indie romantizm ana akımın şekerli aşk hikâyelerinden uzak; kırık, sessiz, sade ama derin romantik filmler. karakterler kusurlu, aşk gerçek. # blue valentine (2010) — aşkın çürümesini izlemenin en şiirsel hali. underground cinema (yeraltı sineması) topluma, dine, aileye, normlara tekmeyi basan…devamıindie romantizm
ana akımın şekerli aşk hikâyelerinden uzak; kırık, sessiz, sade ama derin romantik filmler. karakterler kusurlu, aşk gerçek.
# blue valentine (2010) — aşkın çürümesini izlemenin en şiirsel hali.
underground cinema (yeraltı sineması)
topluma, dine, aileye, normlara tekmeyi basan filmler. çoğu zaman marjinal, rahatsız edici ama dürüst.
# gummo (1997) — amerikan çöküşünü çocuk gözünden izlemek gibi.
atmosfer sineması
olay değil his anlatan filmler. mekân, ses, renk ve boşluk başrol oynar.
#. morvern callar (2002) — ne anlattığından çok, nasıl hissettirdiği akılda kalır.
post-apokaliptik ruh hâli
kıyamet yaşanmasa bile, karakterler içsel olarak çoktan yıkılmıştır. dünyayla ilişkileri çöküktür.
#. bellflower (2011) — aşk + kıyamet + araba tutkusu + yalnızlık kokteyli.
slow cinema
zamanın kendisi oyuncudur. sabır ister, ödülü geç gelir ama sağlamdır.
#. ` the turin horse(2011) — zamanın çöküşünü hissetmek isteyenler için ağır depresif şaheser.
afektif sinema
bilgi vermez, duygu aşılar. bazen sadece bir bakış, bir renk paleti ya da bir müzik parçası yeter.
#.in the mood for love (2000) — aşk söylenmeden de yaşanır.
punk/anarşistsinema
düzene söven, kurguya bile hakaret eden, sert ve çoğu zaman pis filmler.
#. slc punk! (1998) — amerikan punk'ı + gençlik öfkesi = sert bireysel trajedi.
lo-fi estetik
kusurları bilinçli taşıyan, eski vhs kalitesini seven, dijital netlikten nefret eden filmler.
#. trash humpers (2009) — bozulmuş bir kasetin kustuğu kabus.
body horror (beden korkusu)
canavar dışarıda değil, içeride. vücut bozulur, korku oradan başlar.
# tetsuo: the iron man(1989) — insan + metal = japon kabusu.
psikoseksüel gerilim
cinsellik, arzu ve şiddet; hepsi aynı karanlık odada buluşur.
#. eyes wide shut (1999) — arzunun arka sokaklarında gecelik yürüyüş.
found footage
film değil, sanki bir yerden “bulunmuş” kayıt. gerçeklik hissini artırmak için amatör görseller tercih edilir.
lake mungo (2008) — belgesel gibi başlar, tokat gibi biter.
dönüşüm alegorisi
bedendeki çürüme ya da dönüşüm, toplumsal bir eleştiri veya psikolojik çözülmenin metaforudur.
#. the fly (1986) — hem fiziksel hem zihinsel çöküşün sembolü.
queer sinema
heteronormatif aşk anlatılarına alternatif. cinsiyet, yönelim, arzu… hepsi başrolde.
#. tropical malady (2004) — ormanda aşk, ölüm ve ruhlar iç içe.
mikro bütçelisinema
bütçesi yok ama fikri büyük. bir kamera, bir ev, bir fikir… gerisi sinema tarihi.
# primer (2004) — 7000 dolarla yapılmış en karışık zaman yolculuğu filmi.
visceral realism
gerçeklik, beden ve ruh yoluyla fiziksel olarak hissettirilir. kamera titrer, oyuncular terler, dünya yapış yapış gelir.
#. christiane f. (1981) – berlin sokaklarında bir ergenin çöküşünü teninde hissedersin.
anarko-grotesksinema
sistem karşıtı, iğrenç ve görsel olarak “çirkin”i kutsayan sinema.
sweet movie(1974) – kusmuk, seks, devrim ve karpuzlu tabut.
romantik mizantropi
aşk vardır ama insanlar çekilmezdir. yakınlık arzu edilir, ama boğar.
# the lobster (2015) – yalnızsan hayvana dönüşeceğin bir distopyada, aşk ne kadar romantik olabilir?
pastoral melankoli
kırsalın sessizliğiyle kararan iç dünyalar. doğa sessizdir, ama karakterin çığlık atar.
# the reflecting skin (1990) – amerika kırsalı + gotik kabus + çocuk gözü.
psikedelik anlatı
gerçeklik akışkanlaşır, zaman ve mekân delinir. görsel saldırı olur.
-# enter the void(2009) – ölüm sonrası tokyo, lsd estetiğiyle anlatılır.
kadın bakışıyla fetişizm(female gaze erotica)
erkek bakışından uzak, arzunun estetik ve duygusal bir dili. erotik ama yargılamayan.
# la belle personne (2008) – gençlik, arzu, fransız okulu koridorlarında akan tensel gerilim.
filozofik distopya
distopya görsel değil, kavramsaldır. karakterler bir fikir üzerinden çürür.
#. stalker (1979) – “bölge”ye yolculuk, içe dönüşün en ağır hali.
post-teatral sinema
tiyatrovari oyunculuklar, yapay diyaloglar, kurgu dışı gibi duran ama çok sahnelenmiş hissiyatlar.
# dogville (2003) – sahnesiz tiyatro, fonda amerika eleştirisi.
underground komedi
normlara meydan okuyan, bazen rahatsız eden, karanlık ve alternatif mizah tarzı.
# rubber (2010) — intikamcı lastiğin absürd ve grotesk macerası.
grotesk mizah
tiksindirici olanın içine mizah katılır. kahkaha ile mide bulantısı bir arada.
rubber (2010) – intikamcı bir lastiğin hikâyesi… evet, bildiğin araba lastiği.
indie aksiyon
büyük bütçe yok, ama hikaye ve tarz dolu. kan, ter ve ruhla dolu küçük çaplı şiddet.
# blue ruin(2013) — intikam, ama amatörce ve acemice; gerçekçi ve acımasız.
post-apokaliptik macera
dünyanın sonundan sonra geçen, genelde ıssız, tehlikeli ama umut arayan yol hikâyeleri.
the rover (2014) — yalnız bir adamın bozkırda hayatta kalma mücadelesi.
dark comedy // kara mizah
kara trajedi ile kahkaha arasında ince çizgi. insanlığın çürümüşlüğüne gülerken ağlatır.
#
in bruges (2008) — suikastçıların pişmanlık dolu, esprili bekleyişi.
neo-western macera
klasik western atmosferiyle modern çağı karıştırır. bireycilik, adalet ve intikam temaları.
# hell or high water (2016) — ekonomik krizin ortasında iki kardeşin banka soygunu.
kült kasıntı aksiyon
görsel stil ve karakter öne çıkar. cool, karizmatik ama alışılmışın dışında kahramanlar.
# drive (2011) — az konuşan sürücü, gece sokaklarında sessiz şiddet.
absürt komedi
mantıksız, saçma ve bazen rahatsız edici. kahkaha garantili ama klasik mizah kalıplarını yıkıyor.
# the lobster (2015) — distopik evrende aşk arayanların absürd trajedisi.
şiddet ve mizah kombosu(action-comedy)
patlamalar ve espriler bir arada. eğlenceli ama kanlı, sert ama gülünç.
# kingsman: the secret service (2014) — ingiliz casusluk klişelerine kafa tutan hızlı ve çılgın aksiyon.
retro-fütüristik kâbuslar
gelecek geçmiş gibi görünür. crt ekranlar, 80'ler estetiği, postmodern distopya.
# beyond the black rainbow(2010) – lsd'li tron evreninde bir bilimkurgu kabusu.