Spoiler içeriyor
"445.000 yıl kadar önce başka bir gezegenin astronotları altın aramak amacıyla dünyaya geldiler. dünya'nın denizlerinden birine iniş yapıp kıyıya çıktılar ve eridu'yu, ''uzaklardaki yuva'' yı kurdular. zaman içinde, bu ilk yerleşim bir uçuş kontrol merkezi, bir uzay limanı, madencilik operasyonları…devamı"445.000 yıl kadar önce başka bir gezegenin astronotları altın aramak amacıyla dünyaya geldiler. dünya'nın denizlerinden birine iniş yapıp kıyıya çıktılar ve eridu'yu, ''uzaklardaki yuva'' yı kurdular. zaman içinde, bu ilk yerleşim bir uçuş kontrol merkezi, bir uzay limanı, madencilik operasyonları ve hatta mars'ta kurulan bir ara istasyon birlikte tam bir dünya misyonuna dönüştü.
işgücü açısından az sayıda olan astronotlar, ilkel işçiler -homo sapiens- oluşturmak için genetik mühendislik uyguladılar. yeryüzünü devasa bir afetle silip süpüren tufanla taze bir başlangıç yapmak gerekti; astronotlar tanrılara dönüşürken insanoğluna uygarlığı anlatıp ona nasıl tapınacagını öğrettiler. derken, elde edilen her şey dünyaya gelen bu ziyaretçilerin kendi aralarındaki rekabet ve savaşlar sebebiyle ortaya çıkan bir nükleer felaket yüzünden yaklaşık dört bin yıl önce darmadağın oldu.
tüm bu olaylar tanıklarından biri olan ve gerçekten olaylardan baş rolü oynayanlardan biri ilk astronot grubuyla birlikte suya iniş yapan liderdi. o sıralarda unvanı e.a., yani ' evi su olan ' idi. dünya görevinin komutasının üvey kardeşi ve rakibi olan en.lil 'e (' emirler efendisi ') verilmesiyle hayal kırıklığına uğradığında ona en.ki, 'yer'in efendisi ' ünvanı verilip yaşadığı utanç biraz hafifletilmişti. tanrıların şehirlerinden ve onların e.din (‘aden’) ‘deki uzay limanından uzaklaştırılıp kendisine ab.zu’daki (güneydogu afrika’daki) altın madenlerini denetleme gorevi verılen kişi, büyük bir bilim adamı olan ea/enki’ydi ve orada, o bölgede yasayan insansı yaratıklara rastgeldi. altın madenlerınde çok güç şartlarda çalışan anunnakiler isyan edip ‘bizden bu kadar ‘ dediklerinde, gereken işgücünün genetik mühendislik sayesinde evrimi zamanından önce hızlandırarak elde edilebileceğini fark eden oydu;
böylece adem (‘arz’dan olan’, dünyalı) ortaya çıktı. bir melez olan adem üreyemiyordu; aden bahçesindeki adem ve havva’nın kutsal kitapta yansıyan hikayesi enki tarafından yapılan ikinci genetik müdahaleyi ve böylece cinsel yolla ureme için gereken ekstra genlerın eklenmesini anlatmaktadır. ve giderek çoğalan insanoğlunun hayal edilen tarza uymadığı ortaya cıktığında, erkek kardesi enlil’in yaptığı ve insanoglunun tufan sırasında ortadan kalkmasına izin verecek olan plana –o sırada yaşananların kahramanı kitabı mukaddes’te nuh ve çok daha eski tarihli orijinal sümerce metınde ise ziusudra olarak anılır- karsı cıkan yine enki’ydi.
nibiru’nun hükümdarı anu’nun ilk erkek cocugu olan ea/enki kendi gezegeni (nibiru) ve sakinlerinin geçmişi hakkında cok bilgi sahibiydi. başarılı bir bilim adamı olan ea/enki anunnakilerin ileri bilgisinin en önemli kısımlarını (sırasıyla, mısır tanrıları ra ve tot olarak bilinen) marduk ve ningişzidda adlı oğullarına miras bırakmıstı. ama seçilmiş bireylere tanrıların sırlarını öğreterek bu ileri bilginin belirli kısımlarının insanoğluyla paylaşılmasına da aracı oldu. en azından iki örnekte, bu inisiyeler söz konusu ilahi oğretileri insanoğlunun mirası olarak (onlara söylendıgı gibi) yazıya geçirdiler. bunlardan biri, enki’nin muhtemelen bir dünyalı kadından olan oglu adapa’ydı; onun zamana ilişkin yazılar başlıklı bir kitap yazdığı bilinir ve bu, kayıp kitapların en eskilerinden biridir. enmeduranki adındaki diğeri ise büyük olasılıkla, kutsal kitapta ilahi sırları içeren kitabı oğullarına emanet ettikten sonra göğe alındıgı anlatılan hanok’un esas örneğiydi.
bu kitabın bir versiyonunun kutsal kıtap dışında bırakılan hanok kitabı’nda günümüze dek gelmiş olması büyük bir olasılıktır. anu’nun ilk erkek evladı olmasına rağmen enki’nin kaderinde, babasına ardından nibiru’da tahta cıkmak yoktu. nibiruluların çapraşık tarihinden yansıyan karmaşık ardıllık kuralları bu ayrıcalığı enki’nin üvey kardeşi enlil’e vermekteydı. bu acı çatısmaya çözum aranırken enkı ve enlil kendilerini, nibiru’nun giderek incelen atmosferini korumak amacıyla bir kalkan olusturmak için altınına ihtiyaç duyulan yabancı bir gezegene gitme gorevinde buldular. anunnakilerin baş tıp subayı olan üvey kızkardeşleri ninharsag’ın adı dünya’ya gelişi ile daha karmaşıklaşan bu geçmiş nedeniyledir ki enki, tufan bahane ederek insanoglunun yok olmasına izin vermek isteyen enlil’in planını bozmaya karar vermişti.
çatışma bu iki üvey kardeşin oğulları arasında, hatta torunları arasında da sürdü; aslına bakarsanız bunların hepsi, özellikle de dünya üstünde doğanlar çok uzun yörungesi sayesınde nibiru’nun sağladıgı uzun yasam sürelerini kaybetmekle karşı karşıyaydılar ve bu durum da onların kişisel ıstıraplarına eklenip hırslarını körüklemekteydı. tüm bunlar m.ö. üçüncü binyılın son asrında, enki’nin resmi eşinden olan oğlu marduk, dünya’yı miras alacak olanın enlil’in ilk erkek evladı ninurta değil de kendisi oldugunu iddia ettiğinde zirveye ulastı. bu şiddetli çekişme sırasında yaşanan bir dizi savaş, en sonunda nükleer silahların kullanılmasına yol açtı; sonrasında ise hiç istenmeyen sonuç, sümer uygarlıgının yok oluşu oldu.
seçilen bireylerin tanrıların sırlarına inisiye edilmesi rahiplik kurumunun, ilahi sözleri ölümlü dünyalılara aktaranların, tanrılar ve insanlar arasındaki aracılar silsilesinin başlangıcını belirledi. ilahi sözlerin yorumlanışları olan kehanetler, işaretler görmek amacıyla göklerin gözlemlenmesiyle birleşti. insanoğlu tanrısal çatısmalarda giderek daha çok taraf tutar hale geldikçe "kehanet" büyük bir rol oynar oldu. aslında, gelecekte yaşanacakları açıklayan tanrıların bu gibi sözcüklerini anlatmak için kullanılmaya başlanan nebi kelimesi, marduk’un ilk erkek evladı olan ve sürgün edilmiş babasının adına insanoğlunu, gökteki işaretlerin marduk’un hükümdarlığının geldiğine ikna etmeye çalışan nabu’nun unvanıydı.
bu gelişmeler, kısmet ile kader arasında bir fark gözetilmesi gerektiğini iyice netleştirmişti. enlil’in, hatta bazen anu’nun eskiden hiç sorgulanmayan bildikleri artık nam, yani rotaları belirlenmiş ve değişmez olan gezegen yörüngeleri gibi olan kader ile nam.tar, yani bozulabilen, değiştirilebilen bir kader olan kısmet arasındaki farkın irdelenmesine tabi tutulmaktaydı. olayları gözden geçirip oluş sıralarını hatırladıklarında ve nibiru’da olanlar ile dünya‘da meydana gelmiş olanlar arasındaki bariz koşutlugu gören enki ve enlil aslında neyin mukadder olup kaçınılmaz olabileceği, iyi ve kötü kararların ve hür iradenin sonucunda kısmete neyin düştüğü konusunda derinden düşünmeye başladılar. ikincisi önceden tahmın edilemezdi; birincisi ise, olmus olan tekrar olacaksa, başlar ayrıca son da olacaksa önceden görülebilirdi.
nükleer yıkımla gelen o en kritik devre anunnaki liderleri arasındaki içsel sorgulamayı yogunlastırdı ve felakete uğramış insan kalabalıklarına olayların niçin böyle geliştiğini açıklama ihtiyacını güçlendirdi. olanlar mukadder miydi yoksa anunnaki eliyle olusan kısmetin sonucu muydu yalnızca? sorumlu tutulabilecek birileri var mıydı?
felaketin arifesinde toplanan anunnaki meclislerinde, yasaklanmış silahların kullanılmasına tek başına muhalefet eden kişi enki’ydi. dolayısıyla, geriye kalan ıstırap içindeki insanların aslında iyi niyetli olan uzaylı varlıkların destanındaki bu dönüm noktasında onların nasıl olup da yıkıcılar haline geldikleriniaçıklamak enki için çok önemliydi. kim buraya ilk gelen ve her şeye tanık olan ea/enki’den daha uygun olabilirdi ki; gelecek önceden görülebilsin, diye geçmişi anlatmaya? ve her şeyi anlatmanın en iyi yolu enki tarafından, ilk ağızdan verilmiş bir rapor olurdu.
onun özyaşanan öyküsünü kayda geçirdiği kesindir çünkü nippur kütüphanesınde ( en azından on iki tablet kaplayan ) uzun bir metin keşfedilmiştir ve enki’den şunu nakleder:
dünya’ya yaklaştıgımda,
çok fazla sel vardı.
onun yeşil çayırlarına yaklaştıgımda,
tepecikler ve tümsekler birikip yığıldı
emrimle.
evimi saf bir yerde kurdum.
evime uygun bir ad verdim."