Ah pis, ayyaş ve üzümlü kekim! Hakan Günday, Kinyas ve Kayra’da ‘’Eskiden Rimbaud okurdum. Şiirleri nefes almamı kolaylaştırırdı.’’ demişti. Sanırım ben de aynı şeyi Bukowski için söyleyebilirim. Yorucu bir gün geçirdikten sonra üniversitenin kütüphanesinde birkaç saat Bukowksi okumak o kadar…devamıAh pis, ayyaş ve üzümlü kekim! Hakan Günday, Kinyas ve Kayra’da ‘’Eskiden Rimbaud okurdum. Şiirleri nefes almamı kolaylaştırırdı.’’ demişti. Sanırım ben de aynı şeyi Bukowski için söyleyebilirim. Yorucu bir gün geçirdikten sonra üniversitenin kütüphanesinde birkaç saat Bukowksi okumak o kadar iyi gelirdi ki…
Bukowski'nin gerçek bir edebiyatçı olmadığını söyleyen eleştirmenler var. Belki de haklılardır çünkü Bukowski basit ve kolay anlaşılır yazılar yazar çünkü Bukowski’nin kendisi bir edebiyattır. Aylaklığın, ayyaşlığın ve acıların arasında hissedilen hazları ve mutlulukları o köhnemiş kalbinden ve anılarından sökerek yazmıştır. Zaten bu bağlamda kendisi de Jack London ve Ernest Hemingway gibi ‘’sıkı yazmasını sıkı yaşamalarına’’ borçlu olan yazarlara hayranlık besler.
Küfürden, cinsellikten ve bayağılıktan iğreniyorsanız Bukowski okumanızı önermem. Ama hayatın boktan yönleriyle az biraz karşılaşmış ve bu konu hakkında yeterince konuşulmadığını düşünüyorsanız kesinlikle Bukowski okumalısınız. Size bok gibi hissettiren insanları anladığınız için onlara kızamadığınız, kendinizi anladığınız için de bok gibi hissettirdiğiniz insanlara üzülemediğiniz bir konfor alanıdır Bukowksi. Her neyse. İşte sizin için çok sevdiğim birkaç Bukowski alıntısı:
“Hiç kimseye yazar olmasını öğütlemem. Yazmak aklını kaçırmasını engelleyen tek şey değilse. O zaman, belki değer.”
‘’O kadar kötü olmadığımı düşünüyordum Elbette, benim gibi adamlar genellikle öyle düşünür.’’
“Kendi tarzımda masumum, Lydia; diye geçirdim içimden. Kendi tarzımda sadığım.“
‘’Aç bir yazar olunabilirdi ama aç ve içen hayır, hiçbir şey için bağışlanmaz ayyaşlar Ama dünya hızla üstünüze kapanıyorsa iyi bir dosttur şişe.’’
(yakın dostu ve editörü Jon’un ölümü üzerine) "Jon Edgar Webb’in mucizesi; eski sabıkalı, eski yazar, eski editör… Şimdi gökyüzü biraz alçalır ya da caddeler çatlayıp yarılır ya da dağlar sallanır gibi geliyor bana. Olmuyor ama. Tarih artık, tarih ve oyun devam eder. Yeni bir deste. Yeni bir içki. Ve hüzün. Dayanıklı yapmamışlar bizi, ve ne kadar çok ziyan ediyor, ne kadar çok hata yapıyoruz. Bak, Jon, sırıttığını görebiliyorum… Buke’un senin için yazacağını biliyordun. Soğuk şimdi ve dışarıda beyaz bir Corvette kaldırma yanaşıyor ve çok güzel bir kız iniyor. Anlamıyorum.”
"Para seks gibidir," dedim, "olmayınca önemi artar..."
‘’Yaşam ne anlar ki yıllardan. Havai fişekler ve gökgürültüsü sustu… her şey beş dakika içinde sona eriyor… Sadece yağmuru duyuyorum palmiye yapraklarında ve düşünüyorum, İnsanları hiçbir zaman anlayamayacağım. Ama yaşayıp atlattım işte.’’
(Şiltelerin ve çarşafların Atilla’sı!)
“Şimdi tek kadınla takılıyorum
Ve ona ihanet etmiyorum
Kolaylıkla düzülebileceğini keşfettiğinde
Başka kadınları düzmenin
Ve tuvaletlerini ve duşlarını
Ve havlularını ve içlerini
Ve düşüncelerini ve duygularını
Kullanmanın gereksiz olduğunu
İdrak ediyorsun.”