetkililer nerdeydiler? yetişkinler nerdeydiler? beni suçlamakla meşguldüler sürekli. şimdi nerdeydiler?
kediyi kapıp kaçmayı düşündüm ama cesaret edemedim. köpeğin bana saldıracağından korkuyordum. yapmam gerekeni yapma cesaretinden yoksun olduğumu bilmek çok kötü bir duyguydu. midem bulunmaya başlamıştı. zayıftım. engellemek istiyor ama nasıl yapacağımı bilemiyordum.
"chuck," dedim, "kediyi bırak gitsin, lütfen. köpeğini geri çek."
chuck cevap vermedi. izliyordu.
barney ileri atıldı ve kedi aniden sıçradı. öfkeli ve bulanık bir beyazlık, tıslama, pençe ve diş karmaşasıydı ortalık. barney geri çekildi, kedi tekrar duvara sindi.
"hakla onu barney," dedi chuck tekrar.
"allah belanı versin, kes sesini!" dedim ona.
"böyle konuşma benimle," dedi chuck.
barney tekrar ilerledi.
hafif bir ses duydum arkamda ve etrafıma bakındım. yaşlı bay gibson'ın, yatak odasındaki penceresinden bizi izlediğini fark ettim. o da kedinin öldürülmesinden yanaydı, çocuklardan farkı yoktu. neden? (...)
ben pencereden bakarken bayan gibson her zamanki kıyafetiyle kocasının yanında belirdi, kedinin öldürülmesini bekliyordu. yaşlı bay gibson mahallenin işi olan ender adamlarından biriydi ama yine de kedinin öldürüldüğünü görmek istiyordu. chuck, eddie ve gene'den farksızdı gibson. sayıca çok fazlaydılar.
buldog biraz daha yaklaştı. izleyemeyecektim. kediyi o durumda terk etmekten büyük utanç duyuyordum. kedinin kaçma teşebbüsünde bulunma olasılığı vardı, ama engelleyeceklerini biliyordum. kedi sadece köpekle değil, insanlıkla karşı karşıyaydı.
dönüp çıktım bahçeden. park yerini geçip eve yürüdüm. babam ön bahçede bekliyordu.
"neredeydin?" diye sordu.
cevap vermedim.
"içeri gir," dedi, ve bu kadar mutsuz görünme sonra gerçekten mutsuz ederim seni!"
metis yayınları, s. 66,67,68.