"Derinlik kavramını tanımadıklarından, dünyayla aradaki boşluğu bu çığırtkan sesle kapatıyorlar. Kendi öz seslerini bir kere bile duymadan ölecekler: cezaları bu." "Konuşmak da tehlikelidir. İçte biriken sözcükleri boşaltmak. Helekonuşmayı bir kere unutmuşsan." "Yorgunum. Verebileceklerimden, veremediklerimden yorgunum. Biriktirdiklerimden. " "Sesleri ardarda, hızla…devamı"Derinlik kavramını tanımadıklarından, dünyayla aradaki boşluğu bu çığırtkan sesle kapatıyorlar. Kendi öz seslerini bir kere bile duymadan ölecekler: cezaları bu."
"Konuşmak da tehlikelidir. İçte biriken sözcükleri boşaltmak. Helekonuşmayı bir kere unutmuşsan."
"Yorgunum. Verebileceklerimden, veremediklerimden yorgunum. Biriktirdiklerimden. "
"Sesleri ardarda, hızla izliyordu birbirini, arada hiç boşluk bırakmamacasına, ama o boşluk yine de var. Konuşmakla doldurulmayacak, elle tutulacak kadar somut, yer kaplayan bir boşluk. Araba kalksa, rüzgâr içeri esse, baskısı azalır belki."
"Belki de yıllardır dinlemeden duyduğum bir sesin yerli yerinde olmayışından..."
"Yaşanılan acılar, büyük bir hızla simgesel acılara, okunulan, düşünülen, yazılan acılara dönüşüyordu. Toplu bir sanrı gibiydi"
"yalnız, ben güzel şeyler duymak istiyorum demedim ki, sesini duymak istiyorum o kadar"
*İstemeye hakkım var mı bilmem, ama seni yürekten ilgilendiren şeyleri, başkalarına anlatmaktan kaçınacağın şeyleri duymak isterdim. Anlat bana..."
"Yaşananların gerçek yaşama uymadığına, hiçbir zaman uymayacağına inananlar."
"Kusarak biteceğimi sandım. O ölümcül hastalığın bedenimden yıkanıp gideceğini düşündüm. Adı bin kere değiştirilmiş bir sokak köpeği gibi yeni verilecek bir ad’a yaraşmayı düşündüm."
"Birden. Neden korkunun ya da acısının nesneleriyle özdeşleşmişti böylesine? Neyin gerekçesini arama peşindeydi?"
“Yine de çatlak tabak mutfaktan eksik edilemez, vazgeçilmez bir gereçtir, öyle saklanacaktır. Bir daha ateş üstüne konulamaz, öbür tabakların arasına rastgele bulaşıklığa devrilemez, konuk önüne çıkarılamaz artık, ama gece geç saatlerde içine bisküit falan koyabilirsiniz,
artan yemeklerle bir buzluğa tıkabilirsiniz...”
"Bir yaz gecesi, kendini içinde bir gezegen kadar özgür, tek başına, mutlu saydığı denizi gözledi. Hırçındı deniz.Şimdi beyaz olacak yazılarında bunları kaç kereler anlatmıştı. Zorlamıştı."
"Her fırsatta bir dostluğa, bir sevgiye, bir teklife evet demiş ve bütün bunları da iğreti olarak, sonradan yine hayır demek üzere yapmıştı. Dünyayı işine son verebilir, kendisini işine son verilebilir bir nesneolarak görmüştü hep. Asla düşünmemişti ki... Hiçbir şeyden korkmamıştı."
"Ne çok sevmiştim! Bedenim ve belleğim ne kadar unutkandı..."
"Varolamadı, korkularına yenildi, bir tabağın, bir kilimin güzelliğini bütünlemekten öteye gidemedi."
"Kısacası, akılda kalacak bir hikâye kişisiydi. Hikâyesi, daha yokken bile."
"Yalnız, gözlerimizi birbirimizden kaçırır, ötelere
bakardık birlikte. Konuşsak, açıklasak, o şey bozulacakmış gibi."
"Bu ele geçmez anları günü gününe
kayda geçiren sonsuz fotoğraflardaki kişiler, önlerinde uzanan dünyaya, kıra değil, kendi içlerine bakıyor gibiler. Hepsi donuk, içlerinde bakılacak hiçbir şey yokmuşçasına."
"Alınmayan bir kitabı beyaza çevirmekten, hiç yazılmamış, hiç yaşanmamış saymaktan başka ne gelirdi elden? Hem o zaman başkaları, gençler, yeniler doldurabilirlerdi beyaz sayfaları. Kimbilir, belki benimkine benzeyen ya da
taban tabana aykırı düşen deneyleriyle."
"Şarkılar vardı o yaz. Her yaz gibi yazın kendi şarkıları: Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin?"