Öncelikle bu kitabı bana hediye eden çok çok değerli @yin 'e teşekkürlerimi sunarak başlamak istiyorum. Yevgeni Zamyatin’in Biz adlı romanı, distopya edebiyatının başlangıç noktası sayılabilecek, politik ve felsefi katmanları oldukça güçlü bir eserdir. George Orwell' in 1984'ü ve Aldous Huxley'in…devamıÖncelikle bu kitabı bana hediye eden çok çok değerli @yin 'e teşekkürlerimi sunarak başlamak istiyorum.
Yevgeni Zamyatin’in Biz adlı romanı, distopya edebiyatının başlangıç noktası sayılabilecek, politik ve felsefi katmanları oldukça güçlü bir eserdir. George Orwell' in 1984'ü ve Aldous Huxley'in Cesur Yeni Dünya'sı, açıkça Zamyatin’in açtığı bu karanlık yoldan ilerlemiştir. 1921 yılında kaleme alınmasına rağmen hâlâ tazeliğini koruyan bu metin, birey-toplum ilişkisi, özgürlük, rasyonalite ve iktidar gibi temaları son derece çarpıcı bir şekilde işler.
Zamyatin’in dünyasında insanlar isim değil, birer numaradır. Ana karakterimiz D-503, sistemin ideal bireyidir: mantıklı, uyumlu, kurallara bağlı. Fakat bir gün karşısına çıkan I-330, onun “mükemmel düzen” algısını sarsar. Roman bu kırılma üzerinden ilerlerken aslında sadece bir karakterin içsel dönüşümünü değil, totaliter sistemlerin birey üzerindeki etkisini de anlatır.
Zamyatin’in kurguladığı toplumda her şey şeffaftır: evler camdandır, mahremiyet yoktur, herkes herkesin gözetimindedir. Bu durum ilk bakışta güvenli bir ortam sağlıyor gibi görünebilir. Ancak bu güvenlik duygusu, bireysel özgürlüklerin tamamen yok edilmesi pahasına elde edilmiştir.
Sistemde duygu, özgür irade ya da hayal kurmak hastalık sayılır. Hatta D-503, hayal gördüğü için kendini hasta zanneder. Duygu, sistemin çözmeye çalıştığı bir problemdir. Bu da bize şunu düşündürür: Rasyonalite mutlak bir iyi midir? Yoksa duygusuz bir denge, insanı insan olmaktan çıkarır mı?
Zamyatin’in sistemi, bireyin tüm varlığını “genel iyi”ye feda eder. Burada özgürlük, kaosun diğer adı olarak sunulur. Sistemin sloganı olan şu cümle durumu özetler niteliktedir: “Özgürlük, bilinmeyenin ölü doğmuş çocuğudur.” ki bu korkunç bir empozedir çünkü özgürlük, çocukken masallarda anlatılan o güzel düş değil; tehdit olarak görülmektedir.
Bu anlayışa göre bireyin arzuları, kararları ya da duyguları gereksizdir. Her şey matematiksel bir düzene uymalıdır. Ancak Zamyatin, bu yapının karşısına bilinçli bir birey koyarak, sistemin içten içe ne kadar kırılgan olduğunu da gösterir. Ona göre matematiksel kusursuzlukla yönetilen bir toplumda insanın özü bozulur. Teoride kusursuz ancak pratikte elverişsizdir.
D-503’ün yaşadığı dönüşüm, sadece bir aşk hikayesi değildir. Bu, bireyin sisteme karşı içsel bir isyanıdır. İnsan olmanın ne demek olduğuna karşı derin bir sorgulama başlar. "Benim bir ruhum yoktu. Ben sadece bir sayıydım." D-503'ün içindeki bu çatışma, Zamyatin’in birey lehine bir duruş sergilediğini gösterir. Başta rahatsız edici gelen duygular, zamanla ona bir kimlik kazandırır. Böylece roman boyunca şu soru giderek belirginleşir: Kim daha sağlıklıdır? Kurallara körü körüne uyanlar mı, yoksa sorgulayıp acı çekenler mi?
Roman, D-503’ün günlüklerinden oluşur. Bu yapı, okurun doğrudan karakterin zihnine girmesini sağlar. Dili zaman zaman teknik, zaman zaman şiirsel bir hale gelir. Bu da karakterin iç dünyasındaki çatışmayı dil düzeyinde de hissettirir.
Zamyatin’in dili her ne kadar yoğun ve felsefi olsa da, kısa cümlelerle ilerlemesi ve olayları kişisel bir perspektiften aktarması metni daha okunabilir kılar. Özellikle distopya türüne yeni adım atacak okuyucular için uygun bir geçiş metnidir.
Biz, yalnızca bir distopya anlatısı değildir; aynı zamanda bir uyarıdır. İnsan olmanın, sevmeye cüret etmenin, düşünmenin, hayal kurmanın ve özgürlük istemenin hikâyesidir. Cam duvarlar ardında bile bir kalp atıyorsa, Zamyatin’e göre devrim hâlâ mümkündür. Herkesin aynı olduğu bir dünyada, aslında hiç kimse yoktur. Zamyatin, bireyin varoluş mücadelesini merkeze alırken, bu mücadelenin kolay ya da risksiz olmayacağını da açıkça gösterir. "Ben değiliz, biziz" korkunç değil mi?
Zamyatin, romanı Bolşevik Devrimi sonrası yazdı. Kendisi bir komünistti, ama sistemin birey üzerindeki mutlak baskısını sertçe eleştirdiği için Biz, Sovyetler’de yasaklandı. Kitap, ancak yurt dışında basılabildi. Bu yönüyle Zamyatin, kendi hayatında da bir D-503 gibiydi: Sisteme inanan ama sistemin kendi içinde insanı neye dönüştürdüğünü sorgulayan bir aydın.
Eğer Orwell’in 1984’ünü sevdiysen, Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sında boğulduysan, bu kitap tam sana göre. Çünkü Zamyatin’in dünyasında özgürlük yasak olabilir ama asla ölmüyor.
Bugün bile pek çok sistem, özgürlük yerine uyumu, çeşitlilik yerine tekdüzeliği tercih edebiliyor. Bu bağlamda Biz, yalnızca geçmişin değil, geleceğin de edebiyatı olmaya devam ediyor.
Çok sevdiğim arkadaşıma yeniden sonsuz teşekkür ediyorum, sayesinde bu karanlık distopyanın bir üyesi olabildim. Umarım faydalı bir inceleme olmuştur. Keyifli okumalar :)