Kitaba giriş yaparken şöyle bir cümleyle karşılaşıyoruz: "Sevgi konusundaki iddialarının doğruluğu için onları imtihana tabi tutmuş." Bu konuda çok önceden güzel bir söze denk gelmiştim, bana hemen onu hatırlattı: "Seven bir iddia sahibidir ve bu nedenle sınanmaya müstehaktır." İmtihanların neden…devamıKitaba giriş yaparken şöyle bir cümleyle karşılaşıyoruz:
"Sevgi konusundaki iddialarının doğruluğu için onları imtihana tabi tutmuş."
Bu konuda çok önceden güzel bir söze denk gelmiştim, bana hemen onu hatırlattı:
"Seven bir iddia sahibidir ve bu nedenle sınanmaya müstehaktır."
İmtihanların neden var olduğunun basit bir kanıtı gibi bu cümle. Denk geldiğimden beri de her seferinde hayranlıkla okuduğum bir cümle aynı zamanda.
Saman alevi gibi bir öfkeye sahip olmanın yükümlülüğü ile hoş bir denk gelişle bu esere rastladım.
Öfkenin aslında çok da matah bir şey olmadığını biliriz ama çok da zararlı gibi gelmez ya gözümüze… İşte o iş, öyle değilmiş.
Öfke, diğer kötü hasletlerin başıymış aslında.
Öfke; kin duygusunu, kin duygusu da haset duygusunu peşi sıra getirirmiş. Ki gerçekten öyle de.
Öfke çoğu zaman zıtlıklardan doğar ve karşımızdaki insana karşı kalbimizde bir tiksinti ve nefret uyandırır. Şayet bu insan, önceden çok sevdiğimiz biriyse, durum daha da beter bir hale gelir. Çünkü insan, sevdiğinden yara aldığı zaman yıkılır.
Sonra o kalbine giren soğukluk, gönül sarayının yıkılması; o iki kişiyi gün be gün biraz daha uzaklaştırır.
İnsan buna bir taraftan üzülürken, bir taraftan da çok sinir olur. Çünkü sevdiği insan zarar vermiş ve onları bu duruma aslında o getirmiştir.
Küçük gördüğümüz veya öfke anıyla zevkle kırdığımız kalpler; aslında gelecekte insanı ne kadar da çıkmaz bir duruma getiriyor, bunu hem yaşayarak öğreniyoruz hem de böyle eserleri okuyarak.
Eski alimler, insanların medreseye gidip ilim ve din öğrenmesini isterlermiş. Şayet böyle bir durum ortada yoksa da, diğer büyük âlimlerin eserlerini okuyarak günlerini geçirmelerini…
Kendime henüz bir mürşid bulamadığım için eserlerden hâlâ devam ediyorum.
Öfke, kin ve haset gibi duyguların en bariz zararı; biz insanların kalbine verdiği yük ve hüzün.
Bir de bunun görünmeyen ama göz önünde bulundurulması gereken bir ahiret hayatı var.
Bir bir bunlardan bahsetmiş eser… Hem de uzun uzun.
Ayetler, âlimlerin sözleri ve hadislerle de desteklemişler her bir sayfada.
Ateş nasıl her şeyi içine alıp yutuyorsa, öfke de iyilik ve sevapları aynen o şekilde alıp yutuyormuş.
Bu duygulardan birine kapıldığınız zaman, kalbinize binen yükü yaşayanlar olarak çok iyi biliyorsunuzdur zaten.
İşte bu durumdan kurtulmanın yollarını da anlatıyor eser.
Sinir olduğun, sevmediğin şeyle hemhal olarak bu durumları atlatabilirsin diyor.
Bir noktada, nefsine ağır gelen şeyi yaptığın zaman kurtuluşa erersin diyor da olabilir.
Zira nefsimize zor gelen şeyin ardında, mutlak bir suretle hayır bulunuyor.
Böyle eserlerin sürekli okunmasını ve göz önünde bulundurulmasını düşünüyorum artık.
Çünkü nefis denen şey öyle bir şey ki, bir anlık olaya bakıyor.
Şimdi bu eseri bitirdim, okudum, sindirdim; lakin bir süre sonra bunu unutabilir ve öfkelenecek şeylere yine denk gelebilirim.
Zira nefes aldığım sürece hayat devam ediyor ve hayatın her alanında böyle şeyler var.
Böyle şeylerin üstesinden gelmek, gelebilmek cidden çok zor.
Dilerim kötü olan her şeyden arınabiliriz.
Esere karşı merak ve ilgisi olanlar, listelerine alabilirler.