kahve, kitap, yağmur ve ince memed.. "𝐝𝐮𝐯𝐚𝐫𝛊𝐧 𝐝𝐢𝐛𝐢𝐧𝐝𝐞 𝐫𝐞𝐬𝐦𝐢𝐦 𝐚𝐥𝐝𝛊𝐥𝐚𝐫. 𝐚𝐤 𝐤𝐚𝐠̆𝛊𝐭 𝐮̈𝐳𝐞𝐫𝐢𝐧𝐝𝐞 𝐭𝐚𝐧𝛊𝐲𝛊𝐧 𝐛𝐞𝐧𝐢.." yağmurun usul usul çıkardığı şıp şıp sesleriyle zihninizde çalan melodinin birleşip ahenkle raks ettiği, üstünüze geçirdiğiniz hırkanın kol kısmını avuç içinize kadar çekip derince toprakla…devamıkahve, kitap, yağmur ve ince memed..
"𝐝𝐮𝐯𝐚𝐫𝛊𝐧 𝐝𝐢𝐛𝐢𝐧𝐝𝐞 𝐫𝐞𝐬𝐦𝐢𝐦 𝐚𝐥𝐝𝛊𝐥𝐚𝐫.
𝐚𝐤 𝐤𝐚𝐠̆𝛊𝐭 𝐮̈𝐳𝐞𝐫𝐢𝐧𝐝𝐞 𝐭𝐚𝐧𝛊𝐲𝛊𝐧 𝐛𝐞𝐧𝐢.."
yağmurun usul usul çıkardığı şıp şıp sesleriyle zihninizde çalan melodinin birleşip ahenkle raks ettiği, üstünüze geçirdiğiniz hırkanın kol kısmını avuç içinize kadar çekip derince toprakla karışık yağmur kokusunu solumanın verdiği hazzı size tarif etmek mümkün müdür acaba?
Bütün bunları yaparken gözleriniz hızla kelimeler arasında akıyor ve kendinizi ortamdan soyutlanmış hissediyorsunuz. Her okuduğunuz cümleyi zihni hayalinizde tasavvur etmeye çalışırken bir yandan eserin bu kadar gerçekçi işlenmiş olmasına hayret ediyorsunuz. Daha önce İç Anadolu'yu böylesine izah eden herhangi bir kaynak görmediğinizden sayfalar elinizden kayıp gidiyor ve sizde müthiş bir okuma keyfi sürüyor.
Anlattıklarımı tamamıyla yaşadığım kitap olan ince memed'i elbette tanımayan yoktur. O, Çukurova'nın yoksul köylerinden birinde yaşayan, Abdi Ağa'nın hüküm sürdüğü topraklarda hakkı ezilen, hakkı yenen köylülerden yalnızca bir tanesidir.
Daha küçük yaşlarda köydeki adaletsizliğe ve baskıya dayanamayıp kaçan bir süre sonra da yakalanan kişidir ince memed. Onun damarlarında akan kan bu hükümranlığın doğru olmadığını, bir şeylerin yanlış olduğunu söyler. Ve memed, mensubu olduğu köy halkının vatandaşlarından ayrı olarak Abdi Ağa'ya karşı baş kaldıracaktır.
Abdi denilen illet adamı okurken o kadar öfkeliydim ki okumayı bırakıp sakinleşmek için ara verdiğim zamanlar oldu. Öfkelenmemin ayrı bir sebebi de gerçekten böyle adamların(?) var olduğunu bilmemden kaynaklı...
Memed'i ve onun karakter gelişimini okumak harikaydı, Yaşar Kemal bizi uzuunca bir serüven yolculuğuna kattı bu kitabıyla.
Sıkıldığım tek yer olmayan, olağanüstü bir hızla bitirdiğim bu kitabı şayet hâlâ bilmeyen, okumaktan kaçınan kim varsa bir şans vermesini öneririm. Gerçekten pişman olmazsınız.
Seriye hemen devam eder miyim bilmiyorum ama kitaptaki bazı unsurların üzerimde bıraktığı kalıcı etkileri sindirmek biraz sürebilir. Öyle bir kitap ki daha önce duymadığınız bir bitkiden iliğiniz kemiğinizle nefret etmenizi*sağlıyor.
(*nefret etmek belki de yanlış bir kelime seçimidir ancak ben kitapta ne zaman devedikenini göreyim orada aklıma Memed'in çektiği acılar gelmesin. mümkün müdür ki böylesi?)
“Bir türkü duyulur... Gecede başka türlü, gündüzde başka türlüdür. Çocuk söylerse başka tatta, kadın söylerse... Genç söylerse başka türlü olur, yaşlı söylerse... Dağda söylenirse başka, ovada, ormanda, denizde başka türlüdür. Hep ayrı ayrı tattadır. Sabahleyin başka, öğle, ikindi, akşamlayın başkadır.”
“Haa ne diyordum, hemencecik hepsiyle tanışıp, ahbap olayım deme. Bir zayıf damarını keşfederlerse ömrünün sonuna kadar rahat edemezsin. Onların yanlarında on paralık onurun kalmaz. Gün geçtikçe hepsini iyice tanırsın. İnsanları sözleriyle değil, hareketleriyle ölç..! Ondan sonra da arkadaş olabileceğin insanı seç. İpin ucunu bir verirsen ellerine yandığın günün resmidir.."