Spoiler içeriyor
Film Almanya'da bir süre terör faaliyetlerinde bulunan RAF (Rote Armee Fraktion) yani Kızıl Ordu Fraksiyonu'nu anlatıyor. Bu konu hakkında hiç bilgim yoktu bu yüzden ön yargıyla değil de sadece ne sunuluyorsa ona odaklandım. İki buçuk saat sürmesi ve konusunun da…devamıFilm Almanya'da bir süre terör faaliyetlerinde bulunan RAF (Rote Armee Fraktion) yani Kızıl Ordu Fraksiyonu'nu anlatıyor. Bu konu hakkında hiç bilgim yoktu bu yüzden ön yargıyla değil de sadece ne sunuluyorsa ona odaklandım.
İki buçuk saat sürmesi ve konusunun da ağır olmasından kaynaklı neredeyse üç gün boyunca izlemiş olmamı hesaba katmazsak aslında akıcı bir filmdi fakat benim molalara ihtiyacım vardı çünkü bu sağcı - solcu meselesi çok ilgi alanıma giren bir konu değil bu yüzden izlerken bir süre sonra odağım kayboluyordu.
RAF, diğer adıyla Baader - Meinhof Çetesi aşırı solcu bir örgüt. Filmde devrimci ruhu o kadar iyi yansıtılmış ki benim bile sıcağa aldırmadan parka giyip Öyle Bir Geçer Zaman ki Ahmet'e bağlayasım geldi.
1967 yılında İran Şah'ı Muhammed Rıza Pehlevi'nin Almanya'yı ziyaretinde halk protesto etmeye başlamıştı daha doğrusu üniversite öğrencileri arasında sol hareket yükselişte olduğu için onlar İran'ın baskıcı ve otoriter yönetimine karşı çıkıyor ve böyle bir liderin Almanya'da törenlerle karşılanmasını insan hakları ihlaline göz yumulması olarak görüyorlardı. Yine böyle bir protestoda polis bir öğrenciyi vurdu ve orada öldü bundan sonra da olaylar ardı ardına gelmeye başladı.
Öğrenci hareketlerinin önde gelen isimlerinden biri olan Rudi Dutschke bir gün aşırı sağcı bir genç tarafından kafasından vuruluyor ve beyninde bir hasara neden oluyor daha sonra protestolar artıyor, radikalleşme yoluna gidiliyor.
Anreas Baader ve Gudrun Ensslin Amerika'nın emperyalist düşüncesine karşı çıkan eylemcilerindendi ve o sırada Vietnam'a açtığı savaşı da bahane ederek büyük bir mağazayı yaktılar. Kimse ölmedi ama büyük bir zarara uğrattı. Daha sonra yakalanıp hapse girdiler.
Ulrike Meinhof da o zamanlar Vietnam Savaşına, Amerikan emperyalizmine karşı çıkan ve bir gazetede bununla ilgili yazılar yazan bir köşe yazarıydı.
" Bir taş atılırsa, bu cezalandırılması gerek bir davranıştır. Bin taş birden atılırsa, bu politik bir eylemdir. Bir otomobil ateşe verilirse, bu cezalandırılması gereken bir davranıştır. Yüzlerce otomobil ateşe verilirse, bu politik bir eylemdir. Protesto, bana neyin yanlış geldiğini söylememdir. Direniş ise benim için yanlış olanın tekrar vuku bulmamasını sağlamamdır."
Baader ile birlikte bir kitap çıkaracağını bahane ederek onun kaçmasına yardım etti. Böylelikle örgüt kurulmaya başladı. Andreas Baader, Gudrun Ensslein, Ulrike Meinhof, Holger Meins, Irmgard Möller örgütün kurucu ve ilk neslini temsil ediyor.
Bu ekip Ürdün'e gidip Filistin Kurtuluş Örgütü'nden eğitim aldıktan sonra şehirde faaliyetlerini sürdürmeye devam ettiler. Her ne kadar kendilerini "Şehir gerillaları" olarak nitelendirseler de FKÖ'den çok şey öğrendiler. Adam kaçırmalar, bombalı saldırılar, banka soygunları derken yine yakalandılar ve bu sefer kurtulmak kolay değildi.
İlk başarda her biri farklı hapishanelerde insanlık dışı şartlar altında tutuluyordu buna karşın açlık grevine girdiler hatta Holger Meins açlığa dayanamayıp öldü. Sonradan hem yapılan protestolar hem de yargılanmalarının kolay olması amacıyla aynı yere alındılar, Stammhein Cezaevi'ne.
Burada günün bir kısmında ekibin diğer üyeleriyle görüşebiliyorlardı ve fikir alışverişinde bulunabiliyordu. Bir süre sonra yaşananlar Ulrike'yi kötü etkiledi, psikolojisi de pek iyi değildi ve hücresinde ölü bulundu. Dediklerine göre Gudrun ile anlaşmazlığa düştükten sonra havlu ipleriyle kendini asmıştı ama intihar süsü verilen cinayet olduğunu düşünenler de vardı. Tabii bu süreçte örgüt üyeleri mahkeme önünde yargılanmaya devam ediyordu.
İkinci nesil üyeler de dışarıda faaliyetlere devam ediyordu. Önemli kişileri kaçırıp öldürüyorlardı ve bu içerideki üyelerin pek işine gelmedi çünkü iletişimleri kesildi, hücrelerine kilitlendiler ve elektrikleri de kesip dış dünyayla bağlantıyı tamamen kopardılar.
Aynı gün hepsi intihar etti. Kimileri Ulrike için de söyledikleri gibi intihar süsü verilmiş cinayet olduğunu söyledi kimileri de intiharı kendilerinin gerçekleştirmiş olduğunu söyledi. Sanırım içlerinden biri kurtulmuştu ve ilk söylenenin gerçek olduğunu söylemişti çünkü birbirleriyle iletişim bile kuramıyorlardı aynı gün intihar etmeleri çok fazla tesadüf olurdu.
Örgüt faaliyetlerine 1998 yılında tamamen son verdiğini açıkladı.
Düşününce RAF'ın haklı yanları vardı sadece fikirlerini sergileme biçimleri yanlıştı. ABD'nin emperyalizmine karşı çıkıyor sırf destekçi olmamak için Almanya'nın NATO'dan çıkmasını bile istiyor ama kendi ülkesinde sivillerin ölümüne sebep oluyorlardı. Kendileriyle de çelişiyorlardı.
Bir yerde terör faaliyetlerinin engellenmesi için kurulan ekip kendi aralarında konuşurken biri "Özel Tim kuralım" diyor fakat diğeri "Teröre terörle mi karşılık verelim yani?" diyor. Haklı.
Biri "Örgütün terör estirmesinin sebeplerine inelim onları çözmeye çalışalım." diyor diğeri "Kurbanların ve yakınlarının bunu olumlu karşılamayacağını, katillere özel bir statü kazandırdıkları için devlete düşman kesileceğini" söylüyor. Yine haklı.
Peki ne yapılmalı?
Burada şeyi fark ettim. Ne kadar doğru düşünceyi savunurlarsa savunsunlar sırf terör örgütü olduğu için düşüncelerinin doğru olmadığını kabul ediyorlar. Mesela RAF İsrail'in Filistin'e yaptığı zulümlerin yanlış olduğunu ve Amerika'nın bunu desteklediğini savunurken sırf onlar savunuyor diye bunun yanlış bir şey olduğunu kabul etmiyorlar.
55 yıldan fazla bir süre olmuş İsrail hala Filistin'e zulmediyor ve kimse bir şey yapmıyor.
Zaten ne demişler: " Dünyada savaşlara ve soykırımlara sebep olan bu gibi kişiler benzer bir vahşetle kendi evlerinde yüzyüze kalınca donakalıyorlar"
Bu arada anlamadığım bir şey; Filistin Kurtuluş Örgütü madem eğitim verecek seviyede güclü bir örgüt yani onlardan eğitim alanlar bu kadar terör estirebiliyor neden aynı şeyi kendileri yapamıyorlar?
Neysee..
Film Almanya'nın 70'lerdeki sürecini ve tutumunu anlatan güzel bir filmdi ve kaliteliydi de.
Bu arada ilk defa Alman yapımı bir film izledim ve konuşma tarzları çok hoşuma gitti film bittikten sonra meşhur damar reisi açıp dinlemeye başladım Almanca şarkılar da hoşuma gitmeye başladı galiba. Şarkı önerilerinizi seve seve kabul ederim 👉🏻👈🏻