Hayal gücümün bir sınırının olmaması zaman zaman beni ürkütür. Az önce hangi güç tarafından geri çağrıldığını bilmediğim çocukluk anılarım görüntü kesitleri halinde akın etti. Son zamanlarda sıklaşan bu gibi anlarda kendimi şu “özel çocuk” mitine inanırken buluyor, gizli bir narsist…devamıHayal gücümün bir sınırının olmaması zaman zaman beni ürkütür.
Az önce hangi güç tarafından geri çağrıldığını bilmediğim çocukluk anılarım görüntü kesitleri halinde akın etti.
Son zamanlarda sıklaşan bu gibi anlarda kendimi şu “özel çocuk” mitine inanırken buluyor, gizli bir narsist olduğumdan şüpheleniyorum.
Gelen kesitlerden birinde banyo fayanslarına sıçrayıp biriken su birikintilerine parmak uçlarımla, bir cerrahi işlemin gerektireceği özenle şekil verir; damlalardan insanlar ve haliyle hikayeler yaratırdım.
Bunu anneme utana sıkıla “itiraf etmiştim” çünkü su en çok tüm pisliğin biriktiği gider yakınlarında olurdu ve hikayelerim için orası elverişli alanlar sayılırdı.
Çamurla değil de daha formsuz olan suyla oynayan çocuklardandım yani.
10 yaşına kadar elini tutarak uyuduğum annemin baş parmağı ve işaret parmağı arasındaki ince ve yumuşakça deriyle oynardım, orada bir çiftlik bile kurmuştum.
Annemin avucunun içindeyse ne hasatlar yapardım hatırlarım.
Annelerin eli en verimli ekin alanları değil midir zaten?
Bütün bu oyunları yalnızlıktan mı yaratmıştım yoksa özel bir anlam atamaya gerek olmayan çocuk dünyasına mı dairdi bunlar?
Belki de sadece su şekil vermesi çamura nazaran daha kolay olan bir şeydi, annemin yumuşak eli de bırakasımın hiç gelmediği bir bağlantı noktasıydı.
Bir keresinde de kapının ışık sızan altından o zamanlar adını bilmediğim bir su hayvanı sürüsü görmüştüm. Rüya mıydı ya da ateşim mi çıkmıştı bugün hâlâ bilemiyorum.
Babam kapının diğer tarafından geçenlerin ayaklarının gölgelerini gördüğümü iddia etmişti.
Daha sonra tezahür eden o hayvana deniz atı denildiğini öğrenecektim.
Evimizde de artık hiçbir evde olmayan üstü tırtıklı tavanlarımız vardı.
Orada da bana göz kırpan suratlar olacaktı.
Neyse ki yetişkinliğimde şizoid bir şeye dönüşmedi bu özelliğim.
Hatta şanslı da sayılabilirim.
Kimden miras kaldığını bilmediğim bu zihnimdeki bir hayli canlı kurgusal görüntülerle hiç gitmediğim ülkeleri baştan sona gezebilirim, en ulaşılmaz insanlarla sevişebilirim.
Ama aynı zamanda gerçeklik denilen şey pamuk ipliğine bağlı ve ben insan zihninin ürünü olan “hikaye”lere sığınıp yıllar kaybedebiliyorum.
Gerçek dünyada karşılığı yıllar olabiliyor ve sırf bu yüzden hayatımın yakın geçmişi sayılan son 6 yıla dair hiçbir anıyı geri çağıramıyorum.
Bunu o dönemler ağır ilaçlar etkisinde olduğumdan algılarımın kapalı olmasına ve sadece hayatta kalma modunda olduğuma bağlayanlar var.
Ben uzun bir zamandır bu hafıza sorunsalını bana uygulanan ekt gibi alternatif görülen tedavi protokolünün bir yan etkisi olarak bildim.
Tıp bilimini suçlamak kolaydı.
Nihayetinde evet ben bir hikaye anlatıcısıyım ama güvenilmez anlatıcı dedikleri kategoriden sayılmalıyım.