Spoiler içeriyor
Stefan Zweig'in yazdığı kendi hafif, anlattığı ise epey ağır olan romanı. Çok kısa bir şey okuyorsunuz ama o kısacık yerde bile o kadar fazla şey anlatılmış ki, sanki upuzun bir betimleme okumuşsunuz veya çok ağır felsefik paragraf bitirmişsiniz hissiyatı oluşuyor.…devamıStefan Zweig'in yazdığı kendi hafif, anlattığı ise epey ağır olan romanı. Çok kısa bir şey okuyorsunuz ama o kısacık yerde bile o kadar fazla şey anlatılmış ki, sanki upuzun bir betimleme okumuşsunuz veya çok ağır felsefik paragraf bitirmişsiniz hissiyatı oluşuyor. Az cümle, çok anlam. Stefan Zweig gerçekten kaçık bir adam. Yarattığı olay örgüsü, karakterler, karakterlerin hikayeleriyle birlikte hayal gücünü zorlayan bir eser olmuş.
Kitapta ana olarak pek az karakter var. Anlatıcı karakter bile aslında pek fazla hikayenin içinde bulunmuyor. Sadece gözlemci ve aktarıcı olarak tutulmuş. Daha çok okuyucunun beyninde oluşturacağı soruların ne olacağını, nereleri merak edeceğini, hangi konular üzerinde duracağını Stefan Zweig daha önce görmüş ve bunu aktarıcı üzerinden cevaplamış gibi. Merak ettiğiniz çoğu noktayı esas olarak aktarıcı da merak etmekte.
--- spoiler ---
Öncelikle Mirko Czentovic karakteri üzerinde biraz durmak gerekiyor. Karakterin cahilliğinden çok, aslında burada "insanların merakları ve ilgi türlerinin başka konularda olabileceğini, en anlayışsız ve aptal gördüğümüz insanların bile bir işi çok iyi yapabileceğini" anlayabiliriz. Belki de böyle bir anlam çıkartmamız ve kişiliğimizi, etkilediğimiz insanları buna göre yönlendirebiliriz.
Mirko Czentovic yaptığı işin iyi mi, kötü mü olduğunu çok ama çok sonra farkına varan ve bundan kibir kapan bir karakter izlenimi bıraktı bende. İçi boş bir ego olmasa bile, yaptığı tek şeyin bu olması ve bunu çok iyi yaptığının farkında olmasından dolayı bu konu üzerinden üstünlük kurabilecek bir karakter. "Entelektüel birikimi çok iyi sayılmayan" diye bir tanımlama yapılıyor kendisiyle alakalı kitabın başında. Bu karakter belki en basit matematik problemini çözemeyecek, en basit edebi yazıyı anlayamayacak veya kendi düşüncelerini bile ifade edemeyecek sığlıkta bir adam; ancak yaptığı en iyi şeyi ve tek şeyi bulup bunun üstüne bir başarı öyküsü kurabilen bir adam.
Dr. b. ise çok güzel kurgulanmış bir karakter. Mirko Czentovic karakterinden daha fazla insanı etkileyen bir geçmişe sahip. Tutsaklık döneminde yaşadıkları, finaldeki satranç müsabakasının havasını çok iyi veriyor. Finalde, ikinci parti satranç müsabakasında ne kadar gerildiğimi çok iyi hatırlıyorum. Dr. b. karakterinin alt yapısı o kadar güzel hazırlandı ki, o karakterin nasıl bir duygusal yapıda olduğunu şıp diye anlayabiliyorsunuz. Dr. b.'nin içinde bulunduğu ruh hali, şizofreni, içinde yarattığı rakibine karşı verdiği savaş çok iyi işlenmiş.
--- spoiler ---
Kitaptan çıkarttığım en büyük anlam özgürlüktür benim için. Bu özgürlük hem bedenen, hem de ruhen ve zihnen olan özgürlüktür. Kitabı okuyanlar ne demek istediğimi çok iyi anlayacaklar. Eğer kendi düşüncelerinizde özgür değilseniz, kendinizi mantıklı şekilde yönetecek biçimde düşünemiyorsanız aslında özgür değilsiniz. Özgür olduğunuzu sanan birer insandan farksızsınız. Ayrıca her insanın her şeyi yapamayacağını ve dışarıdan çok ahmak gibi gördüğümüz insanların da bazı şeyleri çok iyi başaracağını gözler önüne seriyor bu roman. Önemli olan denemek, bireyi özgür bırakmak ve kendini en iyi ifade ettiği alanı bulmasını sağlamak.