İnsanoğlu Ne Tuhaf: Doğmayı Talep Etmiyor, Yaşamayı Bilmiyor, Ölmek İstemiyor Doğmayı biz seçmedik. Bir sabah –daha doğrusu bir sabahın çok öncesinde– dünyaya atıldık. Bilmediğimiz bir düzene, anlamını kavrayamadığımız kurallara, kimsenin bize sormadığı bir hayatın tam ortasına… Ne zaman başladık yaşadığımızı…devamıİnsanoğlu Ne Tuhaf: Doğmayı Talep Etmiyor, Yaşamayı Bilmiyor, Ölmek İstemiyor
Doğmayı biz seçmedik. Bir sabah –daha doğrusu bir sabahın çok öncesinde– dünyaya atıldık. Bilmediğimiz bir düzene, anlamını kavrayamadığımız kurallara, kimsenin bize sormadığı bir hayatın tam ortasına… Ne zaman başladık yaşadığımızı sanmaya? Ne zaman bir anlamı olduğunu düşündük bu devinimin? Belki de hiç.
İnsanoğlu tuhaf bir varlık. Varoluşuna dair hiçbir söz hakkı yokken, bir ömrü kendi iradesiyle yönetebileceğine inanıyor. Doğmak istemedi, bu konuda fikri sorulmadı. Yaşamak zorunda kaldı, ama yaşamayı bir türlü öğrenemedi. Mutluluk sandığı şeylerle oyalanmayı, kaygıyı alışkanlık sanmayı, kalabalıklar içinde yalnız kalmayı yaşam zannetti. Kendini kandırmanın ince yollarında uzmanlaştı ama kendine dürüst olmayı hep erteledi.
Ve en çarpıcısı: Ölmek istemiyor. Var olmamayı hayal edemiyor. Ne kadar yorgun olursa olsun, “bir gün daha” isteğiyle yatıyor gecelere. Oysa belki de en çok ölüm hak ediyor saygıyı; çünkü o tek kesinlik. Her şey değişirken, her şeyden vazgeçilirken, ölüm hep orada. Ama insanoğlu ölümü konuşmayı bile uğursuzluk sayıyor. Oysa onu tanımadan yaşamı da tam anlayamıyoruz.
Bir Anekdot: Epikür ve Ölüm Korkusu
Antik Yunan filozofu Epikür, ölümün korkulacak bir şey olmadığını savunurken şöyle demişti:
“Biz varken ölüm yoktur; ölüm geldiğinde ise biz artık yokuz.”
Yani aslında ölümle hiçbir zaman karşı karşıya gelmeyiz. Yaşarken ölüm bizi etkilemez, çünkü hayattayızdır. Ölürken de ölüm bizi etkilemez, çünkü artık bilinçten yoksunuzdur. Ancak insan zihni bu basit gerçeği kabullenmekte zorlanır. Çünkü bizler fiziksel olmaktan çok, zihinsel varlıklarız. Ölüm düşüncesi, bedensel sonlanmadan çok, benlik yokluğu ile korkutur bizi. “Ben” olmadan bir şey nasıl hissedilir? İşte bu yüzden ölüm değil, ölüm düşüncesi ürkütücüdür.
Epikür’ün bu basit ama çarpıcı gözlemi, bize şunu fısıldar: Belki de korktuğumuz ölüm değil, hiç yaşayamamış olmaktır.
Bu çelişkilerin merkezinde, insanın trajik yalnızlığı yatıyor belki de. Çünkü her şey bu dünyada ama hiçbir şey onun kontrolünde değil. Doğmuyor, atılıyor. Yaşamıyor, sürükleniyor. Ve ölümü düşünmüyor, çünkü düşünse yaşayamayacağını biliyor.
Yani evet, insanoğlu tuhaf. Hem bu dünyaya ait, hem değil. Hem her şeyi istiyor, hem hiçbir şeye razı değil. Ama belki de tüm bu tuhaflıklar içinde en insanca olan da bu: Anlamı olmayan bir hayatta anlam aramak.