Spoiler içeriyor
Umudun, bekleyişin mevsimi olan Kış'ı da izledim. Yazın savrukluğu, sonbaharın melankolisi ve kışın dinginliği, bekleyişi... Film yine diğerleri gibi uzun, yavaş ve diyaloglarla ilerliyor. Diğer filmlere nazaran daha fazla felsefik diyalog vardı ve bu güzeldi. Yavaşlığı ve uzunluğu ise beni…devamıUmudun, bekleyişin mevsimi olan Kış'ı da izledim.
Yazın savrukluğu, sonbaharın melankolisi ve kışın dinginliği, bekleyişi...
Film yine diğerleri gibi uzun, yavaş ve diyaloglarla ilerliyor. Diğer filmlere nazaran daha fazla felsefik diyalog vardı ve bu güzeldi. Yavaşlığı ve uzunluğu ise beni yine rahatsız etmedi. Sanırım Rohmer filmlerine alıştım.
Şimdi gelelim yorumlarıma.
Felicie'nin bir tatilde tanışıp aşık olduğu Charles'e yanlış adres vermesiyle başlayan filmin sonlarına kadar 5 yıl boyunca bir daha göremiyorlar birbirlerini. Felicie bu esnada hayatına 2 erkek dahil ediyor. İkisini de farklı ölçülerde sevse de aşk anlamında sevemiyor. O tutkuyu, çılgınlığı, bağı hissedemiyor. 2 erkekte de Charles'i arıyor ama bulamıyor.
Filmde beni en çok etkileyenlerden birisi de 2 erkeğe karşı da oldukça dürüst olması. Onlara çok kez sevgisinin charles kadar olmadıklarını dile getiriyor. Eski sevgilimdi deyip saklamıyor. Duygularını çekinmeden dile getiriyor. Bu hoşuma gitti. Loic'te Max'de her şeyin farkında. Felicie'nin kalbinin Charles'te olduğunun bilincindeler. Bunda sorunları var mı? Yok. Değiştiremezler. Ama yine de felicie'yi seviyorlar. Felicie'de onlar kadar olmasa da onları seviyor. Ee o zaman dürüstlük varsa tartışmaya, kavgaya ne gerek var ki?
Felicie bu süre boyunca charles'i bulamayacağının farkında olsa da onu beklemekten, onu hala sevmekten kendini alamayıp kabulleniyor bu durumu. Onun kadar olamasa da sevdiği erkeklerle yeni hayat kurmaya çalışsa da başaramıyor. O eksiklik hep önüne düşüyor.
Felicie'nin loic ve max ile ilişkilerinde bir soğukluk hissettim hep. Felicie'nın Charles ile arasında olan o çekim, sıcaklık hissi yoktu. Loic ve max ile ilişkilerinde kış mevsiminin içleri titreten soğukluğu hissediliyordu. Bu soğukluğa rağmen aralarındaki sevgiyi hissediyor oluşumuzu ise sevdim.
Filmin sonlarına kadar hep bekledim Charles ile karşılaşmalarını. Felicie'nin restaurantlara girmesini ve öyle karşılaşmalarını bekledim. Olmadı. Ta ki otobüse kadar. Tesadüfi/kadersel bir şekilde otobüste Charles'in karşısına oturduğunda ise şaşırdım. Çünkü ben hep bir restaurantta karşılaşacaklarını düşündüm.
Kızları elise'nin ise loic ve max ile iletişime geçmemesine ek olarak Charles'i gördükten baba demesi.. ve annesi ile babasını sarılırken görmesi sonrası sevinç gözyaşları dökmesi... tatlıydı.
Felicie ve Charles'in tesadüfi karşılaşmaları sonrası yaz mevsiminden içleri ısıtan yaz mevsimine geçmişiz gibi hissettim. Aralarındaki uyum, sıcaklık, aşk... mükemmeldi. Felicie'nin neden onu içten içe beklediğini daha iyi anladım.
Ama yine de Felicie'nin ilk başta adresi yanlış vermesi... 6 ay sonra farkettim dese de bilinçdışı bir şekilde bunu yapmış olması bende bir şeyleri düşündürdü. Sanki kaçış gibi hissettirdi. Neyden neden niye kaçtığını anlamadım. Belki de kaderinde varsa elbet bir gün karşısına çıkacağını düşündü. Bir nevi eğer karşıma tekrar çıkarsa, anlayacağım ki gerçek aşkımmış diye düşünmüş olabilir. Bilemiyorum.
Gaspard ya da Magali gibi Felicie ile özdeşleştiremedim kendimi. Tek bir şey hariç. Ben de umuda sığınmak istiyorum. Eğer kaderimde birisi varsa, elbet karşıma çıkar. Ve işte bu derim. Buna inanmak istiyorum, bekliyorum felicie gibi. Tek fark ise o beklediği kişinin kim olduğunu biliyor. Ben ise bilmiyorum.
Filmi genel olarak sevdim. Yaz kadar beğenmesem de sonbahardan çok daha iyiydi.